SIRAT KÖPRÜSÜNDEKİ SORULAR?
*S.Demirel için yaratılan 5+5 formülü niçin çökertildi?
*Ecevit nasıl, DSP parçalanarak tasfiye edildi?
*D.Bahçeli, Genel Seçime 1,5 yıl varken ve partisinin baraj altında kalacağı belli iken, niçin ülkeyi erken seçime götürdü?
*D.Baykal, kendi partililerinden dahi esirgediği olağanüstü desteği, ne karşılığında RTE ’’ye verdi ve onun Başbakanlık yolunu açtı?
*D.Bahçeli, kendisinden talep olmadığı halde, niçin durup dururken Abdullah Gül’’ün Cumhurbaşkanlığı yolunu açtı?

Hangi güç ve hangi ilişkiler bu olayları gerçekleştirebilir? Bu sorunun yanıtını bulmak için, önce yukarıdaki sorulara kısa ve olabildiğince net cevaplar verelim;

*Sayın Demirel, şu an dünyadaki yaşayan en tecrübeli liderdir. Demirel’’i seversiniz, sevmezsiniz ama Demirel’’e Türkiye’’nin aleyhine olabilecek hiçbir uluslar arası oyunu yutturamazsınız. Ayrıca Demirel’’in toplumu ayağa kaldıracak, bilgilendirecek müthiş bir becerisi vardır. BOP gibi bir senaryonun Türkiye ayağını, Demirel gibi biri Cumhurbaşkanı olduğu müddetçe gerçekleştiremezsiniz. Bu yüzden Demirel tasfiye edilmeli idi ve hırsları büyük, akılları küçük adamlar tahrik edilerek bu anayasa değişikliğine oy verdirilmedi. Sonucunda bu yaşayan ’“hafıza’” Türk Devletinin hizmetinden uzaklaştırıldı.

*Sayın Ecevit son ABD seyahatinde, Pentagon’’un Irak politikasına karşı çıktı. ABD’’nin Irak’’ı işgal etmek istemesine onay vermeyeceğini açıkça söyledi. Türkiye’’nin hemen yanındaki komşusunu ele geçirmek için, bu anlayıştaki bir Başbakan’’ın Türkiye’’nin yönetiminde bulunmaması gerekirdi! Herkesçe bilinen medya patronları, Amerikalı Kemal Derviş ve Uluslar arası Politikadan hiç anlamayan asker ve akademisyenlerin katkılarıyla senaryo tamamlandı ve Ecevit sistem dışında bırakıldı!

*İkinci sorudaki işlemin tamamlanması için, ülkenin erken seçime götürülmesi şarttı. D.Bahçeli’’nin Milli hassasiyetleri tahrik edildi. Çeşitli anketlerle Bahçeli’’ye MHP’’nin oyunun % 18- %20 olduğu inandırıldı. Genel seçime daha 1,5 yıl varken ve ekonomik programın olumlu sonuçları henüz toplanmadan erken seçim kararı alındı. Artık, Ilımlı İslam’’ın önü açılmıştı. ABD’’ ye verilen garantiler zaman içinde ortaya çıkacaktı’…
*Deniz Baykal gibi Türkiye’’nin en tecrübeli liderlerinden biri; ’“Siyasi geçmişini çok iyi bildiği, daha önce bulunduğu bütün partiler Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış, Laik Cumhuriyete en önemli tehditlerinden birini oluşturacak kişiye’” kanunları ve siyasi teamülleri de zorlayarak, ne karşılığında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı yolunu açtı? İstanbul’’da Deniz Baykal ve Recep Tayyip Erdoğan’’ın baş başa yedikleri yemekte konuşulanlar neler idi?Bu ikili konuşmanın birileri tarafından kaydedilmediğini düşünmek mümkün müdür?

*Anayasa Mahkemenin kararı ortada dururken, AKP Cumhurbaşkanlığı seçimi için uzlaşmaya hazırken, Bahçeli aniden MHP’’nin yetkili kurullarına danışmadan, Cumhurbaşkanlığı seçimi için Meclise katılacaklarını söyledi ve Tayyip Bey’’in ’“Kardeşim Abdullah’” dediği Abdullah Gül’’e Çankaya Köşkünün yolunu açtı. Bahçeli’’ye siyasi hayatının en önemli ikinci sapmasını yaptıran kimlerdi?
Yukarıdaki yazdıklarımız, gerçekleştikten sonra Türkiye’’de ve çevremizde 2003 yılından beri yaşananları, savaşları, milyonlarca Müslüman’’ın öldürülmesini, Irak’’taki Türkmen kardeşlerimizin Barzani eşkıyasının insafına bırakılmalarını, Irak’’ın fiili olarak üçe bölünmesini, Kürt Devletinin kurulmasını, Terör Örgütü yöneticileri ile Türkiye Cumhuriyeti Devlet yetkililerinin AKP talimatıyla pazarlık yapmalarını, AKP’’ye dikte ettirilen saçma sapan açılımları, Habur rezaletini, Ermenistan’’la yaşadıklarımızı, her gün toprağa verdiğimiz şehitlerimizi , stratejik tesislerimizin yıllık karı karşılığında elden çıkarılmasını, fakirin daha da fakirleştiğini, sadaka kültürünün, yeniden topluma yerleştirilmesini, Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluklarını, ailece zenginleşmeleri beraberce yaşadık, gördük’…

Tarikat ve Cemaatlerin, Anayasanın 174. Maddesine rağmen devletin çok önemli kadrolarını ele geçirdiğini, Bakanlıkları paylaştıklarını, ’“kanaat önderi’” ismi altında bunların adeta birer sivil toplum örgütü haline getirildiklerini gördük’….
Ülkeyi tek başına yönetme yetkisine sahip AKP’’nin, ’“Laiklik karşıtı eylemlerin odağı’” haline geldiği için Anayasa Mahkemesi tarafından mahkum edildiğini yaşadık. Sonra, Anayasa özürlü bu partinin, tek başına, toplumsal uzlaşma aramadan, Yargıyı tamamen iktidara bağımlı hale getirecek Anayasa değişikliklerini millete dayattığını gördük.
Türkiye’’de bir ’“korku paranoyası’” yaratan AKP İktidarının, insanların telefonlarını, özel hayatlarını yargı kararı olmadan dinlettiğini, izlettiğini gördük. Ne ile suçlandığını bilmeden, aylaca hapis tutulan suçsuz insanların haysiyetlerinin çiğnendiğini gördük’…
Bu tek adam faşizmine giden bir yoldu. ABD ve AB’’nin Türkiye’’ye zorla giydirmeye çalıştığı ’“Ilımlı İslam’” üzerimize uymamış, dikişleri patlamıştı. Bunu da gördük.
Bunu sadece bizler değil, Türkiye’’nin Amerika’’da yaşayan, aynı zamanda ABD vatandaşı olmuş, vatandaşları da çok iyi gördüler. Bu kişiler, yaklaşık üç-dört ay önce Başkan Obama’’ ya kadar ulaştılar ve Türkiye’’ de yapılanların bir demokratikleşme hareketi olmadığını aksine, tek adam faşizmine gidilmekte olduğunu, ılımlı İslam diye bir saçmalık olamayacağını, bunda ısrar edilirse, aynen İran’’daki gibi bir rejimin Türkiye’’ ye hakim olacağını anlattılar ve ABD Üst yönetimini ikna ettiler.

Görebildiğimiz kadarıyla, bölgemizde ve üzerimizde hesabı olanlar, ciddi biçimde politika değişikliğine gittiler. Başbakan olmadan, ABD Başkanı tarafından Beyaz Saray’’da ağırlanan ve onlardan icazet alma yanlışlığını yapan Tayyip Bey’’in üzerini çizdiler. Cüneyt Zapsu’’ nun deyişiyle ’“delikten aşağıya attılar! Tayyip Bey, ABD Başkanlarıyla yaptığı ikili görüşmelerde, zabıt tutacak devlet yetkililerini toplantılara almadı. Bu yüzden Türk Milleti konuşulanları, başka milletlerin resmi tutanaklarından ileride öğrenecek. Dış Politika’’da buna ’“Tarih Kaçakçılığı’” denir.
Defalarca yazdım. Dünyanın değişmeyen ve her yerde geçerli olan doğruları vardır. Bunlardan en önemlisi şudur; ’“KİRALIK KAFANIN BEDELİ, KÖLELİKTİR’”.
Kendi ülkesini yönetmek için, başkalarıyla antlaşma yapanların sonu, işleri bittiğinde ya üzeri çizilmektir, ya da deliğe süpürülmektir.
Baykal’’ın gidişini, çok yakın zamanda MHP’’de yaşanabilecek gelişmeleri, özetle yazdıklarım çerçevesinde değerlendirmek doğru olur kanısındayım.
Bu arada, Merkez’’de ve Merkez Sağ’’da birleşip bir sinerji yaratmak umuduyla yola çıkan Cindoruk ve Yılmaz ne saçmalıklar yaptıklarının farkındalar mı acaba?Bu ikiliye de buradan son uyarımızı yapalım. Ya akıllarını başlarına alsınlar, ya akıllarını başlarına getirecek biri yakında ortaya çıkar.

Gelişmeleri önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz..