Her gün yazsan yeridir aslında…
Mesleğinin bu olması yeter dese de pek çoğu, üstüne konacak konu, edecek kelam çok olsa da; edebiliyor olman için biraz tuzun kuru olmalı.
Yazarak para kazanmak değil kastım sadece; daimi kuşbakışı bakma becerisinde doruk yapmış olmalısın mesela… Nihai hedeflere değil, tümüyle güncel dokunuşlara meyletmiş olmalısın. Hayatı, bir robotun yakıt değişim zamanı gibi; ha deyince soyunabilmelisin…
Oysa; iki ayağım var, düşünen bir başım, duyduğunda ağlayabilen kulaklarım, gördüğünde avaz avaz bağırabilen gözlerim, aralıksız tat alabilen bir dilim, taş atıp yorulan kollarım…
Yani; yaşıyorum…
İZBAN'la yolculuk yapıyorum, okula giden çocuklar büyütüyorum; Bağ-Kur ve SSK emeklisi ebeveynlerim var… Okuyorum, elimdeki kitapların yaşamdaki karşılığında boğuluyorum…
Ve bazen nefesim kesiliyor…
Sözün özü;
TDK'nın, 'stabilizasyon' ( TDK: Stabil = Dayanıklı, sabit, değişmez); 'aynı kararda ve biçimde sürdürmek' olarak tanımladığı;
Ekonomide; kapitalist sistem içinde yoksulun daha yoksul olmayacağını, işsizlik ve açlık sınırının uzun süre değişmeyeceğini muştuluyan(!) ;
Bazı hükümetlerin; tüzük önsözlerine koyarak yıllardır tespih çeker gibi tekrarlayıp halka ultra mucize bonzai etkisiyle ezberlettiği;
Kiminin vekilliğinde, kiminin evliliğinde; erk oluşunda, ezilişinde… Bazıları için babalıkta, bazıları için dilde; tarihte… Kiminin mesleğinde ya da biriktirdiği altının, dövizin artışında, vs… 'varmış gibi' yaptığı, inandığı…
Ama mutfakta, tarlada, atölyede, pazarda, sokakta, yatakta, okulda, işinde; stabil kalan olumsuzlukları anlatan 'istikrar saçması'nı reddediyorum!
İyi ve güzel şeyler için 'ısrar'ı tercih ediyorum…
Değişerek, değiştirerek, düşünerek ve tüm duyularımla yaşamayı…
İnsan olmayı, tutarlı olmayı…
Yoksa evet; size yansımasa da, elbette kalemimi oynatacak konularım oldu bu süre içinde. Bir seçki yapmaya çalışayım…
'Desinler ki; Haço'nun hançeri var!' tadındaki siyasi etkinlikler,
Özal'ın 30 yıl önce yalı çocuklarının ayağına giydirdiği 'havalı postalı' nihayet askerin ayağına layık gören silahlı kuvvetler,
Dünya lideri olmanın dayanılmaz hafifliğine meyletmiş Cumhurbaşkanı ve kaçak sarayı,
Sarayın temellerini sulayan sosyal güvencesiz çocuk işçinin kanı,
Gültepeli Yavuz Bingöl'ün eğreti elbisesini çıkarmasını niyeyse hayretle karşılayan kamuoyu,
TMMOB'un sesini kesme girişimleri,
Tam 'Kürtçe öğrenmeliyim artık' derken gümleyen barış süreci;
Osmanlı'nın ayak sesleri dense de suretinde Arabistan'a dönüşme çabası olan adımlar,
Bazı İlçe belediye başkanlarının 'kuzuların sessizliğini' andıran suskunluklarının perde arkası,
Tiyatro oyunlarında 'fahişe rolü' yasaklayanların, 70'e yakın genelev işletmesi meselesi,
CHP'nin İzmir patronu olma yarışında yükselen tansiyon…
Vs vs vs…
Ve benim de bu hallerimi kısmen özetleyen, en çarpıcı diyalogu da şuydu bence bu geçen sürenin;
Yer: Mahkeme Salonu Konu: Çarşı Davası
Mahkeme Başkanı: Darbe yapmaya çalıştınız mı?
SanıkCem Yakışkan: Darbe yapabilecek gücümüz olsaydı Çarşı grubu olarak Beşiktaş'ı şampiyon yapardık. Çarşı; her türlü hukuka aykırılığa dolayısıyla darbeye de karşıdır…