İstanbullu ihracatçılar ile Ankaralı araştırmacıların yürüttüğü ’“ihracatta yörünge gelişmesi mi yoksa eksen kayması mı’” var tartışması zaman zaman kapalı kapılar arasında sert rüzgarlar estirirken tartışmanın bir ayağı da geçen senelerde Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ile Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan arasında yaşanmıştı. Bu tartışma aslında konunun perde arkasına ışık tutması için yararlıdır.
2009 yılının Kasım ayında Merkez Bankası Başkan’’ı Yılmaz, kurumunun uzmanlarınca hazırlanan bir raporu kamuoyu ile paylaşmak ister. Raporun satır aralarına bakılarak sunulan özeti şöyledir:
"En önemli sanayi sektörlerimizin ihracatı, son yıllarda yüksek oranlı ithal ara mala bağımlı gelmiştir. Ara mal ithalatının bu kadar hızlı artma nedeni ise son yıllarda kurların düşük olmasından kaynaklanmaktadır. İhracatçı kurlar düşük ve döviz bol olunca maliyetlerini düşürmek için ara mal ithalatına yönelmektedir. Ancak, maliyetleri düşürmek pahasına ucuz fiyatlı kalitesiz ara mal ithalatına yönelen ihracatçımızın ürettiği malların kalitesinde de son yıllarda ciddi düşüşler gözlenmektedir. Bu nedenle, düşük kura dayalı ihracat politikası uzun vadede rekabet gücümüzü azaltacak ve kaliteli ürün talep eden pazarlarımızın kaybına yol açacaktır’”
Aslında, Başkan Yılmaz, çok önemli bir soruna dikkat çekmektedir. İçeride pahalıya mal edilen ara malların yerine dışarıdan ucuz ara mal ithalatı yapılması, içerideki yerli ara mal üreticilerinin zarar görmesine yol açmıştır. Hızla artan ara mal ithalatı ile yerli üreticiler de kendilerinin üretebilecekleri ara malların bazılarını dahi dışarıdan ucuza satın almışlar ve ara mal ithalatına dayalı ara mal üreticileri haline gelmişlerdir. Kaldı ki asıl malları üretenlerin ara mal ithalatına bağımlılıkları da inanılmaz oranlara çıkmıştır.
Kriz Öncesi İyi ya Krizde Durum?
Kriz öncesinde bu tür bir ihracat stratejisi önemli değildi çünkü dış pazarlar her türlü malı talep edebilecek hacimdeydi, özellikle Avrupa Birliği pazarları’…İhraç ettiğimiz malların kalitesi elbette Çin mallarından daha üstündü ama Çin malları kadar ucuza mal edemiyorduk. Ancak, ucuz Çin mallarından daha kaliteli ve birazcık daha pahalı ürettiğimiz malların pazarları hala mevcuttu.
Sorun, krizden sonra oluştu. Krizle birlikte ölçek ekonomisi ile üretim yapabilen, yani ne kadar çok üretirse o kadar düşük maliyetli üreten Çinliler, hammaddeyi de büyük miktarlarda toptan aldıkları için maliyetlerini daha da düşürdüler. Ürettikleri mallar belki hala bize göre daha kalitesizdi ancak ihraç fiyatlarında zaman zaman kriz öncesine göre düşüşler izleniyordu. Diğer bir deyişle, bizim rekabet ettiğimiz ve ara mal ithal ettiğimiz Çin, Hindistan gibi ekonomiler kriz döneminde kriz öncesine göre çok daha ucuza mal ihracatı yapabiliyorlardı.
Ancak, Türkiye ekonomisi, kriz öncesi yıllarda sanayi ve ihracat stratejisini ucuz maliyetli ara mal ithalatına bağlarken ürettiği malın kalitesinden ödün vermiş ve kriz dönemi ile birlikte bazı dış pazarların kapanması ile beraber düşürdüğü kalitenin eski alıcılarını dış pazarlarda bulamamıştır. Dış pazarlar ekonomik krize girdiği için daha ucuz ihraç mallarına yönelirken Türkiye’’nin ürettiği biraz daha kaliteli ama kriz öncesine göre biraz daha maliyetli mallara yönelik taleplerini azaltmıştır.
Krizle Üretim Maliyetlerimiz Artıyor Karlarımız Düşüyor
Krizle birlikte Türkiye ekonomisi, ara mal ithalatını azaltmıştır çünkü ihracatı düşmüştür. Ancak, Türkiye ekonomisi’’nin ürettiği malların maliyetleri kriz öncesine göre artmıştır ve karlar düşmüştür. Maliyelerin artmasının nedeni ise üretilen malların girdi maliyetlerinin artmasıdır. Ancak, bazı maliyetlerin artmasında yatan gerçek neden nedir?Kriz öncesine göre karların düşmesinin asıl nedeni ne olabilir?
Girdi maliyetlerin artmasının arkasında yatan temel neden işgücü maiyetleri değildir çünkü son yıllarda, kriz dönemi de dahil olmak üzere resmi verilere göre sanayide çalışanların reel olarak işgücü maliyetleri azalmıştır. Bunun arkasında yatan temel neden ise devletin istihdamı arttırmaya yönelik geliştirdiği çeşitli vergi ve istihdam teşvikleridir. Eğer işgücü girdisi, maliyeleri arttıran kalem değilse Türkiye ekonomisi’’nin üretim maliyetlerini krizde ne arttırmıştır?
Kriz öncesinde ihracatçımız, Euro-Dolar paritesinden çok ciddi karlar elde etmiştir. Parite Euro lehindeyken ve yüksekken Dolar ile satın alınan ara mal ithalatını ihraç malına dönüştürüp Euro olarak ihraç ediyordu. Buradan da hem girdi maliyetlerinden hem de kur farkından gani gani karlar elde ediyordu. Bir de ucuz maliyetli Dolar borçlanmasına yönelip düşük kurlardan yararlanarak borç ödemesinde bile kara geçiyordu. Diğer bir deyişle, kriz öncesinde ihracatçımız, hem üretirken hem dışarıdan borçlanıp borcu öderken parite farklarından ve yerel kurun sürekli düşüklüğünden ek karlar yaratıyordu.
Bu üretim ve üretim dışı karlar, ihracatçımızın ileride asıl sorunu oluşturacak üretilen malların düşen kalitesini göz ardı etmesine yol açıyordu. Ancak, krizle birlikte Euro-Dolar paritesinin Euro aleyhine dönmesi ve yerel kurun değer kaybetmesi geçmişteki kar getiren üretim dışı karların azalmasına hatta zararlara dönüşmesine yol açtı. Bir de kalitesi ara mal ithalatı ile düşen ihracatımızın krizle birlikte rakiplerinin daha kalitesiz ama çok daha ucuza ihracatı ile rekabet edememesi ihracatçılarımızın isyanlarına yol açtı.
İsyanları Neye?
İhracatçımız isyan ediyor çünkü karları neredeyse kayboldu, karları derken üretim dışı, faaliyet dışı karları kastediyoruz.
İhracatçımız isyan ediyor çünkü kalitesiz üretime yönelik ihracat stratejisinde daha kalitesiz üretim yapan rakipleri ile fiyat rekabeti yapamıyor ve pazarlar kaybediyor.
İhracatçımız isyan ediyor çünkü kriz öncesine göre Euro-Dolar parite farkının tersine çevrilmesi ve yerel kurun değer kaybetmesi birim girdi maliyetleri arttırmıştır.
Bu noktada, Euro-Dolar paritesine müdahale edemeyen ihracatçımız kurun daha da değer kaybetmesini talep ederken elbette birim girdi maliyetlerinin biraz daha artacağının farkındadır ancak var olan dış pazarları korumak için fiyat rekabetine girmekten başka çare de henüz bulamamıştır. Oysa, ihracatçımızın bugünlerde talep ettiği gibi kurların artması ile girilecek fiyat rekabeti çıkmaz sokaktır çünkü karşıdaki rakip zaten krize rağmen maliyetlerini düşürebilecek bir üretim stratejisi geliştirmiştir. Bu nedenle, böyle bir rakibe karşı kurlar aracılığıyla fiyat rekabetine girmek umutsuz bir çabadır.
Çözüm nerededir?Bakınız hangi pazarlarda hala varız, kalitesiz üretimi ihraç ettiğimiz pazarlarda mı orta teknoloji, biraz daha kaliteli ama biraz fiyatlı üretimi ihraç ettiğimiz pazarlarda mı? Strateji?Kendi ara malını kaliteli olarak üretmek’…