'Muhafazakarlık' kavramı üzerine düşündüm siyasetteki son gelişmeler üzerine. Hani Denizli'de kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kaldıklarına dair duyum ve şikayetler alınmış ya. Bu gelişme üzerine de devlet yönetimi tüm işini gücünü bırakmış, bununla ilgili yasal bir düzenleme bile yapabileceği açıklanmış. Ama sanıyorum aralarında bir düşünce birliği yok bu konuda. Başbakan, bu konuda çatır çatır açıklama yapıp, 'Evet gerekirse yasal bir düzenleme yaparız'derken, bir yandan da hükümet sözcüleri tarafından haberin 'asparagas' olduğu söyleniyor ve 'Kanunla yasaklanmayan fiil serbesttir' deniliyor.
Muhafazakar-demokrat bir iktidarın başbakanı olduğunu savunuyor R.Tayyip Erdoğan. Kendileri için yaptığı 'Muhafazarlık' tanımı ne kadar doğru sayılabilir? Muhafazakarlık, toplumun değişmesine karşı direnç gösteren bir yapıyı hedefler. Var olan durumu korumaya yönelik bir düşünce tarzıdır muhafazakarlık. Toplumun geriye gitmesine neden olacak, çağdaşlaşmadan uzaklaştıracak, özel hayata karışarak ayrımcılığa ve huzurun bozulmasına neden olabilecek kararların alınması değildir. Nitekim iktidar partisinin uygulamaları ne yazık ki bu yöndedir.
Başbakanın istediği muhafazakarlık değil aslında. Başbakan Erdoğan apaçık 'Biat kültürüne' geçiş istiyor. Çünkü biat kültüründe birey yerine lider, özgür düşünce yerine itaat, eleştiri yerine kabul hakimdir. Bu kültür bize hiç yabancı gelmese gerek! Peki ya demokratlığına ne demeli? AKP'nin, iktidara geldiğinden beri demokrat olup olmadığı konusunda ciddi şüphelerimiz var(dı). Şimdi ise 'demokrat' tanımıyla uzaktan yakından ilgileri olmadıklarına eminim. Özellikle yaz aylarında patlak veren gezi olaylarından beri. Çünkü demokrat olmak demek, demokrasiye inanmış olmak demektir. Demokrasi ile yönetilmek demek, çoğunluğun yönetimi, sosyal eşitsizliği yok etmeye çabalayan bir yönetim demektir. Aynı zamanda azınlık haklarını güvenceye alan bir yönetim demektir. Demokrasiye inanmak demek, halkın egemenliğine inanmak demektir. Şuanda bunların hangisini görebiliyoruz?
Büyük emeklerle hazırlanan ve büyük umutlarla beklenen (!) demokrasi paketi gerçek demokrasiyi getirebilecek esaslar konusunda eksik. Andımızın kaldırılması ve kamuda türban ve başörtüsünün serbestliği ile demokrasi olmaz elbet. Demokrasi, özgürlüğü salt türban ile özdeşleştirmek anlamına gelmez. Çünkü türbanı serbest kılarken çalışan bir kadını dekolte giydiği için işten çıkartırsanız burada bir sorun var demektir. Gazete saten, bildiri dağıtan öğrencileri hapse atarken, eli palalı cahillere kayıtsız kalmak da değildir demokrasi. Keza düşünce suçları yüzünden onlarca aydın ve gazetecinin, onlarca subayın da demir parmaklıklar ardında olması...Hangisinden bahsetsek demokrasinin dışında herşey çıkıyor! Kendi işini, gazeteciliği doğru yapabilmek adına soru soran gazeteciye tahammül edememek midir demokrat yönetim? (Oysa demokrasinin en basit tanımı düşünce özgürlüğü iken) Yoksa polisini kayırıp, gencinin dövülmesine izin mi vermektir?
Bu arada AKP'nin son yaptığı reformlara bir yenisini daha eklediğini duyduk. İktidar partisi, Türkiye'nin en büyük ödülü olan Devlet Nişanı'ndan Atatürk'ün kabartmalı portresini, diğer iki büyük nişanı olan Cumhuriyet ve Liyakat Nişanlarından ise T.C. İfadelerini kaldırdı. Belki bunu da demokrat bir yönetim anlayışı ile yapmışlardır (!)
T.C. kurulduğundan beri çok fazla muhafazakar parti gelip geçmiştir. Tarih sahnesine ve geçmişin arşivlerine baktığımızda hatalarıyla sevaplarıyla bu muhafazakar partilerin uygulamalarını ve yarattığı sonuçları görebiliriz. Keşke şimdiki de sadece muhafazakarlıktan ibaret olsaydı, diye düşünmemek elde değil. Bu siyaset anlayışıyla ülkeyi yöneten kişiye bir isim konulması gerekseydi, hangisi uygun olurdu acaba? Muhafazakar-demokrat mı, dayatmacı-antidemokrat mı?