EGEDESONSÖZ - Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin verdiği “mutlak butlan” kararı, Türkiye’nin birçok kentinde olduğu gibi İzmir’de de protesto edildi.
Kararın ardından kentte siyasi partiler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve yurttaşların katılımıyla eylem gerçekleştirildi.
İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla düzenlenen protestoda yurttaşlar akşam saatlerinde Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde bir araya geldi. Kalabalık, kararın demokrasiye ve halk iradesine müdahale anlamına geldiğini savundu
Cadde boyunca yoğun güvenlik önlemleri alınırken, sloganlarla sık sık yargı kararına tepki gösterildi.
Protesto boyunca “Faşizme karşı omuz omuza”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Direne direne kazanacağız” ve “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek” sloganları atıldı. “Mutlak butlan kararı kabul edilemez! Darbeye karşı dayanışma içinde birlikte mücadele edeceğiz” yazılı pankart açıldı.
Basın açıklamasında konuşan temsilciler, mahkemenin verdiği kararın yalnızca CHP’yi değil, Türkiye’deki demokratik siyaseti hedef aldığını savundu. Açıklamada ayrıca son dönemde muhalefet üzerindeki yargı baskılarının arttığı öne sürülerek, kararın demokratik teamüllere zarar verdiği ifade edildi.
Açıklamada "O yüzden dayanışma içinde olmanın, birlikte hareket etmenin, bir arada durmanın, direnmenin ve sivil itaatsizlik hakkını kullanmanın bizler için çok değerli ve önemli olduğunu vurguluyoruz. Bugün burada; dün yaşanan ve bugün de devam eden hukuksuzlukları dile getirmek, bunlara karşı birlikte mücadele etmek amacıyla bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu doğrultuda hazırladığımız basın açıklaması metnini şimdi sizlerle paylaşıyorum." denildi.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
Değerli basın emekçileri, değerli halkımız,
Ülkemiz çok ağır faşizm koşullarından geçmektedir. Tek partili otokratik bir rejimde ne varsa ülkemizde de benzerlerini her gün görmekteyiz. Cezaevleri ülkenin aydınlarıyla, gençleriyle, devrimcileriyle, muhalifleriyle doludur. Ekmek yoktur, aş yoktur, iş yoktur, gelecek, sağlık, eğitim bitmiştir. Yoksulluk ve çaresizlik içerisinde iliklerine kadar sömürülen milyonlar ve bu sefaletten cebini dolduran küçük bir azınlık vardır. Söz söyleme, gösteri yapma, örgütlenme hakkını kullanmanın sonu soruşturma, dava, cezaevidir. Ayrımcılık, ötekileştirilmek, düşmanlaştırılmak artık olağan hale gelmiştir. Değerli yurttaşlar, ülkemizin geldiği nokta nefes almanın bile suç sayılacağı bir eşiktir.
Egemenler bu şartlar dahilinde ülkeyi istediği gibi yönetememekte, halk da bu şekilde yönetilmek istememektedir. Bunun adı, yönetememe krizidir; bunun adı aslında ülkenin daha ileriye, daha iyiye gitmesi için objektif şartların uygun olduğudur. Yaşamın gerçekleriyle, bizzat kendi pratiğiyle ülkenin durumunu ve ne hale geldiğini gören yurttaşlar AKP rejiminden hızla uzaklaşmaktadır. Rejimin toplumsal desteği erimiştir, sefalet ve faşizm şartlarında toplumda meşruiyeti dahi kalmamıştır.
İşte tam da bu noktada muhalefet güçlenmektedir. Tamamen meşru, tabir caizse bileğinin hakkıyla belediye seçimlerinden birinci parti çıkan bir Cumhuriyet Halk Partisi’nin varlığının ve parti içerisindeki yenileşme hareketinin egemenleri ne kadar rahatsız ettiği ortadadır. CHP’nin kazandığı ve kazanacağı ne varsa siyasi komplolarla, yargı operasyonlarıyla elinden alınmaya çalışılmaktadır. CHP’nin ne operasyon çekilmedik belediyesi kalmıştır ne hapse atılmadık Cumhurbaşkanı adayı… Buna son olarak CHP’ye kayyum atanması eklenmiştir. Siyaseten yenemediklerini ya kendi partisine geçirerek ya kayyum atayarak ya da hapsederek silmeye çalışan AKP rejimi, hiçbirisinden dilediği sonucu elde edemeyince bu sefer topyekün partiyi ele geçirmeye kalkışmıştır. Bunu yargı eliyle yapıyor olması da bu ülkede artık hiçbir kurumun, kişinin, ağacın, kedinin dahi hukuki güvenliğinin kalmadığının resmidir.
Mutlak butlan kararı, ülkemizde hiçbir şekilde örgütlenme ve demokratik siyaset yapma alanı bırakmayarak demokrasinin rafa kaldırıldığının ilanıdır. Bugünden itibaren demokrasi, özgürlük, ekmek ve barış mücadelesi her zamankinden daha çetin şartlarda yürütülmek durumundadır. Askeri darbe dönemlerinde sokaklarda yürütülen tankların yerini parti binalarını kuşatan çevik kuvvetler, sıkıyönetim mahkemelerinin yerini bağımlı, siyasi mahkemeler almışsa, ses çıkaran, yazan, çizen, düşünen hatta nefes alan herkes bu rejim için bir tehdit olarak algılanır hale gelmişse bugünden itibaren faşizme karşı en yoğun kenetlenme ve mücadeleyi yürütmek görevi bizlerin omuzlarındadır.
Değerli halkımız,
Bu faşist saldırı dalgası CHP’yi de başka bir partiyi de sarsa aynı demokratik tepkiyi göstermekten imtina etmemeliyiz. Faşizme karşı birleşmeyenlerin faşizmin zindanlarında buluşacağı çok açıktır. Fiilen veya hukuken dikensiz gül bahçesi yaratarak bu zulüm ve sefalet düzeninden zenginleşmeye devam etmek isteyen sömürücü sınıflara karşı demokrasi, özgürlük, kardeşlik mücadelesini büyütmek, direnmek ve kazanmak zorundayız.
Gelinen noktada bırakın siyaset yapmayı nefes alma alanı bile kalmamıştır. Bu ülkenin insanlarını, emekçilerini, gençlerini, kadınlarını, çocuklarını kimse nefessiz bırakamaz. Hiç kimse muhalefetsiz bir toplum yaratmak için yargıyı, kolluğu, devletin imkanlarını kullanamaz. Bugünler geçecek ancak bu karanlık dönemin yarattığı yıkımı bir an bile unutmayacağız, tekrarına müsaade etmeyeceğiz.
Gün birleşmek, güçlenmek, korkmadan demokratik mücadelemizi sürdürmek günüdür.
Gün safları sıklaştırma günüdür.
Gün artık kazanma günüdür.
Biz kazanacağız.
Buna kimsenin şüphesi olmasın.
İZMİR EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ





