Son yıllar bir 'Ilımlı İslam' lafıdır gidiyor. Nedir 'Ilımlı İslam'? Üstelik böyle bir tanım İslamiyet içinde yokken ve Müslümanların böyle bir tanımlamayı hiçbir mezhebe, İslami uygulamaya, inanç grubuna ya da öğretiye yakıştırma yollu bile kullanmadıkları bilinirken… Nereden çıktı bu 'ılımlı' tanımıyla içimize ılık ılık akıtılarak benimsetilmeye çalışılan bu giydirme 'İslam?'

Öncelikle 'Ilımlı İslam'ı bize giydirip kuşatmaya çalışanın Hıristiyan Batı'nın doymak bilmez kapitalizmi olduğunu bilmemiz gerek.

Daha önce, Sovyetler Birliği'nden gelecek 'kızıl tehlike'ye karşı bir 'yeşil kuşak' tasarladılar ve bunu gerçekleştirdiler. Bu tabii ki ormanlardan, ağaçlardan filan oluşan bir kuşak değildi. Ortadoğu'daki Müslüman ülkelerden başlayan, Güneybatı Asya'dan İç Asya'ya doğru uzanan bir kuşaktı. Sonradan o kuşak nedeniyle Batı'nın kurnazlarının çok başı ağrımıştır ve Afganistan'daki gibi kimi bataklıklara saplandıkları görülmüştür ama bunlar, kendileri için tehlikeli olmayacak ve başkalarına karşı kullanabilecekleri çıkar ittifakları oluşturmak için bu ülkelerdeki 'yeşil' yani 'İslami' iktidarlar yaratmak için çabalamaktan hiç vazgeçmemişlerdir. Amaçları, İslamiyeti Truva atı gibi kullanmaktır. Bunun için de, Müslüman coğrafyasında, Attila İlhan'ın tanımıyla, Hıristiyan/Batılı/Beyaz emperyalizmin işbirlikçisi 'yeşil sermaye'nin palazlanmasına, gelişip güçlenmesine yardımcı oldukları ve bu görüşteki insanların ekonomik olduğu kadar siyasi örgütlenmelerini bütün güçleriyle destekledikleri gün gibi ortadadır.

'Yeşil Kuşak'tan sonra Müslüman coğrafyaya yaşatılan şu 'Arap Baharı' denilen şey, aslında, laiklik, özgürlük ve bağımsızlık gibi takıntıları olan ülkelerde, oyunlarını sonuna kadar oynadıktan sonra, demokratikleştirme bahanesiyle o ülkelerin halklarını birbirine karşı kışkırtıp kırdırarak, kendilerine göbekten bağlı kafadan bacaklı iktidarlar yaratmak için şiddet yolunu kullanmaktan başka bir şey değildir.

İşte, yıllardır tutturulan 'Ilımlı İslam' teranesinin arkasında bu vardır. Emperyalizmin önündeki engelleri kaldırma isteği, ona tam tamına uşaklık edecek 'komprador', yani 'işbirlikçi' sermaye güçleriyle onların güdümündeki iktidarlar eliyle bu coğrafyayı her bakımdan denetlemek!..

Bizimse, ta başından beri uyanamadığımız şey, 'ılımlı' diye bize yutturulmak istenen 'İslam'ı neden kendi eğnimize kendimizin giymeyip de onların bize giydirmeye kalkıştığıdır. Bir, iki, üç, derken Irak'la başlayan süreçte, yalanla dolanla milyonlarca insanın ölümüne ve bu ülkelerin en başta petrolleri olmak üzere, bütün kaynaklarını sömürerek kanlarını nasıl emdikleri görülürken, öyle bakakalmamız anlaşılır şey değildir.

Büyük Ortadoğu Projesi, 'Ilımlı İslam' adı altında yürütülen, aslında İslam'ı ve dini inancı yalnızca bir aldatmaca aracı olarak kullanan, tümüyle 'Hıristiyan/Batılı/Beyaz emperyalızm'in uşağı olan, onun doymak bilmez sömürü iştahını gidermeye çalışan bir sömürü zinciridir. Emperyalizmin kendi çelikten sömürü ağını, ülkelerin üzerine germesinden başka bir şey değildir bu. Öyle ya, bu coğrafyada İslam'ın soğuk, sıcak, kavurucu ya da ılımlı olması onları niye ilgilendirsin ki? Dini inançları Hıristiyan olanların, İsrail'i de kucaklayan bir çerçevede kurdukları bir ittifak var; o da Müslüman toplumların birlikte güdülmesi ve sömürülmesi. Ötekiler onların piyonu, maşası, robotu, oyuncağı.

Sermayenin dini imanı yoktur. Bu konuda her dinden, her inançtan, her ulustan, her görüşten insan, işbirliği yapabilir. Çıkarlar için bütün değerler çiğnenir. Her şey çiğnenir. Yasalar, ilkeler, kurallar, ahlak, topraklar ve insanlar, doğa; her şey…

Dikkat edin: 'Arap Baharı' diye dünyaya yaşattıkları günlerde Arap ülkelerin toprakları kanla sulandı. Müslüman, Müslümanı vurdu, kesti, parçaladı, öldürdü. Bu yolda savaşanlar, daha özgür, daha rahat, demokratik bir yaşam kuracaklarını sanmaktaydılar. Peki, sonunda ne oldu? Oralarda ne kan durdu, ne yoksulluk sona erdi. Neyzen'in dediği gibi, 'Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti.'

Aslında 'Ilımlı' diye tasarlanan, öyle olduğu savlanarak yürürlüğe konan bu İslami akımdan beklenen ve beklenmeyen çok şey oldu. 'Yeşil Kuşak' tasarısından nasıl Afganistan'da Taliban gibi bir güç ortaya çıkıp kök söktürmeye devam ediyorsa, Arap Baharı'nın sözde ılık havasıyla gelen Ilımlı İslam yönetimlerine de dikkatli bakınca bunu görebiliriz. Gerçekten 'ılımlı' mı bunlar? Yoo, hiç de öyle değil. Müslüman Kardeşler, Hizbullah gemi azıya almış gidiyor. Üstelik daha önce bunlar tek tek ülkelerde örgütlülerken, şimdi ülkelerarası bir örgütlülük göstermekteler. 'Ilımlı İslam' diye Müslüman coğrafyasındaki ocaklara ateş taşıyanların asla öngöremeyecekleri farklı gelişmelere gebedir önümüzdeki yıllar, onyıllar. Ortalıkta hiç de 'ılımlı' bir hava yoktur. Kazanlar fokur fokur kaynamaktadır.

Bu sürecin bedelini, buna kanan toplumlar başta olmak üzere, insanlık büyük acılar çekerek ödeyecektir ve bunun etkilerinden kurtulmak ise çok uzun zaman alabilecektir.

Asıl 'Ilımlı İslam' ise, gerçekte, bin yıldır aslında Anadolu'da uygulanmaktadır. Hiçbir Müslümanın öbür Müslümanı hor hakir görmediği, her dinden insana ve inanca saygı duyduğu, bu bakımdan inanç ayrımı nedeniyle anlaşmazlıkların yaşanmadığı, bütün inanç ve ırklara mensup insanların dostça, bir arada yaşadığı belki de tek toprak parçası gerçekten Anadolu'dur. Anadolu İslam geleneğinde, hoşgörünün, anlayışın, inanca saygı ve insana sevginin, din ve Tanrı sevgisiyle bütünleşerek insanca bir öze kavuştuğu en önemli beşiktir.

Şimdi ne oluyor? 'Ilımlı İslam' diye kurulan bir tezgahla, aşırı dinci, İslamcı akımlar körükleniyor ve toplum bir karanlığa çekilmek isteniyor.

Ne isteniyor peki? Din ve inanç bahane edilerek toplumun bir kesiminin bilimden, teknikten, çağdaşlıktan uzaklaştırarak çağdışı bir yaşama boyun eğmesi ve oraya kilitlenmesi… Hemen belirtelim ki, bu noktada en kötü harcanacak olanlar elbette kadınlardır. Eğitim sistemlerinin değiştirilmesi, dönüştürülmesiyle zar zor okuyup yazabilen, edilgin, evine kapatılmış, toplumsal yaşamdan ve üretimden uzaklaştırılmış kadınlar… Böylece, toplumun bir kanadı eve kapatılarak çökertilmiş oluyor. Üretim düşüyor, toplumsal yaşam geriliyor. Ekonomi her evde 'tek maaş, tek gelir' düzenine saplanınca, ülke de tek maaşlı, tek gelirli bir eve dönüyor… Burada 'ılımlı yoksulluk' başlıyor işte!

Böyle bir ülke, başkalarınca ilelebet sömürülmeye mahkûmdur. Hiçbir değerini koruyamaz. Mal varlıkları elinden alınır, sömürünün tutsağı olur. Şimdi de yaşanan budur işte.

Peki, toplum olarak yaşananlar karşısındaki durumumuz ne?

Bence ısınan kazandaki, 'su ılıdı, daha bir şey yok', 'biraz ısındı ama henüz tehlikeli bir durum yok' diye düşünen, içinde bulunduğu durumu beklemekle geçiştirmeye çalışan kazandaki kurbağadan farkımız yok.

Haşlanıp da suyun yüzüne ters dönerek çıktığımızda olan biteni anlasak ne olacak!

'Ilımlı İslam'mış! Külahıma anlatsınlar! Dini, bir üniforma gibi sırtlarına geçiren emperyalist uşaklarının en başta dinlerine, dindaşlarına ve kendi uluslarına ihanetinden başka nedir ki bu yaşananlar? Siyasi dokunulmazlıklarını, dini dokunulmazlıkla yaldızlayıp göz boyamaktır yaptıkları. Kendilerinin dinine ve inancına da saygı duyduğumuz Hıristiyanlarla birlik olup, bizi ve bütün İslam dünyasını soyma tezgahından ve onlarla haince bir ittifakından başka bir şey değildir bu.

Onlar, o kazanı ısıtan ateşe odun taşımaya devam ediyorlar. Ya biz?

Biz de 'olmaz bir şey' diye bekleyen enayi kurbağalarız.
LAF TORBASI
Helal Olsun
Helal olsun terör örgütüne ve teröristlere!
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na, kendileriyle helalleşmemiz gerektiğini söyletebildiler.
Hakikaten helal olsun!
Böylece 'helal terör dönemi'ni başlatmış da oldular.
Aman Oturmasınlar
Bundan böyle 23 Nisan'da, o gün yetkililerin makamlarına bir süre için çocukların oturtulması geleneğine son veriliyormuş.
Çocuklar arasında farklılık duygusuna meydan vermemekmiş amaç.
Doğrudur. O koltuklarda oturanların –çocuk bile olsalar- hepsi de sıradan, sürüden biri olduğunu bilmeli. Buna göre, haddini de…
Onların hesabı bu.
Bana göre de bu, çok olumlu bir karar. Çünkü, çocuklarımız o kötü örnekleri öyle yapmacık gülüşlü, sahteliklerle dolu yüzlerini yakından görmemiş olurlar; daha iyi!
Petrol Bulmuş
Karamehmet Kuzey Irak'ta petrol bulmuş.
Sevinsek mi, ne yapsak?
Peki, kimin adına sevineceğiz?
Kuzey Irak adına mı?
Türkiye Cumhuriyeti adına mı?
Karamehmet adına mı?
Benimki de laf! Bize ne birader!
Çelik İrade
Yazar Atilla Dorsay'ın Kültür Bakanı Ömer Çelik'in tutumuyla ilgili tanımlaması şöyle:
'Siz istediğinizi söyleyin, biz istediğimizi yaparız.'

Çelik irade bu!