Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 12 Dev Adam'ı 28 milyon TL prim ve 500'er Cumhuriyet Altını ile ödüllendirdi. Hak ettiler. Analarının ak sütü gibi helal olsun basketbolcularımıza. Dünya ikincisi olacağımızı, ABD ile final oynayacağımızı rüyamızda görsek inanmazdık. Rüyamızı gerçek eden basketbolcularımıza minnettarız.
Dünya ikincisi olmanın mutluluğunu yaşarken, midemizi bulandıran olaylar da yaşadık. Yaşanan çirkin şeyler, FIBA'nın bize verdiği 3 bin 200 İsviçre Frangı (Yaklaşık 5 bin lira) cezayla taçlandı! Cezayı, ponpon kızlar yüzünden yedik!
28 milyon TL'nin yanında 5 bin liranın lafı mı olur, demeyin. Olur olur, bal gibi olur.
Takımların aldığı her molada çıkıp, dans eden, seyirciyi coşturan kızlar, Türkiye'nin maçlarında saklanacak delik aradılar. Çünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindeki AKP hükümetinin bireyleri tribündeydi.
Gül ve Erdoğan'ın yuhalanması, devlet büyüklerine saygısızlıktı. Seyircinin o davranışı asla kabul edilemez. Fakat Gül ve Erdoğan, bir başka affedilemez hataya çanak tuttu.
Ponpon kızlar, açık saçık giyiniyorlar, üstelik Ramazan diye Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a gösterilmedi.
Onları seyredenler cehennemlik, görmeyenler cennetlik!
Gül ve Erdoğan'ın izlemediği Türkiye maçlarında ponpon kızları, neredeyse çarşafa sokulup sahaya çıkaracaktık.
5 bin lira, Türkiye Basketbol Federasyonu için bahşiş sayılır, cezayı öderiz, hiç sorun değil.
Fakat bu ceza, sözde demokratik Türkiye'nin ne kadar gerici bir zihniyete sahip olduğunu gösterdiği için üzerinde durulması gereken bir ceza.
Ponpon kızları bir cinsel tema olarak görenlerin Türkiye'ye sürdüğü bir kara lekedir bu.
Ahlak değerlerini saç teli, etek boyu ve göğüs dekoltesiyle ölçen zihniyetin açtığı bir yaradır bu ceza.
Sapıklıkta çağın ilerisinde olan Türkiye, herkese din ahlak dersi veren dini bütün (!) Hüseyin Üzmez vakasını unutmadı.
Daha geçenlerde, 5 çocuk babası bir insan müsveddesi, 11 yaşındaki sporcu kızı tecavüz edip öldürdü. Utanç verici, iğrenç bir olaydı.
Gazetelerin 3. sayfaları, bu tür sapıklık haberleriyle dolu.
Bizim ahlaksızlar, sapıklar, ponpon kızları çoktan geride bıraktı.
Devletimiz iki önemli büyüğü, ponpon kızların kendilerinden saklandığını fark ettiklerinde, ’“Hani ponpon kızlar?Neden çıkmıyorlar?’” diye sormalıydı.
’“Şeyyy efendim, siz varsınız, orucunuz, abdestiniz bozulur diye düşündük’” yanıtını aldıklarında, ’“Olur mu öyle şey! Bize gerici damgası mı vurduracaksınız. Çıkarın ponpon kızları sahaya’” demelerini beklerdik.
Nerede bizde bunu söyleyecek bir babayiğit!
ÜÇ AY ÖNCE NE OLDU?
2016 Avrupa Futbol Şampiyonası'na talip olduğumuzda, Ramazan ayında müsabakaların oynanacağı, Türkiye'nin o dönemde içki içilmesine izin vermeyeceği iddiası ortaya atıldı.
Bu iddiaya, ’“Bu çok yanlış bir değerlendirme. Haksızlık ediyorsunuz’” dedik ama bize inanmadılar, şampiyonayı Fransa'ya verdiler. İnanmamakta haklı olduklarını gördük bu vesileyle.
İşte gerçek ortaya çıktı. Ramazan'da ponpon kızların sahneye çıkmasından rahatsız olan Türkiye, Avrupa Şampiyonası'na ev sahipliği yapsaydı, ellerinden birayı düşürmeyen Avrupalı futbolseverlere nasıl tahammül edecekti?
Malum, ata sporumuz güreşin bir de yağlı olanı var. Kırkpınar'da, yurdun dört bir yanında çayıra çıkar pehlivanlarımız... Vıcık vıcık yağları sürerler, kıspetlerini giyerler, ellerini daldırırlar rakibin poposuna... Kimin eli, kimin kıspetinde, kıspetin neresinde, Allah bilir!
Eğer ponpon kızlar ahlakı zedeliyorsa, yağlı güreşin bundan ne farkı var, biri bana açıklasın.
Pehlivanların kıspet arası arama tarama faaliyetini büyük bir zevkle izleyenlerin, sadece gözle temas kurdukları ponpon kızlardan neden kaçtıklarını anlamakta güçlük çekiyorum.
Görmek istemiyorsan, bakma kardeşim.
Bunlar ne yaptıklarının farkında değiller.
Söyledikleriyle yaptıkları, birbirinin tam zıddı.
Ne oldukları gibi görünüyorlar, ne de göründükleri olmayı başarıyorlar.