Eğer, kişisel/mesleki gündemimde bir randevu yoksa güne başlayış ritüelim şaşmaz…
Kahve cezvesi ocağa sürülür, bilgisayar başına oturulur ve elbet, sigara eşliğinde günlük gazete turu başlar.
Önce kendi haber portalıma, sonra Hürriyet'e, sonrasında Allah ne verdiyse, her yelpazedeki gazetelerin başlıklarına, köşe yazarlarına… Hem genelde, hem yereldeki haberlere ve yorumculara uzanan; uzuuuun bir okuma turudur bu.
Sadece kendi görüşüme uygun olanları seçmem bu uzun turda... Radikalini, liberalini, ulusalcısını, İslamcısını, yandaşını, candaşını, sosyalistini, demokratını, milliyetçisini, paralelcisini… Gücüm ve zamanım yettiği ölçüde okurum.
'Tek ses, tek bakışla yetinmeme' alışkanlığının bugüne dek zararını değil faydasını görmüş olduğuma inanmam bazılarına inanılmaz gelse de, bu uzun mesainin hiçbir yan etkisi bulunmadığını iddia edecek değilim. Zaman zaman göğüs kafesinin sıkışması, nefes alamıyormuş gibi hissetme, bu yan etkilerden sadece biri mesela…
Ancak, 'bakış körlüğü'nün zararının daha fazla olduğuna kanaat getirince insan; bu alışkanlığı sürdürebiliyor ve günlük ruh durumuna göre, bazen eğlenceli de olabiliyor hatta…
Bazen çok beğendiğim ya da beğenmesem de farklı ya da ilginç bulduğum yazıları paylaşmışlığım da olmuştur sizlerle. Bugün de yine paylaşma günü.
Yeni Asır'dan Hüseyin Kocabıyık'ın dünkü 'Kıyım siyaseti' başlıklı yazısından bir bölümü:
''(…)
Hakan Tartan'a kıyılır mı be!..
Siyasette nöbet değişimi vardır, görevde olanlar yorulur ve yerlerine yeni insanlar gelir. Ya da başarısız olan gider söyleyecek ve yapacak şeyleri olanlar onların yerini alır.
İyi ama Konak Belediye Başkanı bu kuralın neresine uyuyor?
Allah rızası için biri bana bunu anlatsın…
Benim Türkiye'de en başarılı bulduğum başkandı Hakan Tartan.
İzmir'de Avrupa şehir kriterlerine uygun belediyecilik yapan tek yerel yöneticiydi.
Yaptığı belediyecilikle Aziz Kocaoğlu'nun kaotik ve gerici belediyeciliğini bile kompanse ediyordu.
Bir şehir perspektifi vardı, bir estetik duygusuna sahipti.
Şehirdeki her görüşle barışıktı, Nazım Hikmet'i de Adnan Menderes'i de tarihsel yerlerine onun faaliyetleri oturttu.
Bu denli bir demokrasi ortamı yaratmıştı Konak'ta.
Temalı müzeler kurdu.
Sanat faaliyetlerinin her türlüsünü sundu yönettiği insanlara.
Sonuç: Gencecik başarılı bir başkan halkın gözü önünde tasfiye edildi.
Ne demek lazım bilmiyorum ki...
Hakan Tartan'a içim yanıyor...''
AK Parti İzmir Milletvekili ve Konak adayı sevgili İlknur Denizli'nin elini biraz zayıflatan bu yazıyı, 'renktir' diye paylaştım.
Kimilerinin Yeni Asır ve Egeli Sabah'ın başına 'siyasi komiser' olarak tayin edildiğini iddia ettiği Kocabıyık'ı yakınen tanımış; 'zarif, entelektüel, çok hoş sohbet birisinden o yazılar nasıl çıkabiliyor' diye hayretini ifade eden birinin kulakları çınlasın; dünkü değil ama bugünkü yazısı da beni şaşırttı.
Geçmişteki yazılarında Kemalist ve sekülerist ideolojiye karşı çıkan ve CHP'deki bu damarı eleştirilen cümleleriyle karşılaştığımız Kocabıyık'ın bugün yazısındaki 'Giderek daha çok saygı duyduğum ve siyaset sınıfının değerini anlamamasından dolayı da üzüldüğüm Birgül Ayman Güler cesurca olan biteni, bir tek kelimeyle ortaya koyuyor: 'Şantaj' diyor yaşananlara. Şantajla elde edilen sonuçlar...' cümlesi hayli ilginçti.
Kocabıyık'ın; CHP'deki Kemalist ve sekülerist ideolojinin en yaman savunucularından, İzmir cumhuriyet mitinglerinin mimarlarından Birgül Ayman Güler'e olan saygısının giderek artmasını, siyaset sınıfının onun değerini anlamamasından dolayı üzülmesini nasıl yorumlayacağımı doğrusu bilemedim.
Zira, bundan bir yıl önce 25.01.2013 tarihli Yeni Asır'da 'TBMM'de bir kara gün!' başlıklı yazısında Sayın Kocabıyık, o meşhur 'Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit olamaz' sözleriyle Türkiye gündemini karıştıran CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler'le ilgili şöyle diyordu:
'… İzmir ne talihsiz bir şehir böyle... Her dönemde böyle bir tip çıkıyor. CHP'yi de İzmir'i de ele güne rezil ediyor. TBMM kürsüsünde sorumsuzca konuşan kişi CHP Milletvekili Birgül Ayman Güler. Siyaset bilimi okumuş bir profesör kadın. Kavramları birbirine karıştırıyor. Bilmediği için değil, kafasında başka senaryolar olduğu için. Bir varlık ispatı peşinde olduğu için. Sürdürülmekte olan barışma sürecini sabote etmek, Türkiye'yi bir Kürt-Türk gerilimi içerisine sokup buradan bir parti içi tartışmanın baskın tarafı haline gelmek. Ama tehlikeli bir oyun oynanan.
O hanımefendinin kurnazlık debisinin taşıyamayacağı kadar tehlikeli. Şu yukarıdaki satırları analiz etmeyi ayıp sayıyorum, böyle provokasyonları yapabilecek kadar gözü dönmüş insanları milletvekili yapan İzmirlileri de oturup birazcık düşünmeye davet ediyorum.
O hanımefendinin kurnazlık debisinin taşıyamayacağı kadar tehlikeli. Şu yukarıdaki satırları analiz etmeyi ayıp sayıyorum, böyle provokasyonları yapabilecek kadar gözü dönmüş insanları milletvekili yapan İzmirlileri de oturup birazcık düşünmeye davet ediyorum.
Ya MHP'ye ne demeli, Birgül Ayman Güler'in ipe sapa gelmez sözlerini alkışlayan MHP'ye? Bu alkışlar MHP'nin fikri temellerinden ne kadar uzağa savrulduğunu gösteriyor. MHP milliyetçiliği ve millet tarifi ile bu CHP'li Ayman'ın tarif ettiği millet ve ulusçuluk tarifi arasında nasıl bir benzerlik olabilir ki? Bizim haberimiz yokken MHP ulusalcı olduysa onu bilemeyiz.
AK Parti grubuna da bir çift sözüm var: Meclis grubunda öyle milletvekilleriniz var ki BDP'lilerden beter. Mesela, Ordu milletvekili İhsan Şener… Birgül Ayman Güler, Başbakan'ın 'Türklük ırkçılıktır' dediğini söylüyor. AK Partili İhsan Şener hemen atılıyor ve 'doğru söylüyor' diyor. İhsan Şener'in hangi etnik kökenini bilmiyorum ama Türklük ile ırkçılığı yan yana hangi cüretle getirdiğini de AK Parti düşünsün artık. Burada her iki isim de asıl Başbakan Erdoğan'a haksızlık ediyor. Başbakan nerede ne zaman 'Türklük ırkçıktır' demiş? CHP'li Ayman, Başbakan'a alenen iftira ediyor, AK Partili Şener de o iftirayı tasdik ediyor.
BDP'ye zaten söyleyecek bir sözüm yok, canları cehenneme!..'
Bir yıl önce Birgül Ayman Güler hakkında bu görüşlere sahip olan, o gün yazısına 'Bu ülkenin ekmeğini yiyip suyunu içenlerin, devlet hazinesinden irice maaşlar alanların ne ölçüde zihni sapkınlık içinde olduklarını görmenizi istedim' cümleleriyle giriş yapıp 'Birgün Ayman Güler'e kıyılır mı be!' dedirten Hüseyin Kocabıyık… Bugün aynı Birgül Ayman Güler'de nasıl bir farklılık görüp de fikir değiştirdi bilmiyoruz.
Sayın Güler'i şahsi 'kıyılmazlar listesi'ne eklemesinin, gözünde saygınlık kazanmasının, dolayısıyla 'zihni sapkınlıktan nasıl kurtulduğunun' sırlarını, Sayın Kocabıyık önümüzdeki günlerde anlatacaktır, okurlarının meraklarını giderecektir herhalde diye umuyorum. Şahsen, merakla bekliyorum…