Yeter be…
Aslan gibi bi askerin anası olarak…
Ki; o 'ana' benim…
'Yine altı şehit…' haberiyle Pazar sabahına uyanmak ne demek bilir misiniz?
Oralarda yoksa bir evladınız…
Nereden bileceksiniz, benim ruh halimi?
Siirt Pervari'nin topraklarını kanlarıyla sulayan şehitlerimizin ikisi İzmirli… Biri de, benim ilçemden Bucalı…
Son bi haftada kaç şehit verdik, sayamadım... Saymak da istemiyorum artık...
Hergün ama, hergün… En az bir ya da iki şehit haberiyle güne başlar olduk...
Peki, şehit nedir?
Derler ki, laf arasında… Vatanını, milletini, dinini korumak uğruna canını feda eden kişidir, şehit…
Türk Dil Kurumu sözlüğü, kestirmeden gitmiş: 'Kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölen kimse'dir, diye…
Hayır efendim, öyle di'il işte…
Şehit nedir biliyor musunuz?
Mayınlarla…
Kahpe kurşunlarla…
Kalleş terör örgütü tarafından 'Kürt sorunu' bahanesi adı altında, hiç ama hiç acımadan katledilen…
Bir sevda bile yaşamadan… Hatta, eli ekmek tutmadan… Kendisini bile tam anlamadan, hayattan koparılan gencecik fidanlardır...
Silah tacirlerinin, 'bağımsızlık' adına fitilini ateşledikleri… Zavallı bir 'etnik çatışma'nın temeline dinamit koydukları çıkar savaşına kurban giden günahsızlardır, o şehitler…
Peki… Başbakanımız ne demişti şehitlik mertebesi için:
''Şehitlik öyle kolay kolay elde edilen bir makam değildir''
Siz de yanılıyorsunuz sayın başbakanım…
Şehitlik, hiç öyle bizlere öğretilen gibi, dini kitaplarda vurgulanan gibi zor değil...
Türk vatandaşı olmak, biraz orta halli hatta yoksul olmak ve vatan görevi için Doğu kentlerine düşmek, yeterli o makama kavuşmak için...
Çünkü…
O kınalı kuzuların neredeyse tamamının hayat hikayeleri eski Yeşilçam filmlerindeki gibi tıpatıp birbirine benziyor… Çoğu yoksul, çoğu nişanlı, çoğu henüz 20'lerin başında...

.....................................

Şu an çok mu duygusalım bilmem... Ağlıyorum... Çok mu abartı ağlamak? Hayatımda hiç görmediğim, tanımadığım, altı kişi için ağlıyorum... Özellikle de, belki markette, bir mağazada ya da sokakta görmüş olabileceğim gencecik Bucalı Önder için ağlıyorum...
O da, beni tanımıyordu, ama… Benim gibi hemşehrileri rahat uyusun diye öldü...
Bu yüzden suçluluk hissediyorum.... Öfkem büyük, nefretimin sınırı yok…
Nefretim; ne kuralı ne ilkesi olan ve bir kolu taa Meclis'e uzanan kalleş terör örgütüne ve Meclis'teki destekçilerine...
Taş gibi ağır sözlerim ise, bazı sözde aydınlarımıza…
''İnsan olarak haklarıymış… Bu gençler boşuna mı dağa çıkmışlar? Onlar da dillerini konuşmak istiyorlarmış…'' gibi, bir sürü saçmalığı arka arkaya sıralayan o renksiz kokteyl aydınlarımıza... Geç bunları at kuyruklu beyim, geç…
Bu kalleşler, bizim evlatlarımıza pusu kurarak canlarını alıyorlar…
İçlerinde Kürd'ü var, Laz'ı var, Çerkez'i var…
O kınalı kuzulardan biri senin yavrun olsaydı, yine böle ahmak ahmak konuşur muydun; Allah'ın gerzeği…

……………………………….

Öfkem ise, başta TSK ve Devlet - Hükümet olmak üzere bu düzene, bu sisteme, bu siyasilere...
Kızım evladım, beden eğitimi öğretmeni olabilmek, fakülteye girebilmek için iki yıl komando gibi spor eğitimi aldı... Sonunda okula kabul edilen 17 gencin arasındaydı...
Devlet'e memur olacaksanız, o başka bir ızdırap… Önce ösym, ardından kpss derken genç yaşta saçınıza ak düşüyor…
Özel sektör farklı mı, hayır... Adı üstünde işyeri özel; siz de özel olacaksınız… İş tecrübesi, hendeklerin en derin olanı…
Bunlar, hayatın içinden birbirinden farklı bıçak sırtı köprüler…
İyi de… Kınalı kuzucuklarımıza savaşmayı öğreten yer var mı?
TSK'nın bütün yaptığı o yavrucaklara 55 - 75 gün arası eğitim vermek…
Yav, benim bakkala göndermeye kıyamadığım yavrum, bırakın teröristi ortadan kaldırmayı, 55 günde silahı tutmayı bile öğrenemez… Dünyanın her yerinde teröristin karşısına Devlet Baba, uzman asker ya da polis koyuyor…
Deneyimli, bilgili ve netice alıcı…
Benimki, şehir çocuğu… Eline sapan bile almamış… İki ayda, sadece tüfeğin hangi ucundan kurşun çıktığını öğretip çatışmaya yolluyoruz…
O yavrum şehit olunca da hamasi lafları ardı ardına sıralıyoruz…
Var mı bunun mantığı?
Benim kınalı kuzumun karşısındaki adam, neredeyse silahla doğmuş…
Ondan sonra, 'keklik gibi avlanmak' yavrularımızın kaderi oluyor…
Peki bu sorun neden görülmüyor?
..........................................................

Hadi kendi derdine düşmüş milletimizi geçtim...
Reaksiyonunu facebook'da profil fotoğrafı değiştirip bir Türk Bayrağı koyarak gösteren yeni yetmeleri de geçtim...
Ya da, 'Muhteşem Sülüman' başlamadan önce 5-10 saniye ''pis şerefsizler'' diyerek tepkisini dile getiren yurdum kadınını da geçtim...
Merakımı af buyurun…
Bu sorunu, başta TSK olmak üzere… Devlet büyükleri ve siyasiler neden görmek istemiyor…
Acaba büyük efendilerimizi fişekleyen…
''Her Türk Asker Doğar'' mantığı mı?
Kısacası…
Bıyıkları terlemeden silah altına alınıp, kıytırık bir eğitim gördükten sonra emperyalizmin kurguladığı kirli bir savaşa sürülen bu gencecik fidanların her birinin bu dünyadan gidiş haberleri ile yanıyor içim…
Ne iki damla gözyaşı, ne de yanan bir yürek…
Asla yeterli değil, birer birer… Beşer beşer… Hatta onar onar göçüp giden fidanları geri getirmiyor…
Dikkat edin bi zahmet… Ayıptır söylemesi, bir süredir 'Vatan Sağolsun' sözcükleri dökülmüyor eskisi gibi şehit anacıklarının, şehit babacıklarının dudaklarından…
Bu da mı, sizi rahatsız etmiyor?
Sorun şehit – ana babalarına… Bi gözleyin şehitliklerde gözyaşlarıyla evlatlarının mezar taşlarını sulayan ana – babaları…
Savaş, düşmanla olur…
Savaş, gözünü bu güzel ülkeye diken uluslara göğsünü siper etmekle olur…
Benimle aynı suyu, aynı ekmeği bölüşen kalleşle değil…
Bu nedenledir ki…
Son sözüm…
Kimse, şehitlik de dahil ölmeyi doğrudan istemez, arzu etmez… (Cinnet hariç tabii…)
Güneydoğu'daki savaş değil…
Savaş olsaydı, acımızı içimize gömerdik…
Bunu içi 'yanan'a sormak lazım...
Yavrularını, kınalarla dualarla asker ocağına gönderip al bayraklı tabutla teslim alan…
Elleri değil, ayakları öpülesi analara sormak lazım...
Zaten, hain kurşunun son verdiği hayatların gittiği yer…
Orası…
Anaların ayakları altındaki…
Cennet değil mi?

………………………………………………..

Dipnot: Artık şehit haberlerine de, sayısına göre tepki vermeye başladık... Gazetelere, tv'lere bakın.... eğer o gün bir şehit verdiysek genellikle pek ses getirmez, iki satır haber, bir alt yazı şeklinde duyurulur... eğer üç, beş kişi olduysa hafifçe homurdanırız.... 10'lu sayıları geçti mi sözde öfkeden deliye döneriz, isyan ederiz.... Yani öyle bir hale geldik ki şehitler konusunda bile toptancı zihniyetine büründük... Böyle yazdığım için affedin ama, sanıyorum benden farklı düşünmüyorsunuz…