Yıllar önce Muğla'da çok sevdiğim bir dostum: 'Meltem, nereye koşuyorsun?' demişti. Bu söz önce çok komiğime gitmişti ancak sonra derin derin düşünmüştüm: 'acaba ben nereye koşuyorum?' diye. Çok şanslıyım ki, nereye koştuğumu çok genç bir yaşımda, yani 29 yaşımda, buldum ve bu hedefe doğru koşmaya devam ediyorum. Sadece kendim mi koşuyorum, yolda karşılaştığım kadın-erkek kimi de görürsem: 'haydi, siz de koşun, istediğiniz yöne' diyerek kendime yeni yoldaşlar buluyorum ve yönlendiriyorum.
Geçtiğimiz haftalar içinde bir gün telefonum çaldı, Manisa TOBB Kadın Girişimciler Kurulu başkanı Nilgün Hanım arıyordu. Benim uygun olduğum bir günde, Manisa Ticaret Odası'nda çevre ilçelerden de gelen iş kadınlarına 'girişimcilik' konusunda moral takviye edici bir konuşma yapmamı arzu ediyordu. Bu her zaman alışık olduğum ve sevdiğim bir konuydu ama nedense son haftalarda 'kadın girişimciliğini' geliştirmeye yönelik kafamda yeni projeler belirmeye başladığı için, bu ve benzeri toplantılara daha fazla katılma kararı almıştım.
Ülkemde ve bölgemizde kadın girişimciliğini geliştirmeye yönelik çok ciddi çabalar var, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Ancak bir çarkı döndürmeye çalışırken, sadece tek bir düğmeye basarak, ritimli bir şekilde 'tekerleği' döndürmek mümkün olamıyor. Bunu etkileyen pek çok dinamiği de harekete geçirmek gerekiyor. Kadın girişimciliğinin önündeki en büyük engel öncelikle 'kadının kendisi'. Kadın öncelikle çok istemeli, bu istek öyle olmalı ki, 'ev ile iş' arasındaki dengeyi ayarlabilme becerisini kendisinde bulması ile güçleniyor.
Kocam, kayınvaldem, komşum ne der? Sözleri ile başa çıkmak zorunda bu birincisi. Sonra ikinci adım geliyor; yaptığı işin sürdürülebilirliğini sağlamak zorunda... Yani etek dikiyorsa, her hafta belirlenen etek sayısını teslim edebilmeli; erişte-makarna mı kesiyor, söz verdiği miktarı teslim edebilmeli; bu ve benzeri konular kadının önündeki ikinci handikap. Çünkü kadınlar çok istemelerine rağmen bu ikinci aşamada ciddi sorunlar yaşıyorlar. Birden bahaneler başlıyor bu dönem içerisinde. Eğer ki, 'itici güç' dediğimiz kadının birleştirmeye, sonuca götürmeye yetecek 'canlı bir tablo' ona gösterilemiyorsa, kadınlar ikinci aşamada çok kolay bir şekilde 'pes etmeye' hazırlar ne yazık ki…
Üçüncü aşama daha da riskli bir dönem. Elde bir dolu 'mal, ürün' ile bekleyen kadınlar var sırada; kilolarca makarna, salça, yün dokumaları, bez dokumaları ile ne yapacağını bilemeyen kadınlar da var. Bir de bu sorunlara çözümler bulmaya alternatifler üretmeye çalışan belediyeler, muhtarlar, dernekler ve çeşitli organizasyonlar var.
Bekleyen ürünler, şaşkın bakışlar, ama bitip tükenmek bilmeyen umutlar ve heyecanlar.
Bu bekleyiş içinde o kadar önemli bir gelişme oluyor ki çevremde anlatamam. Sanki bu 'kökten gelen devrim' yavaş bir şekilde etkilerini göstermeye başlıyor. Nasıl mı? Bu hafta içinde Nilgün Hanım'ım konuğu olarak katıldığım toplantıya neredeyse çok uzak ilçelerden bile iş kadınları gelmişti. Bu kadınlar 'akşam yemeğine' katılmak ve beni dinlemek için gelmişlerdi. Hepsinin gözlerinde muhteşem bir parıltı vardı. Nilgün Hanım, kadınlar arasında büyük bir dayanışma örneğini göstererek, ortamı neşe için de sinerjiye dönüştürmüştü. Bu önemli başlangıç, yani kadınların birbirleri ile iş birliği içinde olma kararlılığı yıllar önce keşke benim de Ka-Der başkanı olduğum zamanlarda olsaydı diye içimden geçirdim. Ama biliyordum ki, derinden gelen devrimler, zamanını beklerdi. Belki de zaman bu zamandı, ve ben de bu nedenle bu aşamada, bu noktanın bir ucunda bulunuyordum.
Aynı şekilde geçtiğimiz Cuma günü Ege TV'de 'Sora Sora' programımda TOBB İzmir Kadınlar Kurulu Başkanı Aysel Öztezel ile birlikteyken de yanında onunla birlikte konuğum olan Genç Girişimciler Kurulu Başkan Yardımcısı Didem Hanım'ım da 'yaparız, yapacağız' sözleri beni aniden umutlandırdı. Nereye koştuğumu ben biliyordum ama şimdi pek çok kadın ortakların da bunu bildiğini hissetmeye başladım. Muhteşem mutlu oldum, başarı adımları atıldı, kadınların ayak sesleri artık duyuluyor dedim.
İşte bu noktapeki şimdi ne olacak diye sormak istiyorum. Acaba neler yapılabilir, kadın girişimciliğini geliştirmeye yönelik başka 'modeller' önerilebilir mi? Ben bu konuda adını belki değiştirmek kaydıyla 'kooperatifçilik' gibi belki de 'birlik' ifadelerini kullanarak yeni bir şekillenen 'model' oluşturmanın mümkün olabieceğini düşünmeye başladım. Doğru ve başarılı modeller yeniden kadın girişimciliğinin şekillenmesine, birleştirilmesine, ürünlerinin markalaşmasına yardımcı olabilir mi?
Kısacası benim iddiam şu: 'El ile yaptığımız makarnaları, neden İtalya'ya satmayalım?!!'' diyorum. Yani; makarna ülkesine makarna satarak bir devrim yaratmak mümkün olabilir mi acaba?