Cumartesi günü Başbakan yardımcısı sayın Babacanın bir demeci yayınlandı. Bana göre çarpıcı tarafı, 'geçen yıl içinde Türkiye çeşitli ülkelere toplam 1,3 milyar $ hibe yardımında bulundu' cümlesi idi. Bu haber beni geçmişe götürdü.
1980 yılı başında rahmetli Özal kalp krizi geçirmiş olarak arkadaşları ile beraber Lüksemburg a bir milyon $ lık bir yardım anlaşması için yollara düşmüştü. OECD çerçevesinde bize yardım edecek ülkelerden istediğimiz para da üçyüz milyon $ dı. Binbir zahmet çekerek vede istiskal cümleleri duyarak bu yardımı topladık. Aksayan ne idi ve ne yapmalıyız diye aramızda çok tartıştık. Gelinen nokta, güttüğümüz 'karma ekonomi modeli' bizim topluma uymuyordu. 24 Ocak kararları ile bu modeli yavaş yavaş terkedeceğimizi, yerine 'serbest piyasa'modelinin uygulanacağını ilan ettik. O günden bu güne ne değişti ki biz bu gün Lüksemburg dan aldığımızın bin katını bir yıl içinde hibe olarak verebildik. Ülkemizde petrol fışkırmadı, kıymetli maden bulunmadı ama bir milyon $ a muhtaç ülke bu gün bu kadar hibe verebilir oldu. Hemde ülkemiz 1994, 1997, 2001 krizlerinin çok ağır faturalarını ödemesine rağmen. Bu krizleri geçirmeden bu güne gelinebilseydi, Ülkemiz, fert başına düşen milli gelir yönü ile AB nin ortalamasını yakalardı. Bu gün krize giren Yunanistan 220 milyar euro destek almasına rağmen( yarısı hibe) krizden çıkamıyor, İspanyanın krizden çıkması için de bir o kadar finans desteği bulması gerekiyor.Aksayan tarafları, 'ürettiklerinden daha çok harcamak' olarak özetlenebilir.
O günden bu güne gelirken ülkemizdekin değişenleri sıralayalım. Doksanlı yılların koalisyon hükümetleri dışında, siyasi istikrar yaşandı. Serbest piyasa ekonomisine 'sosyal sorumluluk' anlayışı eklenerek o istikamette yol alındı. Devletin ekonomideki yönetim ağırlığı, denetim ağırlığına doğru kaydırıldı. Devlet üreten değil denetleyen bir konuma getirildi. Subvansiyon vermekten uzaklaşıldı . Özelleştirmeler ağır aksak olsada büyük ölçüde tamamlandı.
Şu anda bizdeki en büyük ekonomik eksiklik hala özelleştirmeler tamamlanamadı. Ormanların işletilmesinin özelleştirilmesine girilemedi. Özerk kuruluşların 'Bağımsızlığı adeta ayrı bir devlet' imişçesine algılaması nı değiştirememiş olmamız sayılabilir. Geçen süre içinde bürokrasiyi katlamış olmamız, ordu mevcudunu azaltacağımıza ikiye katlamış olmamız, Yüksek öğrenimde süre sınırını kaldırmamız , sağlıkta aşırı devletçilik anlayışımız yanlışlarımız olarak sayılabilir. Asıl olan 'serbest piyasa ekonomisinin' bütün kurumlarını almaktır. Yapılacak iş bizdeki uygulamaların hangilerinin sosyal sorumlulukla destekli serbest piyasa ekonomi modeline uymayanları bulup ayıklamak olmalıdır.