Küresel ekonomilerin liderleri İstanbul’’a geldi, umutlar dağıttı ve gitti.’¶ Konuşmaların büyük çoğunluğunu takip edenler kriz üzerine bir çok olumlu söylemler okudu. Ama ben dikkatinizi başka yönlere çekmek istiyorum.
ABD, ikinci dünya savaşı sonrasından 1970lerdeki petrol krizine kadar kendi kurduğu parasal sistemi dünyaya kabul ettirdi. ABD, altının değerini ABD Doları ile sabitleyerek dünyadaki bütün paraları ABD Dolarına endekslemişti. Ancak, Kore, Vietnam ve diğer savaşlarının finansmanını yaparken altın karşılığı olmayan milyarlarca ABD Dolarını küresel sisteme akıtan ABD ekonomisi, kendi kurduğu sistemi içeriden dinamitlemeye başlamıştı. Nihayet, 1970li yılların başında bu parasal sistemi sürdüremeyeceğini anlayınca bir anda sistemin devam edemeyeceğini ilan etmiş ve küresel para sistemi çökmüştü. ABD, kendi eliyle kurduğu sistemi kendi elleriyle çökertmiş ve kendi isteğiyle bitirmişti. Elbette, 1970li yıllarda küresel para sistemi çökünce birçok ülke bu çöküntünün bedelini ABD ile paylaşmıştı. Üstelik, ABD Dolarının değer kaybetmesiyle petrol fiyatları da hızla artmış ve küresel seviyede bir kriz 1970li yıllara damgasını vurmuştu.
Tarih, tekrar mı ediyor?
2000li yılların ortasında başlayan küresel kriz, küresel ekonomi üzerinde olumsuz etkilerini geçen sene göstermeye başladı. ABD, evvela G-7 zirvesini toplantıya çağırdı. Toplantılar ardı ardına gerçekleşti ve kürenin zenginler kulübü dizi dizi önlem paketleri sözleri vermeye başladı. Lakin paket sözleri verilirken bu paketlerin finansmanlarının nasıl yapılacağı meçhuldü.
Son 1 sene içinde gelişmiş ülkelerin birçoğu söz verdiği paketlerin çok az bir miktarını hayata geçirmiştir. Hayata geçirilen paketler ise çoğunlukla acil olarak gereken ve finans sektörünü kurtarmak için hazırlanan paketlerdi. G-7 ülkeleri, kendi ülkelerindeki krizi çözemeyince İstanbul’’da tekrar toplantı ve bu sefer G-20 ülkelerini de yanlarına aldı.
İstanbul Konferansının bu açıdan tarihi bir anlamı vardır. Küresel entegrasyonu savunan zengin G-7 ekonomileri kendi ülkelerindeki krizle baş edemeyince G-20 ülkeleri ile küresel koordinasyonu seçmeyi önermişlerdir. Bu küresel koordinasyonun anlamı aslında çok açıktır.
’“Bu küresel krizin tahmini maliyeti 15 trilyon dolardır. Oysa, daha henüz açığa çıkan maliyetler 10 trilyon doların altındadır. Gerçekleşen zararlar ise 5 trilyonun altındadır. Küresel krizin önünde kat etmesi gereken daha çok yollar ve küresel ekonominin ödemesi gereken daha çok maliyetler vardır. Bu nedenle, G-7 ülkeleri, bu krizi G-20 ülkeleri paylaşmak istemektedir. Bu paylaşım elbette ülkeden ülkeye farklı alanlarda olacaktır.’”
Türkiye ekonomisi, küresel krizin hangi alanda zararlarını yüklenecektir sorusu gündeme gelmektedir. Yanıtı ise Orta Vadeli Plandadır. Orta Vadeli Plan, yılın başından beri açıklanacaktı ancak İstanbul Konferansından 1 hafta önce ancak açıklanmıştır. Orta Vadeli Plana göre bize düşen yük aslında çok açıkça belirtilmiştir. Bir ipucu vereyim sizlere: Bütçe açıkları neden bu kadar büyük tutulmuştur ve bu bütçe açıkları ne ile finanse edilecektir?Türkiye ekonomisi, kendisine ait olmayan ve mesulü de hiç olmadığı bir krizin yükünü paylaşmak üzeredir. Ancak, Türkiye ekonomisi bu yükü sırtlarken asıl yük bizlere gelecektir.
Son olarak şunları belirteyim. Bu kriz, hemen bitiverecek bir kriz değildir. ABD, bunun farkındadır ve krizin bedelini paylaşmak istemektedir.
Sağlıcakla kalın Egeli kalın.