Önceki gün İnternet sitelerine şöyle bir haber düştü ’“İzmir'de 28 yazar, şair ve sanatçı, 12 Eylüldeki halk oylamasında ''hayır'' oyu verilmesi çağrısında bulundu.
Gözlerim, hemen Muzaffer İzgü’’yü aradı.
Neden İzgü ?
Çünkü,12 Eylül 1980 darbesi sonrası ortak anılarımız ve acılarımız vardı. Bir darbenin bir toplumu nasıl sindirip, kişiliksiz, onursuz hale getirdiğinin yaşayan üç tanığıydık:
Yılmaz Odabaşı, Muzaffer İzgü, Halit Tunç.
Dün, HAYIR platformunun sözcülüğünü yapan Muzaffer İzgü’’yü 1984 yılında Diyarbakır’’a İmza gününe çağırmıştık.
Sıkıyönetim Komutanlığından ve Diyarbakır valiliğinden ’“imza günü’” için izin almamıza rağmen, kitap serginsin düzenlendiği vilayet parkını siyasi polis bastı.
Muzaffer İgü’’ye kitaplarını imzalatan 15-18 yaş grubu 10 öğrenciyi korkunç biçimde döverek sıkıyönetim komutanlığına götürdüler.
Sayın İzgü..
Sonra bizim bu kitap imzalama organizasyonumuz da son buldu.
Yılmaz Odaşı’’nın isyanını, öfkesini, çığlıklarını hatırlıyor musun?
Size, Diyarbakır belediyesinden bir resmi araç tahsis etmiştik. O araçta bile suç aleti aradılar.
İzmir’’e döndüğünde bana bir mektup yazdın..Gözaltına alınan o liseli çocukların akıbetini sordun.
O gün cevap yazamamıştım. Bugün İzmir’’deyim yanı başındayım. Size akıbetlerini yazayım.
Sizin kitaplarınızı okudular diye.. o çocukların tümü okullarından oldular. Fişlendiler.ve göz altında neler yaşadıklarını ise siz tahmin edin.
Muzaffer ağbi..
Şimdi, çıkmışsın şöyle diyorsun:
''Bu Anayasa'ya 'evet' demek, irtica faşizminin karanlık uçurumuna 'evet' demekle eş anlamlıdır. Yetmez, ama 'evet' diyenler evetçilerin utangaç kesimi. Anayasa değişikliğine 'hayır' diyenler 12 Eylül darbesinin asıl mağdurları. Kimdir onlar, CHP, DSP, İP, TKP, EMEP, ÖDP ve MHP ile DP'nin antiemperyalist, yurtsever kesimleri.''
Vay..vay..vay..
Üstadım.
Anlaşılan İzmir’’deki CHP’’li belediyeler sizler için fazlaca ’“imza günleri’” düzenliyor.
Biz EVET çileri. ’“düşünce yoksunu’” olarak suçluyorsun.
Açıklamalarına hiç üzülmedim.
Sadece Diyarbakırlı çocuklara üzüldüm.
Nasıl da takılmıştık peşine..
Nasıl da inanmıştık ’“demokrasi ve özgürlük, hak ve eşitlik,sevgi ve dürüstlük’” masallarına.