’“Ben bütün hayatı terörle mücadelede geçmiş sıradan bir Jandarma Subayıyım. 21 Aydır (YİRMİ BİR AY) tutukluyum. Hakkımdaki bütün gizli tanık ifadelerini çürüttüm. ’¶

Kütahya Alay Komutanı olduğumu söyleyen gizli tanık bile vardı; hayatımda Kütahya’’da görev yapmadım. Bütün bu iftiraların tersinin kanıtlanması, sizlere bir şey ifade etmiyor mu?Bütün bu yalanların delillerle ortaya çıkarılması, sizin vicdanınızda ne anlama geliyor?Hangi sorunuza cevap veremedim? Bu adama niçin bu kadar iftira ediyorlar diye hiç düşündüğünüz olmuyor mu?Terör örgütünün yayın organlarında ölmüş anama küfrediyorlar. Beni bu kör kuyuya atanlar, İmralı’’daki teröristin intikamını alıyor; bunu göremiyor musunuz?’”

(Em.Albay Hasan Attila Uğur’’un 9.04.2010 tarihli Savunması-Fatma Sibel Yüksek-Açık İstihbarat)
Demokrat ve insan haklarına saygılı herhangi bir hukuk devletinde, insanın içini parçalayan böylesine haklı bir feryat tüm basın organlarında yer alırdı. ’“Örgütün kasası’” iddiasıyla içeri atılan Kuddusi Okkır’’ın cezaevinde ölmesi, cenazesini parasızlıktan Belediye’’nin kaldırması ise o ülkede hem Adalet Bakanı’’nın, hem de Okkır’’ın cezaevinde ölmesine göz yuman tüm devlet yetkililerinin istifası ve yargılanmasıyla sonuçlanırdı.
Ergenekon-Balyoz ’–Kafes vs. davalarında uygulanan yargılama yöntemi; ’“ Savcılık Soruşturmasının Gizliliği kuralının açıkça ve bilerek ihlali, -ilgiliilgisiz binlerce sayfalık belgeyi son anda hakimlerin önüne koyup tutuklamaya mecbur bırakılmaları- tutukluluk halinin cezaya dönmesi gibi’” diğer yandan,’“Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızı milyonlarca EURO dolandırdıklarını ve Türkiye’’de belli şahıslara gönderdiklerini KABUL edip hapse mahkûm olanların, Türkiye’’deki patronlarının AKP’’ye ve Başbakan’’a yakın akraba olmaları sebebiyle GİZLİLİK KARARIYLA yargılanmaları ve davanın tıkanma noktasına getirilmesi ve Uluslararası Adli Yardım Sözleşmesi’’ne uyulmaması’”

Bunlardan biri eğer herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşansaydı, ne Adalet Bakanı kalırdı, ne de Hükümet. Bakın bundan 8 sene evvel Tunus’’ ta ekmeklik un fiyatlarına zam yapıldı, bir günde meydanlara milyonlar toplandı ve zam geri alındı. Bizde ise bırakın zammı, tarikat artığı siyasetçiler, ABD destekli cemaatler, Laik Cumhuriyet düşmanları, Derviş Mehmet’’in torunları-bölücüler ve Kürtçüler YAŞAM TARZIMIZI-YARINIMIZI- ÇOCUKLARIMIZIN AYDINLIK GELECEĞİNİ ÇALIYORLAR, kimse ses çıkarmıyor.
Toplumsal beyin felcine benzeyen bu duruma, ’“ÖĞRENİLMİŞ VE ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK’” deniyor.

ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK’’te kişi herhangi bir deneme yanılma yaşamak zorunda değildir. Toplum tarafından bireye direk çaresizlik yüklenir. ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK’’te bireye neler YAPMAMASI gerektiği o kadar güçlü bir şekilde öğretilir ki; kişi, o alanda yeni bir denemede bulunmayı aklına getirmez. Deneyip yanılmadan DOĞRUDAN KAYBETMEYİ kabullenir.

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK’’ te ise; bireyler deneme yanılma sonunda çaresizliği öğrenir. ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK’’ te kişi bir şeyi defalarca dener, yanılır; başaramıyorsa da, bir daha yanılmamak için DENEMEMEYİ öğrenir. Artık bu onun öğrenilmiş çaresizliğidir.
Bu iki tarifi de uzmanlardan aldım. Halk diliyle anlatmak gerekirse bizlere, çeşitli baskılarla ve yöntemlerle bazı yanlışlar karşısında susmamız, bazı makam ve kişiler tartışılmaz- eleştirilmez olarak öğretildi. Hayatımızın belli yönlerine tabular yerleştirildi ve yüzyıllardır bu etkileşim bizim genlerimize de işledi.

Hatta özlü sözlerimizde bile benzer anlamlar vurgulanmaktadır; ’“Başımıza ne geldiyse dış mihraklar sebebiyle geldi’”, ’“Her koyun kendi bacağından asılır’” , ’“Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın’”, ’“Şeriatın kestiği parmak acımaz’” gibi.
Atasözlerinde bir milletin zenginliğini, düşüncelerini, geleneklerini, inanışlarını, ulusun kendi damgasını bulmak mümkündür.
Benim istediğim, hepimizin sorgulama alışkanlığına kavuşmamızdır; ’“Başımıza ne geldiyse dış mihraklar sebebiyle geldi.’” İyi de kardeşim, farz edelim ki öyle oldu. Engellemek için sen ne yaptın?Hiç bir şey değil mi?
’“Beni sokmayan yılan binyıl yaşasın.’” Zararlıysa ve başka insanları öldürecekse yaşamasın, seni değil de çocuğunu sokarsa ne olacak?Susup oturacak mısın?
’“Şeriatın kestiği parmak acımaz.’” Öyle bir acır ki, başına gelince görürsün. Bakalım adaleti uygulayan doğru mu yapıyor?Benim ’“ADİL-EŞİT- ÇABUK-SAVUNMA HAKKIMI GÖZETEREK’” yargılanma hakkımı çiğniyor mu, çiğnemiyor mu?

Siyasetteki ’“adam sendecilik’” ise başımızdaki en büyük dertlerden biridir. Kendimden örnek vereyim; Yıllarca, parlamenter, bakan, parti Yöneticisi olarak görev yaptım. Bana gelen talepleri, sonradan bilgisayara aktardım. Gelen taleplerin yüzde 97’’si, iş, atama gibi talepler, yüzde 3’’ü ise toplumu ilgilendiren projelerle ilgili idi. Benim çalışmalarımı tenkit eden çok az sayıda mektup aldım. Halbuki böyle mi olmalı?Seçtiğimiz kişileri denetlemek, çalışmalarını eleştirmek, gerekiyorsa alkışlamak, gerekiyorsa protesto etmek bizim görevimiz olmalı. Bizler bu bilinçte olmalıyız. İşte benim bu yazıları yazmamın birinci sebebi budur. Ben bu ülkenin bir vatandaşıyım. Bu cennet vatanın 73 milyonda bir ortağıyım. Yanlış yapan kim olursa olsun eleştiririm. Hepimiz böyle olmalıyız. Toplum olarak DEMOKRATİK TEPKİMİZİ göstermek zorundayız. O zaman, inanın bugün şikayet ettiğiniz çok yanlış düzelecektir.
Bu yüzden Albay Attila Uğur’’un hakkını savunurum. Mehmet Haberal, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan ve diğer haksızlığa uğrayanlar için üzülürüm ve elimden geldiği kadar gündemde tutmağa çalışırım. Kuddusi Okkır için kahrolurum.
Hakimler-Savcılar bizim inanışımıza göre PEYGAMBER POSTUNDA otururlar. Onlar taraf olamaz, kimse onlara emir veremez, onlar kendilerine emanet edilen kutsal görevi etkilemeye çalışan ’“Cemaat Cambazları’”nı ellerinin tersiyle kovarlar, vatanı savunanla, bölmek isteyeni bir tutmazlar.

Seçimle işbaşına gelip, milletten aldıkları yetkiyi SOPA yapıp milletin kafasına vuranlar hem suç işlemiş, hem de büyük günah işlemiş olurlar. Vergi denetmenleriyle iş alemini titret, sana yan bakana hakaret et, gücünün yettiğini içeri attır, sebepsiz ve aniden zenginleş, çocukların ve akrabaların, normal gelirli insanlarken, Türkiye’’nin ve dünyanın en zenginleri listesine gir. NASIL OLUYOR BU?

Yazımızı bitirelim; çare mi arıyorsunuz?Kendimize bakalım. Her gün bir kişiye, Atatürk’’ü, Laik Cumhuriyeti, çağdaşlığı, aydınlığı, kutsal dinimizin bu ’‘Seccade Tüccarları’’nın dediği gibi olmadığını,
İSLÂM’’IN ; ahlak, sevgi, saygı, dürüstlük, vicdan, bilgi ve yardımlaşma olduğunu anlatabilirsek, bu ortaçağ kalıntılarından da kurtulmuş oluruz.
Tepkilerimizi; yasal hakkımız kadarıyla kırmadan, dökmeden, insanlar arasında ayrım yapmadan, yardımlaşarak, bölücü örgütün pençesinde inim inim inleyen Kürt kökenli vatandaşlarımızı ve herkesi kucaklayarak ortaya koymalıyız.
EKMEK, SU, AŞ BEKLEYEBİLİR,
TEMELE, TAŞ BEKLEYEBİLİR,
DEVLETE, BAŞ BEKLEYEBİLİR,
ADALET ASLA BEKLEMEZ, TEZ VERİLMELİDİR’…