Aday adaylarını izliyor musunuz?
Yeni bir laf var ağızlarında.
Aday olup da seçilirlerse eğer, başkanı oldukları kenti 'marka' yapacaklarmış.
Kime oy verip kime oy vermeyeceğimi biliyorum.
Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Yaşadığım kenti 'marka' yapacağını söyleyen adaya değil oy vermek, selam bile vermem.
Marka, ticari isim demek.
Tüketicinin zihninde kalmak demek.
Bir kenti marka yapacağını söyleyen aday, liberalizmin gemisine binip yelken açmaya başlamış demektir.
Yaşadığı kenti önce bir 'ticari ürün' haline getirmeye, sonra da onu 'pazarlamaya' hazırlanıyor demektir.
Hani 15 Ekim 2005'te bir AVM açılışında 'Ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim' demişti BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.
Hani bir de rabbi 'Cleveland' diyen bir bakan vardı, o da 'Babalar gibi satarız' demişti.
'Şu kenti marka yapacağım' diyen adayın, 'Ülkemi pazarlamakla mükellefim' diyen başbakan ile 'Babalar gibi satarız' diyen bakandan zerre kadar farkı yoktur.
Yaşadığı kenti 'marka' yapmaya sıvanan aday, o kenti pazarlamaya hazırlanıyor demektir.
Önce rant yaratıp sonra da o rantı peşkeş çekmeye niyetleniyor demektir.
'Kent' denilince aklına 'rant' geliyor demektir.
Hem sosyal demokrat ya da sosyalist belediyecilik anlayışını savunmak, hem de 'marka şehir' nutukları atmak, ne yapacağını bilmemek, kafası karışık olmak demektir.
Bir kentin marka haline getirilmesi, o kentin 'ticari bir metaya' çevrilmesidir.
Bir kentin marka haline getirilmesi, o kentin kent olmaktan çıkarılıp bir 'ürün' haline dönüştürülmesidir.
Bir kentin marka haline getirilmesi, oranın yaşanabilir olmaktan çıkarılıp 'pazarlanabilir' hale getirilmesidir.
Bir kentin marka haline getirilmesi, o kentin huzur duyulan, dayanışılan, sosyalleşilen bir yaşam alanı olmaktan çıkarılıp tekelci sermayenin karına kar kattığı rant alanları haline getirilmesidir.
Kentlerimizi 'marka', 'ürün', 'meta' haline getirip bizi 'kör kuyularda merdivensiz bırakacak' adaylardan kendimi korumaya çalışıyorum.
Size de tavsiyem…
Kendinizi ve kentinizi bu markacılardan koruyun.