Ziya Gökalp, Türklere Türklüğü anlatan Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyologlarındandır. Atatürk bir konuşmasında Gökalp için ’“Türkçülüğün temel ilkelerini ondan öğrendim’” demiştir.

Meşhur Büyük Mecmua’’yı o çıkarmıştır.
Onlarca eseri olan, bu ünlü Türkolog aslında bir Kürt Zazasıdır.
Doğup büyüdüğü Diyarbakır’’daki evi müzeye dönüştürülmüş, adı bu kentte okullara, caddelere, sokaklara verilmiştir.

1965 yılında bir grup belediye meclis üyesi Ziya Gökalp adının kentten silinmesini isteyen önerge sunar. Yazılı dilekçede şöyledir;
’“Ziya Gökalp bir Kürt olmasına rağmen, kendi halkını inkar ederek, Kürtleri yok saymış, yazılarıyla küçük düşürmüş, binlerce yıllık tarihlerini, sanatını, edebiyatını, kültürlerini, yaşadıkları coğrafyayı, yazılı, sözlü kaynaklarını bildiği halde görmezden gelmiştir. Farklı tarihlerdeki Kürt uygarlıklarına ait arkeolojik bulguları, tarihi yapıtları, yazılı sözlü kaynakları o coğrafyada hiç yaşamamış farklı etnikteki halklara mal etmiştir.
Coğrafya,bitki ve doğal yaşamdaki canlı isimlerini değiştirecek kadar ülke insanını yanıltmıştır.
Yukarıda sıralanan iddiaların tamamı ulusal ve uluslararası bilim kurumlarına kabul edilmiş olup, yazılı kaynaklar ekte sunulmuştur.’”
Önerge, Diyarbakır Belediye Meclisine geldiğinde dönemin Diyarbakır Belediye Başkanı Nejat Cemiloğlu kürsüde şunları söyleyecektir.
’“Beyler.. Ziya Gökalp bir bilim adamıdır. Bilim adamları, sanatçılar, dengbejler (ses sanatçıları) bizim düşündüğümüzü düşünmek, bizim doğrularımız savunmak zorunda değiller. Gökalp Kürtlere ihanet etmişse’…kendi tarihini yağmalamışsa.. bir başka Diyarbakırlı sosyolog çıksın tezlerini çürütsün. Bir düşünürün tezlerini,bir başka düşünür ancak çürütebilir. Yazar, sanatçı ve bilim adamlarını politik arenalarda tartışırsak hata yapabiliriz. Siyasiler, düşünce adamlarını tartışırken daha dikkatli olmalıdır.Tarihi düzenlemek bizim işimiz değildir’”
Önerge reddedilir.
Hemen belirtmeliyim. Cemiloğlu ailesi, Türkiye Cumhuriyetini ilk kuruluş anından beri destekleyen, bölgedeki en büyük aile olmasına rağmen, 1926’’da ve 1936’’da, bölgeden sürgün edildi. Aile sürgün süresince çok büyük acılar yaşamıştı.
Sürgüne gerekçe olarak asimilasiyon projesi gösterilmişti.
Ziya Gökalp’’ı Diyarbakır’’da kimse sevmez. Lakin adı, liselerde, caddelerde, sokaklarda, müzelerde yaşıyor. Adına düzenlen kütüphane yerel yönetimlerin himayesinde sürekli açık ve canlı tutuluyor.
1960 yıllarındaki hoşgörüden sadece bir örnek verdim.
2010 yılının İzmir’’inde neler yaşanıyor ?
İzmir’’in bir Sezen Aksu’’su var.
Kentin ezberini bozan açıklamalarda bulunuyor.
’“Kürtler bu ülkenin gerçeğidir’” diyor.
Demokratik hak ve özgürlükleri savunuyor.
Kürt çocuklarının konserlerinde şarkılar söylüyor.
Demokratik açılımı destekliyor. Referandumda EVET dediğini açıklıyor.
Sanatçı ruhunun derinliklerinden kopan, bölge halkının yaşadığı acıları dillendiriyor.
Sürgündeki Kürt Lider Kemal Burkay’’ın ’“Bir Kedim Bile Yok’” şiirini şarkıya dönüştürüp, milyonların duygularını müzikte dinlendiriyor.
Bu ülkedeki kardeş kavgasına, gencecik çocuklarımıza gözyaşı döküyor,
İzmirli Sezen, medyanın, siyasilerin kışkırtmaları ile doğup büyüdüğü kentte ’“istenilmeyen kadın’” ilan ediliyor.
Babasına bile saldırılıyor.
Adının verildiği sokaktaki levha sökülüyor.
Çankaya mahallesi 145 sokakta sökülen Sezen’’in adı değil ki..
Oradan İzmir’’in hoşgörüsü söküldü.
Not. Sevgili Gönül SoyoğuL.
İzmir’’in Minik Serçesi aç ve
hoşgörüsüz kedilerin önüne atılırken sizin duruşunuzu merak ediyorum.