2012'nin Aralık ayı kapkara bir ay olmuştu ailemiz için.
Ömürleri uzun olsun, yaşlı annemle babam için içimiz titrerken; sırasız, vakitsiz bir ölümle sarsılmış, ağabeyimi toprağa vermiştik.
Beyin kanamasıyla kaldırdığımız Özel Sağlık'tan, 'durumunun kritikliği' nedeniyle Yeşilyurt Devlet Hastanesi'ne nakledişimizin üzerinden bir hafta geçtikten sonra 'yoğun bakıma' alınmış, üç hafta sonra… Sabaha doğru son nefesini vermişti.
Şimdi yazarken bile çok acı veren o süreç, dostluğun, arkadaşlığın, geniş anlamıyla 'insanlığın' ne kadar önemli olduğunun altını, bir kez daha kalın/kırmızı kalemlerle çizmişti kişisel tarihimize.
Her telefon… Arayıp 'nasılsın, Allah şifa versin, inşallah atlatacaksınız' diyen her ses, onun ve bizim için edilen her dua, umutlandıran her teselli…
İçimizdeki yangına bir nebze olsun su serpmiş, dayanma gücümüzü artırmıştı..
Sonra… O kara gün geldi.
Tedaviler, doktorlar, isteğimiz, dualarımız yetmemiş, kaybetmiştik…
Ayazda, içimizdeki yangınlarla çam ağaçlarıyla çevrili bir yamacın koynuna, bir avuç toprağa bırakmıştık onu…
İki gün sonra evde dualar okunurken, gözyaşlarımın içine karıştığı bir yazıyla paylaşmıştım acımı. 'Canımın canı gitti' demiştim.
Hem acımı akıtmaktı dileğim, hem de bu süreçte destek olanlara yürekten teşekkür etmekti. Uzun uzun anlatmış, kelimelerle ağlamış, şöyle noktalamıştım:
(…)
'Ağabeyimin hastaneye yattığı andan itibaren ölümüne kadar geçen bir aylık sürede, o kadar çok insan yanımda oldu ki…
Başımı yaslamam için o kadar çok insan omzunu uzattık ki…
Tabutunu taşımak için o kadar çok insan el verdi ki…
Ne diyeyim? Nasıl teşekkür edeyim?
Minnettarlığımı, yaptıkları insanlığı nasıl ifade edeyim?
Bilemedim.
İsim isim sayarsam mahcup olabilirler, adlarına 'reklam yapmışlar' lekesi sürülsün istemem.
Sağ olsunlar, sevdikleriyle var olsunlar, sevdiklerinin ölümleriyle sınanmasınlar; tek diyebileceğim, canı gönülden isteyebileceğim bu…'
Aylardan Aralık, ağabeyimin ölüm yıldönümü değil, o zalim gün geçeli 1 yıl, 1 ay 17 gün oldu. Niye şimdi?
Bugün gazetelerde bir haber vardı, belki gördünüz belki görmediğiniz.
Haber, bir partiliyi ziyaret için Örnekköy'daki özel bir hastaneye giden AK Parti Büyükşehir adayı Binali Yıldırım'ın aynı hastanede tedavi gören Başkan Kocaoğlu'nun kardeşini de ziyaret ettiği üzerineydi.
Konuşamayan, dışarıya tepki veremeyen Azmi Kocaoğlu'nun elini tuttuğunda hastanın heyecanlandığı; eşinin de 'Kocam sizi gördüğüne çok sevindi, elinizi tutarken tepki verdi. Teşekkürler' dediği yazıyordu.
Kötücüllüğün, zalim üslubun tavan yaptığı bir gazetede; insanlık sınırlarını zorlayıcı ifadelerle hakikaten mide bulandıran biçimde servis edilip bir de aynı ağızla köşelendirilip taçlandırılan haber, diğer gazetelerde, haber portallarında 'Yıldırım'ın jesti' mealinde sözlerle yer buluyordu.
Bir eliyle hastanın elini, ötekisiyle kalbini tutan Binali Bey'in fotoğrafı samimi, sahici; özetle, insaniydi.
Yine de… Sormadan edemiyorum.
Basın mensuplarının alınmadığı hastane ziyaretinde bu fotoğrafın medyaya, Yıldırım'ın seçim ekibi tarafından servis edilmesi şart mıydı?
Bir yıl önce ağabeyim hastanedeyken, (bakanlığıyla ilgili gittiği Ağrı'dan üstelik) arayıp 'geçmiş olsun' diyen, 'bir ihtiyacımın olup olmadığını' sorarak (oyumu olmasa da) kalbimi kazanan Binali Bey'e, beni araması için telefon numaramı veren, zarafetle harekete geçirten danışmanlar/halkla ilişkilerciler şimdi nerede?
O fotoğrafa bakıp 'helal olsun adama, rakibinin kardeşini ziyaret ediyor' diyenler kadar; 'ayıp ya… Oy/reklam için insani bir ziyareti kullanmaya kadar düşürmeyin bu yarışı' diyenlerin olacağını da hatırlatacak, hırsı aklını aşmamış teşkilatçılar nerede? 'İyilik yap, denize at, balık bilmezse Halik bilir' diyebilecek güngörmüş çelebiler?
'Aptal dostların akıllı düşmandan daha fazla zarar verdiğini' gören yok mu aranızda sahi?
Ezop ve La Fontaine'nin fabllarına ilham veren Beydeba'yı, Kelile ve Dimne'yi 'Ayı ile dost olan Bahçıvan'ı okuyan…
Yok mu içinizde?