Gezi'nin sayısız sihrinden en dokunaklısı 'öteki'ni anlamayı, hiç olmazsa anlamaya çalışmayı bir ev ödevi haline getirmesi…

İşte bu bilinçle yüz binlerce 'eyvallah' duyduk, yüz binlerce helalleşme çabası yaşadık…

'O biçim direnen', direne direne gönüllerde taht kuran oluşumların başında LGBT geliyordu… Öyle bir empati haliydi ki bu İstiklal Caddesi'ne 50 bin kişilik unutulmaz bir Onur Yürüyüşü armağan etti.
Aşk örgütlenmekti ve bedeni ya da ruhuyla orda olan herkes hem fikirdi: Lezbiyenler vardır, gayler vardır, biseksüeller vardır ve transeksüeller vardır!

Bu onurlu mücadeleye omuz verenleri, o gün ya da yıllardır yürüyenleri bir kenara koyarsak; toplumda Gezi'yle var olan LGBT sempatisinin on yıllardır eşcinselleri sadece bir eğlence aracı olarak 'var görme' algısının ötesine geçemediğini anlamak da gecikmedi. (Eşcinsellerin hal ve hareketlerine gülücük atmakla, 'Nerdesin aşkım' diye şakalaşmakla bu onurlu mücadeleyi anladığını, bu dramı kavradığını sanmaktan söz ediyorum)

Ülkenin diğer büyük kentlerine de yayılan tarihi yürüyüşlerin üzerinden sadece bir ay geçti ve yine nefret cinayetleriyle yüz yüzeyiz…

Yanı başımızdan yürüyelim…
İlk önce Dora'ya yıkıldı Onur Yürüyüşü… Evinde yediği sayısız bıçak darbesi O'nun; ajansların vahşet haberinin hemen ikinci paragrafına seks işçisi olmasına dair bilgileri serpiştirerek cinayeti masumlaştırma çabaları da insanlığın ölüm nedeni!

İzmir'deki evinde canına kıyan Doğa… Gördüğü baskı ve şiddet öyle bir hal aldı ki vedasını tavana astığı çamaşır ipiyle yaptı… Doğa kendini mi öldürdü, O'ndan şiddeti hiç esirgemeyen erkek arkadaşı mı katil yoksa O'na yaşam formu olarak sadece karanlık sokakları ve seks işçiliğini sunan toplum mu?

2013'ün Temmuz sonu itibarıyla kara raporu şu: İkisi İstanbul'da, biri Kuşadası, biri de Düzce'de dört trans birey ve iki eşcinsel erkek öldürüldü.
Nefretin yarattığı fotoğrafı 'baweraünnehir'in 'İş verme, ev verme, arkadaş olma, komşu olma, mal satma, yemek servis etme, içki satma, kov, dışla! Sonuç?' şeklindeki Tweet'i mi daha güzel tasvir ediyor, İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği'nden Demet Yanardağ'ın 'Ecelimle ölmek istiyorum' isyanı mı karar veremedim.



Ama emin olduğum bir şey var, sevmek ve saygı duymak yavan artık… Gelinen noktada tüm 'seviyorum'lar 'aslında'larla süslü ve her duyulan saygının bir 'ama'sı var. Her 'öteki'nin asli talebi eşit olmak! İvedilikle eşit bir toplum yaratmalıyız, sonra tamir ederiz o içi boş 'sevme'leri ve yapay 'sayma'ları…

Annemle yaptığım ürkütücü sohbetle bitireyim… LGBT'nin isyanını, direnişe kattığı coşkuyu ve yürüyüşlerini çok beğendiğini ve gönülden desteklediğini söylediğinde 'Ben gay olsaydım ne yapardın?' diye sordum… Şaşırmadım, kaldıramadı 'Annenim, yanındayım' pankartını… 'Aman Allah korusun' diye cevap verdi. Gerçekten gay olsaydım ve bu soruyu 14 yaşımda sorsaydım toplum kapılarını kendi evimden kapatmaya başlamıştı bana… Her ne kadar zamanın Bakanı Aliye Kavaf gibi hastalık tespitini yapıp manevi önlemini almak için söylemiş olsa da annem haklı aslında…

Bu ülkede L, G, B ya da T misin? Aman Allah korusun!