Genellikle facebook adresimi öğrencilerimle gazete yazılarımı paylaşmak için kullanıyorum. Bazen de bu adresime, yazılarımla ilgili yorumda bulunan kişiler de katılabiliyor. Beni düşündürmesi açısından bu kişilerin yorumlarını ve önerilerini dikkatle okuyorum. Geçtiğimiz günlerde gazeteye yazdığım 'Kırık Cam Teorisi' başlıklı yazıma yorumda bulunan Bornova Belediyesi'nden bir okurum, konu ile ilgili düşüncelerini paylaşırken: '..bu bir kısır döngü; siz doğru ve evrensel isteklerde bulunurken, siyasi ideolojileri ne olursa olsun çevremizde bunu istemeyen ve faydacı şekilde yaklaşan o kadar çok kişi var ki' demesi, beni birden bir tablonun önüne götürdü. Bu tabloda: 'Belinde sıkı bir kemerle bağlanmış kırmızı uzun bir giysi giyen sakallı bir adam, mavi çinilerle kaplı eşyasız ve bakımsız bir odada, izleyiciye arkası yarı dönük biçimde dikilmekteydi. Başına, etrafına gelişigüzel bir yemeni sarılmış arakiye takmıştı. Adamın ayaklarının dibinde, yerdeki yaprakları yemekte olan kaplumbağalar vardır. Bursa'daki Yeşil Camii'nin üst katındaki odanın duvarlarındaki sıvalar ve çiniler yer yer dökülmüştü. Tablonun tek ışık kaynağı adamın önündeki alçak pencereydi.
Ellerini arkasında kavuşturmuş olan adam bir ney tutmaktaydı. Sırtında bir nakkare asılıydı ve buna bağlı bir mızrap boynundan aşağıya sarkmaktaydı. Bazılarına göre adamın sırtında asılı olan şey, eskiden dervişler ve dilenciler tarafından kullanılan, hindistan cevizinden ya da abanozdan yapılma dilenci çanağı olan keşkülüfukaraydı.
Osman Hamdi Bey'in bu tablosu, özellikle ilham kaynağına dair net bilgilerin olmadığı dönemde, geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir aydının yorgun halini anlattığı şeklinde yorumlanmıştır yıllar boyunca... Kaplumbağaların esin kaynağının, Lale Devri'ndeki Sadabat eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür.. Osman Hamdi Bey, tabloda kendini terbiyeci, kendi iş yapış biçimine uyum gösteremeyen astlarını ise yemeğe ulaşmaya çalışan kaplumbağalar olarak göstererek, onları hicvetmektedir.
Yıllar önce Osman Hamdi Bey' ile ilgili 'Kaplumbağa Terbiyecisi' ile ilgili tabloyu gördüğümde düşündüklerim ile şu günlerde yaşadıklarım arasında şüphesiz çok farklılıklar olsa da, beni tek etkileyen paçanın 'aydınlığa bakılan pencere' olduğunu itiraf etmem gerekiyor.
Nedir beklentim? Geleceğin Türkiye'sinden neler bekliyorum sorusunu sormadan, geçmiş Türkiye'de neler olduğunu iyi yorumlamak gerekiyor. Neden Türkiye, bugünlere geldi, nerede yanlış yaptık derken aslında son bir iki haftadır televizyonlarımızda partilerin seçim nedeniyle hazırladıkları reklam filmlerine iyi bakmak gerekiyor. Bütün mesajlar aslında çok net bir şekilde bizlere gösteriyor ülkenin bu hale gelmesindeki sis perdesinin arkasındaki gerçeği.
Tek bir gerçek var ki, halkın beklentilerini anlayan ve bunu karşılayan partiler, günümüzde halkın oyunu rahatlıkla alabiliyor. Bunun nedenini anlamak için müneccim olmaya hiç gerek yok. Vatandaş oy verdiği partiden, ya da gelen hükümetlerden istedikleri çok basit. 'İş, aş' Yani hükümetlerin öncelikleri arasında 'istihdam olanağı' sağlamak öncelikli bir konu. Vatandaş, karnını doyurmak, çocuğunu okutmak ister. Vatandaş, şehrinde, mahallesinde yeşil sahaların olduğu, yollarının düzgün olduğu, çeşmesinden akan suyun temiz olduğu sistemlerin kurulmasını ister.
Vatandaş, şehirler arası yollarda arabalarını güvenle sürmek, büyük şehirlerde ise trafiği azaltan, sıkışıklığı azaltan yollar, köprüler ister. Vatandaş, ürettiği ürünü hakkıyla satmak ve para kazanmak ister. Vatandaş, yapacağı yatırımın kar getirmesini ister, bu nedenle istikrar ister. Devletin kendisine maddi ve manevi destek vermesini ister.
Vatandaş, sağlık imkanlarından rahatlıkla yararlanmak, hastanelerde iyi şartlarda tedavi olmak ister. Vatandaş, kendisine şiddet uygulayan eşinden ayrıldığında kendisini koruyacak ve sahip çıkacak kurumlar ister.
Bu istekleri uzattıkça, uzatabiliriz. Bu beklentiler, aslında insanoğlunun en doğal haklarıdır. Hangi hükümet gelirse geldin, 'sosyal devlet' olma anlayışı ile vatandaşlarına hiçbir ayrım göstermeden hizmet sunmak zorundadır. Eğer ki, yıllar boyunca gelen hükümetler, vatandaşlarının sesini dinlemediyse, bazı partilerin çoğunluğun oyunu alması mümkün olamayacaktır.
Kısacası her şey yarım kalıyor, eksik kalıyor… Vatandaş, dinlemiyor.. Vatandaş, körü körüne gidiyor. Çünkü vatandaş sesinin dinlenmesini istiyor. Vatandaş kim mi? Vatandaş; biziz aslında.. Öğretmen Meral; kapıcı Ali; taksici Kemal; çiftlik sahibi Mehmet; kocasından dayak yiyen Nimet; engelli Mustafa; vs, vs..
Ben, Kaplumbağa Terbiyecisi gibi 'pencerede' bir ışık görüyorum. Hiç bitmeyen enerji ile gelecekteki dengelerin değişeceğine inanıyorum. Ancak bunun için öncelikle 'Türkiye'nin gerçek manzarasını' açık bir şekilde görmek gerekiyor. Adım adım yürüyecek isek bu yeni yolda, bıkmadan, yorulmadan, sabırla yeni aydınlık Türkiye için dik durmalıyız. Sonra da koşmaya devam etmek gerekiyor.