Seçime çeyrek kala, yaşanılan manzara ortada. Başbakan Erdoğan 'Yasaklar Ülkesi' yapmaya çalıştığı Türkiye'ye yeni bir yasak getirmişti geçen hafta. Buna bir yenisi daha eklendi: Youtube'a erişim de engellendi! Youtube, dünyanın en büyük sosyal video paylaşım sitesidir. Bildiğimiz üzere, iletişim çağının en önemli gereklilik ve getirilerinden biri de sosyal medyadır. Erdoğan'ın 'twitter, mivıttır' dediği Twitter da, dünyada sosyal medyanın en önemli paylaşım sitelerinden biri durumundadır. Adı üzerinde bunların hepsi paylaşım sitesidir. İnsanların düşüncelerini paylaştıkları bir sosyal mecra. Sadece siyasi konularda değil, gündemle ilgili her konudaki düşüncelerini özgürce paylaşabilmelidir kişiler. Elbette bunun da bir sınırı var. Hakarete ve kişilik haklarına dokunmadan, saldırmadan. Böyle bir durum varsa olması gereken, bu suçu işleyenlere yaptırım getirilmesidir.
Demokratik bir ülkenin olmazsa olmaz şartlarından biri de düşünce özgürlüğüdür. Twitter ya da onun gibi paylaşım sitelerinin yasaklanması özgürlüğe kapanan kapıların ne ilki olacaktır ne sonuncusu. Devletin başındaki bu zihniyet hüküm sürdükçe, bunun devamının gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Sadece karanlığa doğru adım adım ilerlediğimizin ürpertisini daha çok yaşıyor olacağız. Özgürlüğe kapanan kapılar çoğaldıkça hissedeceğiz bunu. Her gece, 'Acaba yarın ne olacak, ne yasaklanacak?' korkusu ve huzursuzluğu ile yatağımıza gideceğiz. O yüzden diyoruz ya, 30 Mart Seçimleri yerel seçim olmaktan çoktan çıkmıştır. Hatta bu seçimler, Türk tarihinin en kritik ve en belirleyici yerel seçimidir. Ve biz bu seçimin arifesindeyiz.
Ülkemiz bir yanda yasaklar bir yanda oyunlar ülkesi olmuş durumda ne yazık ki! Çok trajikomik ama 'Acaba hangi yasaklarla karşılaşacağız diye düşünmek bile basit kalabiliyor mesela. Kafalarımızda 'Üzerimizde oynanan oyunlar nedir?' gibi bir soru varsa özellikle. Seçime çeyrek kala yaşananların yasaklardan ibaret olmadığını biliyoruz. Kirli çamaşırlar bir bir ortaya dökülüyor. Tapeler, kasetler, ses kayıtları...Hiçbir dönemde bu derece kirlenmemiştir siyaset! Devletin başbakanının teröristbaşı ile pazarlık yaptığı bile iddia ediliyor kayıtlara göre. Bir yanda da rakip siyasi parti liderinin özel hayatının yine başbakan tarafından siyasi malzeme olarak kullanılması konuşuluyor.
Öncelikle şu konu bilinmelidir ki, özel hayatın gizliliği bir ülkenin sadece başbakanına ya da iktidar partisinin üyelerine yönelik değildir. Bundan dört yıl önce ana muhalefet partisi CHP'nin o zamanki genel başkanı Deniz Baykal'ın istifa etmesine ve siyasetten ayrılmasına neden olan kasetin Başbakan tarafından ortaya sürüldüğü iddia ediliyor. Bu kaset gerçek de olsa, yapılan eylem, özel hayatın gizliliği açısından, açıkça bir komploydu. Ancak Başbakan Erdoğan her zamanki gibi bunu inkar edip kendisine yapılanların montaj ve komplo olduğunu söylüyor. Halbuki Deniz Baykal'a yapılan, bir siyasi liderin özel hayatı ile ilgiliydi. Şu an devletin zirvesinden çıkan ses kayıtları ise siyasi olaylarla ilgili. 17 Aralık 2013 tarihinden beri ortaya çıkan ses kayıtları ve belgeler iktidar partisinde dönen rüşvet ve yolsuzlukları kanıtlamaya yöneliktir. Baykal'a zamanında yapılan, kişinin-doğru ya da yanlış- kendisini ilgilendiren özel konudur. Son çıkan ses kayıtları ise, devleti dolayısıyla milleti ilgilendiren konulardır. Üstelik köylünün-şehirlinin, işçinin-memurun, fakirin-zenginin, emekçinin-işverenin kısaca toplumun her kesiminin hakkının yendiği bir konu söz konusu ise. Hele hele bu durum seçim öncesi yaşanmışsa. İşte o zaman o seçimlerin önemi bin kat daha artmış olur. Aynı oranda seçimde oy kullanacak vatandaşın sorumluluğu da bir o kadar artmış demektir. İddia edilen bu bilgilerin doğru olmadığına ilişkin kanaatler olabilir bazı vatandaşlarda. Ancak ben inanıyorum ki, iktidar partisinin yaptıklarını baştan beri (iktidara geldikleri 2002 yılından itibaren) takip eden her aklı selim vatandaş AKP'nin politikasını da, Başbakan Erdoğan'ın dikta tavrını da içine sindiremez, sindirmemeli.
Seçim bir yargılama aracı değildir. Seçimler o suçu işleyenlerin aklanacağı ya da karalanacağı bir mecra da değildir. Ancak seçim sonuçları siyasetçiye halk tarafından verilecek bir ceza ya da ödül olabilir. Hele ki bu siyasetçiler halkı enayi yerine koymuşsa, seçimler siyasetçiye halk tarafından yapılan en büyük uyarı ve atılacak tokat olmalıdır! Çalışan, namuslu ve dürüst bireyler olarak cevap verelim. Bu iktidar döneminde ne kazandık, ne kaybettik? Asıl önemlisi bundan sonra ne kazanacağız ve neleri kaybedeceğiz? Bunun muhakemesini doğru yaparak gidelim sandıklara. Hizmeti de düşünelim ama her şeyden önce toplumsal vicdanımızın sesini dinleyelim. Yaşadığımız topraklara, bayrağımıza ve özgürlüklerimize sahip çıkmak bizim elimizde aslında.
Seçime çeyrek kala, artık gerçekleri görelim.