Başbakan Erdoğan ve hükümet üyelerinin yeni bir Oslo sürecine yeşil ışık yakan mesajlarına şahit olduğumuz günleri yaşıyoruz. Verilen bu mesajlar ister istemez barış isteyen çevrelerde umut adına bir kıpırdanma yarattı.
Demek ki bu coğrafyada barış adına inançlarını yitirmemiş bazıları hala var. İnancın olduğu yerde ise doğal olarak umut her zaman var oluyor. Nasıl var olmasın ki; artık ateş ocaklara birer ikişer değil onar onar düşüyor… İnsan Hakları Derneği'nin verilerine göre 2012'nin ilk sekiz ayında asker, polis, korucu, sivil, PKK'lı toplam ölü sayısı bini geçmiş durumda.
Barış adına adım atılmaması demek her an bu tabloya yeni sayılar eklenmesi demek anlamına geliyor. Ölümlerin durması ve gözyaşlarının dinmesi ise otuz yılı aşkın süredir bir arzu, bir özlem… Başbakanın ve hükümet üyelerinin ağzından çıkan 'görüşme' kelimesinin heyecan fırtınasına dönüşmesi de bundandır.
Yalnız ortada karışık bir durum var. Başbakan tarafından Oslo sürecinin kesilmesinin sebebi olarak gösterilen görüşmelerin bazı medya guruplarına servis edilmesi, 'iletişimdeki samimiyetsizlik' muhtemelen yeni süreçte aşılabilecek bir boyuta çekilecek ve halledilecek. Ancak PKK ile müzakerenin düşünüldüğü bir ortamda, BDP'li vekillere Kandil'in yolunun gösterilmesi 'böyle bir süreç gerçekten isteniyor mu' sorusunun sorulmasının yolunu açıyor.
Hükümet ve Başbakan gerçekten bir mutabakat istiyor mu? PKK ile müzakere yapılırken BDP ile mücadele etmek çelişkili bir durum değil mi? Ayrıca TBMM çatısı altında yüz yüze derde derman aramak yerine 'gavur' ellerinin tercih edilmesinin sebebi ne ola ki?
Sevgili büyüklerimizin bir bildiği vardır herhalde. Fazla kafa yormaya değmez… Ayrıca yorsanız ne olur ki, yeni bir diyalog sürecinin yolu BDP'li vekile dokunmaktan geçecekse şayet; bu müzakere 'çocuğu' baştan ölüme mahkûm demektir. Lakin bu anlayış neresinden bakarsanız bakın çelişkili. Kaldı ki bu yol geçmişte de denenmiş ancak soruna çözüm getirmek şöyle dursun kan ve gözyaşı katlanarak akmaya devam etmişti.
Başbakanın da zaten mutabakat diye bir derdinin olduğunu sanmıyorum. Baksanıza AKP'nin 4.Olağan Kongresinde 2,5 saati aşan konuşmasında 'Oslo ve yeni müzakere' konularına hiç değinmedi.
Ne dedi; 'Benim Kürt kardeşim Selahaddin Eyyübi'nin torunudur, bunlar değil. Benim Kürt kardeşimin, bu eli kanlı terör örgütüyle hiçbir ortak yanı yoktur. Kürt kardeşlerimle yol haritasını yeniden çizmek istiyoruz. Gelin bu sorunları birlikte çözelim. Şiddete teslim olarak değil siyasetle çözelim. Gelin bu sorunu teröristle değil, sizinle kucaklaşanlarla çözelim'
Bu konuşmadan benim anladığım; kardeşlik türküleri eşliğinde halaylar çekerek kucaklaşacağız. Bağlarımızı güçlendirerek sorunu çözeceğiz. Geçmişte denenmemiş bir yol bu… Neyleyim Oslo'yu, neyleyim müzakereyi. Bu yolu bugüne kadar düşünemeyenler utansın…