Şimdi sizlerden kısa bir süre gözlerinizi kapamanızı istiyorum. 200-250 kişilik bir salona giriyorsunuz ve çevrenizdeki herkes ya akrabanız ya da dostlarınız. Bu kişilerin hepsi sizin hayatınızın önemli kahramanları. Çocukluklarınız birlikte geçmiş, büyük bir akraba gibisiniz. Bu ne kadar mümkün olabilir sizce? Bunun için kimler olmak gerekir? Nasıl bir topluluk böyle bir araya gelebilirler?
Bundan üç yıl önce çok sevdiğim dostum Jano Çavuşoğlu, elime bir bilet tutuşturmuştu, bu gece bizim bir tiyatromuz var gelir misin demişti? Öncelikle 'Amatör Levanten Tiyatrosu'nu hiç duymadığım için merak içinde o gece neler izleyeceğimi heyecanla beklediğimi çok iyi hatırlıyorum. Tiyatro salonuna girdiğimde İzmir'de bu kadar yabancı ülke vatandaşını bir arada görebileceğimi zannetmiyordum. Bambaşka bir dünyaya girmiştim sanki. Onları hayranlıkla izliyordum, çok mutlu oldukları hepsinin gözlerinden okunuyordu. Osmanlı döneminde Avrupa'dan gelerek İzmir'e yerleşen Levantenler, 1600'lü yıllara uzanan tiyatro geleneğini günümüze kadar taşımış olduklarını görmek çok mutluluk vericiydi. Dedelerinin sahnelediği Fransızca ve İtalyanca oyunlarından ilham alan Amatör Levanten Tiyatrosu neredeyse 5 yıldır sanatseverler ile buluşuyordu İzmir tiyatro sahnelerinde…

İzmir'de sayıları geçmişte 18 bini bulan ancak bugün sadece bin kişi kalan Levantenler kısa sürede İzmir'de beğenilen tiyatro grupları arasına girmeyi başardılar. Bugüne kadar çeşitli oyunlar sergileyen bu grubun, kuruluş amacı çok özel. Tamamen 'yardım' amaçlı bir faaliyetler zinciri... 2013 yılında, Van'da deprem olduğunda, 'depremzadelere' katkıda bulunmak için bile tiyatro sergilemişlerdi 'Amatör Levanten Tiyatrocuları'.. Topluluğun kurucularından Ugo Braggiotti, 'ya bir okulun inşaatına yardım edeceğiz ya da orada bir minübüs ile kapı kapı dolaşacağız' demişti. Daha önceki yıllarda EÇEV ve LÖSEV'e bağışlamışlar gelirlerini..

Geçtiğimiz yıl içinde dört buçuk ay boyunca ABD'de Urbana-Champaign'de kaldım. Hayatımda ilk defa yalnızlığın ne demek olduğunu burada anladım. İnsanın çevresinde dostları, akrabaları kısacası sevdikleri olmayınca yaşamın anlamının da çok fazla olmadığını hissettim. Univesity of Illınios, dünya çapında tanınmış ve kabul görmüş bir üniversite..Dünyanın her yerinden gelen binlerce öğrenci ile birliktesin bu ülkede ve bu şehirde.. Yabancı bir ülkede insan farklı oluyor. Hele ki o ülkeye sonradan gelen bir kişi isen daha da zor. Diller, dinler karmaşası yaşarsın. Gittiğin ülkenin şartlarına uyarsın. Buna uymak da zorunlusundur aslında. Her ne kadar kendine ait beklentilerin de olsa, çoğunluğun kuralları geçerlidir azınlıklar için..

29 Ekim Cumhuriyet Balosu etkinliğine katıldığımda ise bir garip hüzün kaplamıştı içimi. ..Çünkü buradaki kişiler artık ne Türk, ne Amerikalı olmuşlardı. Hatta diyebilirim ki, çoğunluğu Amerikalı bile olmuştu. Atatürk portresinin önünde poz verirken hepimiz, onu saygı ile anarken zaman içinde kendi değerlerlerinin de kaybolduğunun farkındaydılar. Bir boşluğun olmaması mümkün değildi zaten..
İzmir'de yaşayan Levantenler için bu ne kadar geçerliydi bilinmez. Çok tanımak, çok konuşmak gerek onların duygularını öğrenmek için. 1600'lü yıllardan bu yana asırlar geçmiş. Geldikleri yerleri bile unutmuşlardır diye düşünüyorum, çünkü dedelerinin dedeleri bile belki bu topraklarda doğmuşlardı. Aynı apartmanda bir komşusu Levanten iken, dokuz komşusu Türk olmuştu. Onlar bizleri, biz de onları kazanmıştık ve sevmiştik. Onların değerleri bizleri zenginleştirmişti. Belki de onların iş disiplinleri, zarafetleri, sanatsever olmaları, ticaret ilişkileri bizlere örnek olmuştu. Bizim de misafirperverliğimiz…

Dostlukların ve kardeşliklerin güzellikleri de bu değil mi? Bir tiyatroda 'Türkçe' seslendirilen bir oyunu Fransız ya da İtalyan dostlarımızdan izliyorduk. Bu oyunlarının bazısı Türk yazarlarının yazdığı eserlerdi. Örneğin Tuncer Cücenoğlu'nun 'Boyacı' eserini yıllar önce sahneleyen Levanten Tiyatrocuları'nı kutlamak gerek aslında. Onlar bizlere Osmanlının güzel mirasları…
Bir arada 250 Levanten vatandaşımızı bir arada gördüğümde, geçmişin güzel mirasını da bir çırpıda hayal süzgecimden geçirdim. Osmanlı'nın sahip olduğu her yeni ülkede yaşayan kişilere 'özgürlükler' tanımasının ne anlama geldiğini bu güzel 250 kişiyi izlerken anladım. Onlar Türkçe konuşuyorlardı, ve sergiledikleri oyunun gelirini 'Türk okullarına' veya burs'a ihtiyacı olan kişilere hediye ediyorlardı. Bu da, Levantenlerin bu ülkeye borçlarını farklı bir ödeme şekliydi her halde... Aynı topraklar üzerinde uzun yıllar yaşayan ve yaşayacak olan ayrı ulusların muhteşem 'bir düetiydi' bu görüntü. Sessizlik içinde büyük bir alkıştı. Bu başarı her iki tarafın alçak gönüllülüğü, hoşgörüsü ve sevgisi ile başarılmıştı. Aslında bu tutum ve davranışlar örnek gösterilecek olaylardı. Ben, bu gece 'Koş Baba Koş' oyununu, İsmet İnönü Kültür merkezi'nden çıkarken daha güçlü hissettim. Sevgili 'Jano ve Marlene Çavuşoğlu', sizleri tanıdığım için çok şanslıyım, dostluklarınız için teşekkürler…