Elazığ'da ve Malatya'da meydana gelen 6.8 şiddetindeki depremde 41 canımızı çöken binaların enkazı altında yitirdik.
Kontrolsüz yapılan binalar 'tabut'a dönüştü.
Ancak; bir kez daha gördük ki, deprem değil bina öldürüyor, denetimsizlik, ihmal ve 'hazırlıksız' olmak öldürüyor.
Gerçek olan şu ki; belediyeler, inşaatların denetiminde tek yetkili resmi kurum olan Yapı Denetim Şirketleri ve merkezi yönetim jeolojik zemin etüdünden 'oturma izni'ne kadar inşaatın tüm aşamalarında 'denetim' görevini 'etkili' bir şekilde yerine getirmiyorlar.
Üstelik; 'önlem' almak, 'denetlemek' yerine 'imar affı'yla, deprem için toplanan vergilerin 'amaç dışı' kullanılmasıyla, toplanma alanlarının AVM inşaatlarına ayrılmasıyla; adeta, 'bilinçli' bir şekilde depreme karşı 'kapsamlı' bir hazırlık yapılmadığı tablosu ortaya çıkıyor.
Toplumu deprem konusunda eğiterek bilgilendirip, bilinçlendirmiyoruz.
Oysa; birinci derecede deprem kuşağında olan İzmir'de, merkezi yönetimle, belediyelerle, meslek odalarıyla, sivil toplum örgütleriyle, vatandaşlarla depreme hazırlık konusunda 'seferberlik' ilan etmeliyiz.
Unutmayalım ki; halkımızı eğitip bilinçlendirmeden, yerleşim alanlarını depreme hazırlamadan, kentin altyapısı elden geçirilmeden, yapı stokunun nerelerde çürük olduğu belirlenerek dönüştürülmeden ve çevre güvenliği sağlanmadan depreme 'hazır' olduğumuz söylenemez.
Deprem; 'kader' değil; 'afet'i önlem almayarak biz hazırlıyoruz, 'fay hatları' değil.
BİNALAR, DEPREM ALARMI VERİYOR
Elazığ, Malatya'dan sonra Marmaris, Manisa Akhisar ve Kırkağaç'ta yaşanan ve halen daha aralıklarla devam eden depremler; kentlerdeki yapıların durumunu bir kez daha gündeme taşıdı.
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi 1.derece deprem kuşağında yer alan İzmir'deki yapı stoğu ve güvenli yapıların özellikleri ile ilgili hazırladıkları raporda; 'İzmir'deki 650 bin binanın 75.000'i 7 ve üzerindeki hissedilecek bir depremde kullanılamaz hale gelecek. En iyimser tahminle 30 bin civarında kişinin hayatını kaybedeceği, alt yapının ve haberleşme ağlarının da kullanılamaz hale geleceğinin öngörüldüğünü' vurguladı.
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi'nin bu raporunda açıkladığı 'öngörü'sü; İzmir'de binaların deprem alarmı verdiğini gösteriyor.
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi'nin 'Deprem Raporu'; aynı zamanda, 'Kentsel Dönüşüm'ü de gündeme getiriyor.
Ancak; ne yazık ki, İzmir'de 'Kentsel Dönüşüm'ün adı var, kendisi yok.
Kentsel Dönüşüm; İzmir'de 'insan ve kent odaklı' olarak anlaşılıp uygulanmak yerine, 'rant aracı' olarak algılanıyor.
Kentsel Dönüşüm; gecekondu mantığıyla yapılan 'riskli' binaların yerine 'rant amaçlı' rezidanslar yaparak değil; bütüncül bir anlayışla 'çevre güvenliği'ni ve 'kent estetiği'ni sağlayarak gerçekleştirilmelidir.
24 İLÇE BELEDİYESİNDE JEOFİZİK MÜHENDİSİ YOK
Bu arada; Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Sinancan Öziçer, 'İzmir'in 30 İlçesinden 24'ünde Jeofizik Mühendisi olmadığını' söyledi.
Öziçer, yaptığı açıklamada 'Elazığ depremi; binaların güvenli zeminlere sağlam bir şekilde yapılmadığını bir kez daha gösterdi. Jeolojik zemin etüt raporlarını Jeofizik Mühendislerinin denetlemesi hayati bir konudur.
Depremin ana konusu sismolojidir. Sismoloji de, Jeofizik Mühendisliğinin anabilim dalıdır.
İmar Kanunu'nun 57.'inci maddesinde projeye esas yapıların zemin etütleri Jeoloji ve Jeofizik Mühendislerinin ortak hazırladıkları rapordur deniliyor.
Bu açık hükme rağmen; Belediyeler, ne yazık ki Jeofizik Mühendisi çalıştırmıyorlar' dedi.
Sonuç olarak; Deprem kader değil. Depremi ihmal, denetimsizlik ve önlem almayarak biz hazırlıyoruz, fay hatları değil...