Türkiye'nin gündemi o kadar karışık ve içinden çıkılmaz bir durumda ki, ne yazacağımı bir türlü bilemedim. İçimdeki fırtınaları dinleyecek olursam, yazacak o kadar çok düşünce var ki, yazıya dökersem korkarım başım belaya girebilir. Bu nedenle biraz sakin olmaya karar verdiğim bu dönemde, daha ağır adım atarak etrafı dinlemenin daha yararlı olacağına kanaat getirdim. Ve kendimi yine zevkle yaptığım bir kulüp etkinliklerinin sunumuna bıraktım. Sunum bittiğinde ise içimdeki fırtına birden dindi ve hatta 'her şeye başlamak için' limandan çıktım ve kendime güzel bir rota buldum.
Nedense bu duygu hali beni birden mutlu etti. Aslında bekleme süresinin insanlar için bazen çok iyi gelebileceğine karar verdim. Çünkü, insanoğlu hepinizin bildiği gibi bazen yaşadıkları olayları dikkate alarak gözü kara olabiliyor. Sorumsuz davranarak, hızlı hareket edebiliyor. Söylenmeyecek sözleri bir anda söyleyerek, karşı tarafı kırabiliyor. Bu da sonraki zamanlarda işin içinden çıkılmaz bir duruma düşürüyor. Sakinliği içselleştirmeyi öğrenmek zorundayız aslında, kendimizi de böylelikle kontrol altına alabiliriz.
Ben, Konak Rotary Kulübü'nün uzun zamandır üyesiyim. Böyle bir dernekte olmaktan dolayı çok büyük mutluluk duyuyorum. Bilmiyorum kaç kişi Rotary Kulübü'nün 1905 yılında neden kurulduğunu biliyordur? Kaç kişi bu kulübün faaliyetlerini anlayarak aslında 'dünya barışına ve insanlığa' katkıda bulunan çok ciddi bir kuruluş olduğunu tahmin edebiliyordur?
Geçtiğimiz hafta içinde kulübün çok değerli üyelerinden Hüdai Moral, beni arayarak: 'haydi kendi üyelerimize Rotary'in neler yaptığını anlat, hep birlikte bir değerlendirelim?' dedi. Bu düşünce öncelikle çok hoşuma gitti çünkü uzun zamandır kullandığım bir sözcük dizinini kullanma şansım bu vesile ile yeniden olabilecekti… Nereden duyduğumu halen hatırlayamıyorum ama son yıllar içerisinde 'Farklılığınızı, fark ediyor musunuz?'sözlerini çok fazla kullanıyorum hatta bu sihirli kelimeler bir 'mottom' haline bile dönüştü. İnsanların öncelikle kendilerinin farkında olmaları gerekiyordu ki, fark yaratabilecek güçleri olabilsinler diye düşünüyorum. Tabiki, bu oldukça karmaşık bir düşünce... Çünkü ülkemizdeki insanlar yapılan bilimsel araştırmalara göre ne yazık ki, ancak '45 yaşında' tanıyabiliyorlarmış. Böyle olunca da bu yaştan sonra kişilerin kendilerini değiştirmek ve yaşamlarına kaldıkları yerden devam etmeleri sanki pek de mümkün gözükmüyor. Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz? Çevremde: 'çok isterdim, ama annem babam eşim izin vermedi 'şeklinde çok nakarat dinlediğim için bu kişilere 'haydi, haydi yeniden deneyelim' demeye inanın pek cesaret edemiyorum.
Hüdai Moral'ın bana önerdiği düşünce birden:'Rotaryen Olmanın Farkındalığını Farketmek' şekline dönüştüğünde bu sunumkurgusu ile ülkemizde yaşanan kaotik ortam kurgusunun birbirine benzediğini fark ettim.
Bu kurgusuna göre süreyi etkin bir şekilde üç bölümde sunabileceğimi planladım. Birinci bölüm; kişilerin kendilerini nasıl 'algıladıklarına' yönelik olacaktı. Bildiğiniz gibi, özellikle son dönemde 'Algı Yönetimi' konusunda özellikle AK Parti'nin toplumun her kesimine yapmış olduğu illizyonlarao kadar alışılmıştık ki, gördüğümüz ve duyduğumuz her şeyi 'kabul eder' hale gelmiştik. Çevremizde yüzlerce sakallı ve tek tip 'yeniçeri' askerleri vardı; ülkemizde yasak olmasına rağmen bazı yerlerde 'saraylar' inşa ediliyordu, şeffaf ve tarafsız bir ortamda siyasetin yapılması istenirken, bütün işler 'entrikaveri' bir şekilde çevriliyor ve bizler de bu filmi canlı canlı ekranlarımızda seyrediyorduk.
Bu nedenle 'biz kimiz, kendimizi nasıl algılıyoruz?' sorusu benim sunumum sırasında, Rotary Kulübü üyelerinin kendini sorgulamalarında etkin bir başlangıç olabilecekti. Geçtiğimiz yıl içerisinde yapmış olduğumuz bir anket çalışması bize güzel bir referans oluşturmuştu. Bu sonuçlar arzu ettiğimiz şekilde çıkmasa da verilen yanıtların arkasında gitmemiz gereken yolun izlerini bulabileceğimizi biliyordum. Öyle de oldu, Rotary Kulübü üyelerinin kendilerini nasıl algıladıkları ve daha iyi olmak için neler yapmak istedikleri bu 'satırlar ve kelimeler' arasından çıktı ve birden ben burdayım, neden beni arıyorsun. Çözümü sen de biliyorsun, ben de demeye başladı. Birden içimden güldüm, bu sözlerim aslında yaşamın 'taa.. kendisiydi' yani şu günlerde siyasette neler olacağını, kimlerin bu hükümeti kuracağını, kimlerin dışarıda kalacağını; doğudaki olayların esas nedenlerini ve neler yapılırsa bu sevimsiz olaylardan kurtulacağımızı; eğitim sistemimizi nasıl düzelteceğimizi; toprak reformunu nasıl gerçekleştireceğimizi; daha etik ve ahlaklı nasıl davranacağımızı vs, vs, vs….bütün konuların çözümü hepimizin çok iyi biliyor olduğumuzu hissettim birden…
Rotary Kulübünde yapacağım sunumun ikinci bölümünde konuyu daha geniş bir perspektiften bakmayı planlamıştım. Yani 1905 yılında, Chicago'da yalnız kalan ve kimseye güvenmeyen gençbir avukatın kendisi gibi düşünen üç arkadaşına: 'hepimizin bir zamanlar köyünde yaşadığı gibi karşılıklı işbirliğine ve dostluğa dayalı çok basit bir oluşuma ne dersiniz?' sorusu ile başlayan ve aradan geçen bunca zamandan sonra şu anda dünyada 1,2 milyon üyesi ve toplamda 34 000 kulübü olan bir 'sivil toplum' kuruluşu olan Rotary'nin temel felsefesi iledevletimizin temel felsefesinin nasıl uyumlaştırılabileceğini düşündüm.
İnsanların üç gruba ayrıldığı bir dünyada hangi kategoride olunması gerektiğine karar veremedim. Ya 'seyredenler' arasında olacaktım; ya 'yapanlar', ya da 'ne olduğunu merak edenler'…Seçeceğim her kategorinin benim tercihim olduğunu biliyordum. Seyredenler arasında olmam mümkün değil, evet merak ediyorum ve izliyorum ama bu da benim için yeterli değil. 'Yapanlar' arasında olmayı tercih ediyorum ve kendi kendime şu sözleri söyleyerek sözlerimi noktalamayı tercih ediyorum: 'Bugün, hayatımızın geri kalanının ilk günü ve bunu nasıl geçireceğimize biz karar vereceğiz'.
Bu sözler aslında sadece benim sözlerim değil, sizin de olmalı; sizce nerden başlamak gerekiyor?