HABERLER>GÜNCEL
23 Kasım 2021 Salı - 16:17

Hayatı kitap oldu… Aziz’in hikayesi!

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde 3 dönem başkanlık yapan Aziz Kocaoğlu’nun hayatının anlatıldığı kitabın içeriğinde önemli konular yer aldı. Kocaoğlu’nun Bornova’da başlayan siyasi yaşamının İzmir’de taçlanmasıyla birlikte başından geçen olaylar ve kente mal olmuş konulara ilişkin fikirleri oldukça ses getirdi. Aziz isimli kitapta yeniden aday olmayış kararına kadar olan onlarca mesele yer alıyor.

Hayatı kitap oldu… Aziz’in hikayesi!

EGEDESONSÖZ- İzmir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun hayatını konu alan “Aziz” isimli kitap Varyant Yayınları’ndan piyasaya çıktı. Kocaoğlu’nun uzun yıllar danışmanlığını yapan Gazeteci Reşat Yörük’ün kaleme aldığı kitapta Bornova’da başlayan siyasi hikaye temel alınıyor. İzmir’in en uzun soluklu belediye başkanı Eşref Paşa’nın 12 yıl olan görev süresini 15 yıl ile kıran Başkan Kocaoğlu’nun hayata bakışı, aldığı kararların arka planlarının da anlatıldığı kitapta siyasi çekişmeler, Ankara’nın İzmir’e bakışı, belediye projeleri, EXPO süreci, adaylık kararları ile tarihi operasyon süreci gibi kritik konular da yer alıyor.

2004 yerel seçimlerinden kısa bir süre sonra hayatını kaybeden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Priştina’nın koltuğuna Bornova belediye başkanıyken seçilerek oturan Aziz Kocaoğlu’nun yola çıkışıyla başlayan sürecin temel alındığı kitapta Bornova’daki esnaflığı, ticaret hayatı, üniversite ve Tokat’taki ailesine ait bilgiler de bulunuyor.

İŞTE ÖNE ÇIKAN KONULAR!

Yeni Başkan kim olacak?
Sadece İzmir değil, Türkiye’de derin iz bırakan bu acı kaybın hemen ardından gözler, Konak’taki Büyükşehir Belediyesi binasının 1. katında yer alan Başkanlık ofisine çevrildi. 1580 sayılı Belediye Kanunu gereğince, 10 gün içinde mevcut meclis üyeleri arasından İzmir’e yeni bir başkanın seçilmesi gerekiyordu. Vali Yusuf Ziya Göksu, Büyükşehir Belediye Meclisi’ni 21 Haziran tarihinde “seçim gündemli” olarak toplantıya davet etti. Meclis 62 kişiydi. Piriştina’nın vefatıyla bu sayı 61’e düşmüştü. Aralarından biri İzmir’in yeni başkanı olacaktı. Ama kim? Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak ile Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur, adaylık niyetlerini belli etmelerinden olsa gerek, başkanlığa en yakın isimler olarak görüldü. Daha sonra Muzaffer Tunçağ, Ensari Bulut ve Saim Katırcıoğlu isimleri de telaffuz edildi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın “tek adayda uzlaşın” çağrısına rağmen kulislerde farklı isimler dillendiriliyordu. Partinin Baykal’dan sonraki en güçlü ismi, Genel Sekreter Önder Sav, bu iş, yani Piriştina’nın yerine gelecek ismin uzlaşıyla belirlenmesi için özel olarak görevlendirildi. Cenaze töreni sonrasında Ankara’ya dönmeyerek adeta İzmir’de kamp kuran kurt politikacı, Meclis üyeleriyle tek tek görüşüp onların düşüncelerini ve aday önerilerini alıyordu. CHP Genel Sekreter Yardımcısı Oğuz Oyan ile İl Başkanı Alaattin Yüksel de bu süreçte etkin rol oynadı. Aziz Kocaoğlu, kendisiyle yapılan her iki görüşmede de aday olmadığını söyledi. Adayın eğilimle belirlenmesi gerektiğini ifade ediyor; ısrarla ‘benim Bornovalılara sözüm var’ diyordu.  Ama diğer üyelerin çoğu onu işaret etmekteydi. Meclisten önce CHP’li üyeler arasında bir ön seçim yapıldı. İlk oylamada Aziz Kocaoğlu’na 19, Cevat Durak’a 14, Abdül Batur’a 5, Muzaffer Tunçağ’la Gürkan Şemsi’ye birer oy çıktı. 21 olan salt çoğunluğa kimse ulaşamadığı için ikinci tur yapıldı. Abdül Batur ve onu destekleyen 4 üye tavrını Kocaoğlu’ndan yana koyunca, Durak’la aradaki oy farkı bir anda 8’e çıktı. Aziz Kocaoğlu 24 oy alırken, Cevat Durak 14 oyda kalmıştı. 20 Haziran akşamı CHP’li belediye başkanları, il yönetimi ve meclis üyeleriyle Sahil Evleri’nde bir restoranda akşam yemeğinde buluşan Genel Sekreter Önder Sav, seçimde Aziz Kocaoğlu’nu aday göstereceklerini açıkladı. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne mensup üyeler, CHP’nin çıkaracağı adayı destekleyeceklerini duyurdu. Ve oylama planlandığı şekilde sorunsuz geçti. Kullanılan 61 oyun 2’si boş çıkmış, kalan 59 oyu da Aziz Kocaoğlu almıştı.

Kim bu Aziz Kocaoğlu?
İzmir’in bu sürpriz başkanına kimileri şüphe, kimileri kaygı, kimileri tereddütle bakıyor, Bornova’daki yakın çevresi hariç herkes onu çok merak ediyordu. Kimdi ve daha da önemlisi, bu işi yapabilir miydi? Kocaoğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonraki ilk demecinde, sergileyeceği yönetim tarzının şifrelerini vermişti aslında: Tarafsız ve adil olacağım. Bireysel çıkarlara yönelik değil, ayrım yapmaksızın tüm İzmirlilere hizmet götürmek için çok çalışacağım. Sayın Piriştina’nın İzmir için çizdiği vizyonun ve yarım kalan projelerin gerçekleştirilmesi için elimden geleni yapacağım. Bunları söylüyordu İzmir’in yeni başkanı ama işi gerçekten çok zordu. En çok da kendisi bunun farkındaydı. Her şeyden önce, koca bir metropolü yönetecek hazırlığı yoktu. Ve bu eksiğini süratle gidermeliydi. Çocuk yaşlardan itibaren çalışmaya alışkın olan Aziz Kocaoğlu, daha ilk günden kolları sıvadı. Günün ortalama 18 saatini Belediye binasında geçiriyor, gündüzleri toplumun her kesiminden gelen ziyaretçilerin “hayırlı olsun” turlarına ev sahipliği yaptıktan sonra bürokratlarla uzun toplantılar düzenliyor, geceleri ise okuyor, durmadan okuyordu. Büyükşehir Belediye Kanunu’nu, projeleri, gelir-gider dengesini, yatırım planlarını, raporları...Hepsini tek tek inceliyor; genel sekreter ve yardımcılarına, genel müdürlere, daire başkanlarına, müdürlere sık sık sorular soruyor ve dersini çalışıyordu.

Bu arada...Piriştina’dan kalan hiçbir şeye dokunulmaması talimatını verdi. Ne makam ve çalışma odasında, ne de gelen hediyelerin sergilendiği camekanlı bölümlerde en küçük bir değişiklik yapılmayacaktı. Konukların ağırlandığı makam odasındaki koltukların döşemeleri delininceye ve ahşap kısımlarında parçalanmalar başlayıncaya kadar uzun yıllar hiçbir şeye dokunulmadı gerçekten...O günlerde İzmirliler, bazıları tarafından “emanetçi” olarak görülse de, Türkiye’nin üçüncü büyük kentinin belediye başkanlığı koltuğuna oturan bu sürpriz ismi, Aziz Kocaoğlu’nu konuşuyor, nasıl birisi olduğunu öğrenmek istiyordu. Ama genel eğilim, kurcalanacak fazla bir şeyin olmadığı yönündeydi.

Olağanüstü koşullarda geldiği gibi, İzmir siyasetinde bilinen, kamuoyunda tanınan, yerel yönetimlerde deneyimi olan bir isim değildi. Kendisine bu görev zorunlu olarak verilmişti. Ve süresini “en az hasarla” doldurup ilk seçimlerde koltuğu, yerine aday gösterilecek “gerçek sahibine” bırakacaktı. Genel kanaat buydu. Ama hiç de öyle olmadı. Bornova’daki beyaz eşya mağazasının yüksek cirolu işlerini bırakıp aile yadigarı partisi CHP’nin başarısı için Bornova Belediye Başkan adayı olmayı kabul eden Kocaoğlu, “kaderin bir cilvesi” olarak, istemeden ve daha da önemlisi en küçük hazırlığı bile olmadan oturduğu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunu “kelimenin tam anlamıyla” dolduracak; kendine has tarzı, içtenliği, çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle öne çıkarak kısa sürede sevilecek ve İzmir’e kazandırdığı önemli projelerle üst üste iki seçim daha kazanarak Eşref Paşa’nın 12 yıllık rekorunu tarihi gömecekti. Ve...Peş peşe 3 dönem oturacağı koltukta nice fırtınalar atlatacak, nice soruşturmalar geçirecek; ana muhalefet partisine mensup bir belediye başkanı olmanın ağırlığını belki de en iyi o hissedecek, iktidar partisinin “çifte standartlarına” bizzat şahitlik edecekti.

En çok sevdiği roman
Aziz Kocaoğlu, kitap okumayı hep sevdi. Çocukluktan edindiği alışkanlıkla, yatmadan önce mutlaka okurdu. Bu özelliği 70’li yaşlara kadar hiç değişmedi. Çok tempolu seyahatlerin sonunda, gecenin bir yarısında bindiği uçakta ya da çok uzun ve zor gecelerin ardından sabaha karşı yatağa girdiğinde bile kitaplarına yüz çevirmedi. Uykusunun kaçtığı saatlerde başucundaki lambayı açıp okudu, okudu. Bazen dönüşümlü olarak 2 kitabı birlikte okuyordu. Daha çok felsefe ve yakın tarihe dair, yarı belgesel kitapları tercih ediyordu. En çok etkilendiği kitaplar listesinin başında, Fakir Baykurt’ın “Köygöçüren” romanı vardı. Torosların eteklerinde susuzluktan kavrulan bir köyü anlatıyordu Köygöçüren... Kantarma’yı... Muhtar Musa ve yakın arkadaşı Hıdır’ın köylerine su getirmek için verdikleri mücadeleyi ve zaten yoksulluktan belini doğrultamayan köylünün, araya ikilik girdiğinde nasıl da ezildiğini...Koca romanda Kocaoğlu’nun aklında kalan önemli bir replik vardı. Askerliğini Karabük’te yapan Muhtar Musa’nın en sıkıntılı zamanlarda söylediği bir söz: Üzülme! Karabük’te ne demirler doğruldu. Bu iş de düzelir sonunda…

Uçaktaki adam
2009 seçimlerinden kısa bir süre önceydi. İzmir’e dönmek üzere İstanbul’dan kalkan son uçakta yerini alan Başkan Aziz Kocaoğlu, yine “ekonomi” sınıfında oturmuştu. Çok yoğun bir programın ardından yorgun düşse de, çantasını açıp yanından hiç ayırmadığı kitaplarından birini çıkardı ve okumaya başladı. Uçak yine rötarlıydı. Tam kitabın ilk sayfasına yeni başlamıştıki, arka taraflardan yanına kadar gelen 40-45 yaşlarında, iri kıyım, esmer ve oldukça dikkat çekici bıyıkları olan bir adam, önce elini sıkıp ardından tüm uçak yolcularına anons yaparcasına, “İşte siz burada oturduğunuz için Aziz Kocaoğlu’sunuz” diye bağırdı. Diğer yolcuların alkışları arasında ikinci cümlesini duyan fazla kimse olmamıştı: Ben ...ilçesinde ...partisinin belediye başkan adayıyım. İzmir’de yaşasaydım oyumu size verirdim.

İmar konusu
Çoğu zaman “Belediyelerde en büyük rant kaynağı” olarak görülen imar planlarıyla bizzat ilgilenirdi. Bu konudaki hassasiyetini şöyle dile getiriyordu:  “İmar öyle bir silah ki, büyükşehir belediye başkanının elinde öyle bir güç ve belediye başkanının namusunu sorgulayan öyle bir kuyumcu terazisi ki! Başkanlık imarda başlıyor, imarda bitiyor. Bir belediye başkanının imar konusundaki duruşu, o belediyenin beratıdır”

Siyasi nezaket ve vefa
1978 yılında, özel sektördeki büyük bir sanayi kuruluşunda satın almadan ve muhasebeden sorumlu yönetici olarak çalışmaya başladı. İşe girişte mülakatı, şirketin ortaklarından Samim Sivri yapmıştı. Sivri, referans olarak kiminle konuşabileceklerini sordu, memleketi Erbaa’da... 30 yaşındaki genç Aziz’in cevabı sürpriz olmuştu: Babam orada belediye başkanı. O yüzden kimi arasanız herkes ‘iyidir’ diyecektir. En iyisi siz, babamın en önemli siyasi rakibini arayın. Size en objektif cevabı o verir. Aziz Kocaoğlu, 1980 ihtilaline kadar 7 yıl süreyle Erbaa Belediye Başkanlığı yapan babasının selefi, Alişan Diktaş’ın adını söylemişti. Diktaş, 1952-54 ve 1968-73 yılları arasında Tokat’ın bu önemli ilçesinde belediye başkanlığı yapmış, sonra da İhsan Bey’e karşı kaybetmişti. Adalet Partisi’nin hatırlı isimlerinden biriydi. CHP’li Kocaoğlu ile sürekli rekabet halinde oldu. Ama siyasi nezaketi hiçbir zaman elden bırakmadan... Sivri, Diktaş’ı bulup konuştu. Duydukları çok etkileyiciydi: “Ben Kocaoğlu ailesi ile siyasi rakibim. Sürekli çekişiriz. Ama bu siyaseten ortaya çıkmış bir durum. İhsan Bey ve ailesi, kişilik olarak her zaman takdir ettiğimiz insanlardır. Dürüst ve namuslu insanlardır. Ben bunu bilir, bunu söylerim”

Sırtta taşınan buzdolabı
Türkiye’nin en ünlü beyaz eşya markasının çok uzun yıllar “en büyük bayilerinden biri” olarak çalıştı. Çok yüksek cirolara ulaştı. Gayrimenkulde vergi rekortmenleri listesine giren önemli bir iş adamı olmasına rağmen, o kendini hep “esnaf” olarak tanıttı. Bornova’daki ilk mağazasında işleri uzun yıllar neredeyse tek başına çekip çevirdiği, buzdolaplarını-fırınları müşteriye bizzat kendi elleriyle taşıdığı, çek-senet işlerini bizzat kendisi takip ettiği ve satış işlerini bizzat kendisi yaptığı için hiç unutmamıştı esnaflığı... Bu işlerden bırakın gocunmayı, pek çok dost sohbetinde göğsünü gere gere anlattı; 76 kiloluk o koca buzdolaplarını 5. Kata kadar sırtında nasıl taşıdığını..Ama çok çalışmasına rağmen işler her zaman istediği gibi gitmeyebiliyordu. Ekonominin zor günlerinde beyaz eşya işini tasfiye etmek zorunda kaldı. Tüm borçlarını ödeyip her santimetrekaresini alın teriyle ıslattığı mağazasını kapattı. Çok sıkıntılı bir süreçti. Öyle ki, o yıllarda yeni yeni koşturmaya başlayan büyük oğlu Ulaş’ı gezdirirken, çarşıda ufak tefek isteklerini bile karşılayamama endişesiyle hep kırlara, bahçelere götürüyordu. Bu durum, bir süredir kendisini yakından izleyen, dürüstlüğünü ve çalışkanlığını çok takdir eden Bornova esnafını da çok üzmüştü. Sonunda Anadolu insanının o kendine has dayanışma kültürü bir kez daha ortaya çıktı. El ele vererek Kocaoğlu’nun yeni bir mağaza açmasını sağladılar. O da bu güveni hiç boş çıkarmadı. Yine çok çalışarak kısa sürede borçlarını ödedi. Ve sonra adım adım yükseldi, yükseldi... Ama o günleri hiç unutmadı. İzmir’in gelir vergisi rekortmenleri listesine girdiği dönemde bile...

Annesi’nin bakışı babasının sözleri…
Babasının sürekli siyasetin içinde bulunmasından olsa gerek, annesi Necla Hanım büyük oğlu Aziz’in politikaya atılmasını hiç istemedi. Hatta Bornova Belediye Başkanlığı adaylığını, yaptıkları bir telefon görüşmesinde öğrenmiş ve karşı çıkmıştı. Telefonu onun elinden kapan babası İhsan Bey ise oğluna “500 bin nüfuslu bir yerde belediye başkanlığı yapmak büyük şereftir. Senin için de bizim için de...” diyerek en büyük desteği verecekti. Necla Hanım, arada bir gelini Türkegül Kocaoğlu’na “Ben de kocanı akıllı bilirdim” diye takılsa da, sonunda oğlunun başarılarıyla büyük gurur duyacaktı. İzmir’e belediye başkanı seçildiğinde, büyük çoğunluk onu “siyasette deneyimsiz bir isim” olarak görüyordu. Oysa Aziz Kocaoğlu, çok küçük yaşlardan itibaren hep politikanın içinde olmuş, çekirdekten CHP’li bir isimdi. O yüzden siyasette “usta-çırak” ilişkisine çok önem verirdi. 1954 seçimlerinde, yani henüz 6 yaşındayken kapı kapı dolaşıp oy pusulaları taşımış (27 Mayıs 1960 ihtilaline kadar her partinin oy pusulası ayrıydı), evdeki siyaset sohbetlerine, krizlere, çözümlere; muhalefet partisine mensup bir belediye başkanı ve ailesinin yaşadığı sıkıntılara bizzat tanık olmuştu. Kariyerini gençlik kollarından başlayarak geliştirdi genç Aziz. 1980 askeri müdahalesiyle partisi kapatılıp siyaset kesintiye uğradıktan sonra, kuruluş aşamasında SODEP’e üye oldu. Ve bu partinin yaşadığı birleşme süreçleri sonrasında yeniden CHP...

Cengiz Bulut: “Aziz abi de burada”
2004’te rakibi olan Genç Parti Adayı Cengiz Bulut da kampanya yürütüyordu.  Seçim çalışması için Bornova sokaklarında dolaşırken Cengiz Bulut’un mini mitingine denk gelen Kocaoğlu, konuşmasını bölmemek için sessizce yolunu değiştirecekken, renkli kişiliği ve kendine has konuşmasıyla tanınan Genç Parti adayı onu görüp mikrofonda, “Aziz Abi de burada! Eğer bana oy vermeyeceksiniz, Aziz Abi’ye verin” diye bağıracaktı. Her ikisi de o anı hiç unutmadı.

Baykal’ın o sözleri
İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2004 yılında çok ağır bir borç yükü altındaydı. Esas sorunda, Bornova-Üçyol Metro Hattı Projesi için alınan ve vadesinde ödenemeyen dış borçlardan kaynaklı Hazine borcuydu. O gün itibarıyla İzmir’in yerel yönetimi, Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi’ne tam 1 milyar 804 milyon TL (o zamanki parayla 1.8 katrilyon) borçluydu. Dağınık mali yönetim de ayrı bir sorundu. Bütçe ile ger çekleşme oranları arasındaki ciddi farklar, bunun en önemli göstergesiydi.

Kocaoğlu, Hazine ile borcun yeniden yapılanmasına ilişkin görüşmelere, başkanlığının ikinci yılında, 2005’te başladı. Uzlaşma görüşmeleri 2007’ye kadar sürdü. Sonuçta hem borç indirimi, hem de mahsup ve nakit olarak toplam 734 milyon TL borç ödemesi yapıldı. 2005 yılında 112 milyon liralık yatırım karşılığında 80 milyon liralık borç ödemesi gerçekleştirilirken, 2007 yılında 461 milyon liralık yatırıma karşılık ödenen borç miktarı 762 milyon liraya ulaştı. Borç ödemeleri 2008 yılında 149 milyon TL, 2009’da 151 milyon TL, 2010’da 95 milyon TL, 2011’de 217 milyon TL ve 2012’de 167 milyon TL olarak devam etti. Ve uzlaşma kapsamındaki borçların tamamı, 2012 sonu itibarıyla sıfırlandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Hazine Müsteşarlığı’na vadesi geçmiş tek kuruş borcu kalmamıştı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, yoğun borç ödendiği o yıllarda gerçekleştirdiği bir İzmir ziyaretinde Kocaoğlu’na “Nasıl gidiyor Başkan? Neler yapıyorsun?” sorusuna “Hazine borçlarını ödüyorum efendim” cevabını alınca çok şaşırdı. Onun kurduğu cümle de Kocaoğlu’nu çok şaşırtacaktı: “Anladık, namuslu tüccarsın ama belediye başkanı borç mu öder?”

Adalet ve Kalkınma Partisi uzmanı
3 dönem sürdüreceği bu kritik görevin kendisine kazandırdığı önemli avantajlardan birisi de, CHP içinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ni ondan daha iyi tanıyan başka bir ismin bulunmamasıydı. Başkanlığının 14. yılında, Kemalpaşa’daki bir dost sohbetinde söylediği “Adalet ve Kalkınma Partisi uzmanı bir belediye başkanıyım. Onlar göz kırptığında niye kırptıklarını biliyorum” sözleri, bu durumu net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Vicdan ve Cüzdan
2009 seçim öncesinde gazeteci Fatih Altaylı’nın hazırlayıp sunduğu “Teke Tek” programına konuk olan ikilinin karşılıklı nezaketi, ülkedeki siyasi üslubun giderek sertleşmesi nedeniyle olsa gerek, izleyicilerin büyük ilgisini çekmiş ve takdir kazanmıştı. Yılların deneyimli televizyoncusu Altaylı da sohbeti bu yöne doğru şekillendirmeye başladı. İzmir nezaketini öne çıkararak...İşte tam bu sırada Taha Aksoy’un söylediği “Aziz Kocaoğlu, evimi ve cüzdanımı bile emanet edebileceğim kadar dürüsttür” cümlesi, o seçimlere damgasını vurdu. Aslında Başkan Kocaoğlu da aynı programda Taha Aksoy’a ilişkin benzer ifadeler kullanmıştı. Ama olan Aksoy’a oldu. Adalet ve Kalkınma Partililere göre seçimi “bu sözler” kaybettirmişti. Program izleyicileri arasında “kimi ikna edici buldunuz?” sorusuyla yapılan mini ankette Aziz Kocaoğlu oyların yüzde 87’sini, Taha Aksoy ise yüzde 13’ünü aldı. Taha Aksoy klasik bir siyasetçi değildi. Hatta kendisini hiçbir zaman siyasetçi olarak da görmedi. Gerçekten samimiydi. Yıllar sonra Mersin’deki 17. Akdeniz Oyunları’nın koordinatörlüğüne atandığında, 2009 seçimlerindeki rakibi Aziz Kocaoğlu’nun 397 yılla yargılandığı “Büyükşehir Davası”yla ilgili bir röportajında, “Peki, bugün de Kocaoğlu’na cüzdanınızı teslim eder misiniz?” sorusuna tüm içtenliğiyle “Evet” diyecekti.

İZBAN Gerçeği
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla çok yakın çalıştığı bir diğer proje, 80 kilometrelik Aliağa-Menderes banliyö hattının yapılması oldu. “Çok yakın çalışma” ifadesi, bu iş birliğinin “ortakların tam uyumuyla” yürüdüğü şeklinde algılanmamalı. Özellikle İzmir açısından hayli zorlu bir süreçti.

Aslında projenin geçmişi, 1999 yılında Bülent Ecevit’in başbakanlığında kurulan DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükümeti’ne kadar dayanıyordu. 3,5 yıl görevde kalan, Cumhuriyet tarihinin en uzun ve en son koalisyon hükümetiydi bu. Ulaştırma Bakanlığı görevi, MHP İzmir Milletvekili Oktay Vural’daydı. İzmir’in kuzeyi ile güneyini birleştiren bu demiryolu hattı için o dönem karar alınmıştı. Sonra TCDD ve İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında protokol imzalandı. Güzergahın çift hatta çıkarılması ile elektrifikasyon ve sinyalizasyonun yapımı TCDD’ye, kesintisiz ulaşım için alt ve üst geçitler ile istasyonların yapımı ise Belediye’ye verildi. TCDD tarafı, güzergahın iki hatta çıkarılması ve elektrifikasyon çalışmaları için ihale yaparak işe başlarken, İzmir Büyükşehir Belediyesi ciddi bir kaynak sorunu çekiyordu. Hazine, bu iş için 150 milyon Euro’luk krediye garantör olmuştu olmasına ama Aliağa-Menderes hattıyla ilgili ilk protokole 4’lü imza atılmıştı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, TCDD Genel Müdürü Talat Aydın ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından... 26 Mart 2005’te tam krediyi alma aşamasına gelindiğinde Hükümet değişikliği yaşanmış ve iş tıkanmıştı. Kredi işi olmayınca da Belediye taahhütlerini yerine getiremedi.

O zamana kadar yapılan, sadece bir istasyon ile iki tane üst geçidin ihale sürecinin başlatılmasıydı. Üstelik yeni hükümet, protokolü de iptal etmişti. Aziz Kocaoğlu göreve geldiğinde, Aliağa-Menderes projesinin durumu işte böyleydi. Projenin İzmir için önemine inanan Kocaoğlu, hemen TCDD ile görüşmelere başladı. İlk izlenimler çok olumluydu. Tam “bu iş olacak galiba” denilirken, Temmuz 2004’te, Ankara-İstanbul seferini yapan “Kadri Karaosmanoğlu” adlı tren Sakarya’da, Pamukova yakınlarında kaza yaptı. 41 kişi yaşamını yitirmiş, TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman görevden alınmıştı. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın en güvendiği bürokratların başında gelen Karaman görevden alınınca, yerine Kara Ulaştırma Genel Müdürü Talat Aydın getirildi, vekaleten...

Yarım kalan görüşmeler bu kez Aydın ile sürdürüldü. Projeyi yapma kararlılığının altını çizen Kocaoğlu, protokolün tekrar gündeme alınarak yürürlüğe girmesini ve kredinin önünün açılmasını istiyordu. O günlerde Ankara’da, o protokolün uygulanamayacağı ve bu projenin İzmir Büyükşehir Belediyesi ile yapılamayacağı görüşü yaygın bir kanaat haline gelmişti.

Ankara’da nefes kesen saatler
Kocaoğlu, bu kez Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile görüştü. 10 yıl sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yarışında karşı karşıya gelecek, siyasi yaşamları pek çok kez kesişecek ikilinin ilk temasıydı bu... Yıldırım’ın Kocaoğlu üzerinde bıraktığı ilk izlenim, “Sakin, dinleyen, zeki ve çözüm odaklı bir bakan” olmasıydı. Ancak o görüşmeden olumlu ya da olumsuz bir sonuç çıkmadı.

İzmir’in “çiçeği burnunda” başkanı, boş durmayıp, aynı zamanda İzmir milletvekili olan, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar’ı ziyaret etti. Hem de Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezi’nde... Aliağa-Menderes projesinin İzmir için önemini anlatıp destek talebinde bulundu. Kocaoğlu’nu dinleyen Hotar, hiç beklenmedik bir çıkış yaptı: “Sayın Başbakan burada... Müsaitse konuyu kendilerine aktaralım” “Demokrat muhafazakar” kimliğiyle iş başına gelen 59. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin, daha bilinen ismiyle 1. Erdoğan Hükümeti’nin ikinci yılıydı henüz. Her kesimle diyaloğun sürdürüldüğü, “Komşularla sıfır sorun” ve “AB’ye tam üyelik” söylemlerinin zirve yaptığı bir dönem yaşıyordu Türkiye…Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak almayı çok istediği kentin, İzmir’in Belediye Başkanı ile görüşme talebini bekletmeden kabul etti. İlk kez karşılaşmışlardı. Devlet terbiyesi aldığı her halinden belli, mütevazı ve saygıda kusur etmeyen Başkan’ın özet anlatımını dinleyen Başbakan, projeyi bildiğini söyledi. Bakan Binali Yıldırım’ı arayarak çalışmaların yeniden başlatılması talimatını verdi. Aziz Kocaoğlu, başkanlığı döneminde gerçekleştirdiği en verimli Ankara seyahatini yapmıştı kuşkusuz... Akşam dönüş uçağında içi içine sığmıyordu. Önemli bir düğümü çözmüş olmanın verdiği huzurla, çantasından o yıl piyasaya çıkan, Turgut Özakman’ın ünlü “Şu Çılgın Türkler” kitabını çıkarıp okumaya başladı. Romanın etkileyici satırları arasında kaybolurken, bir yandan da düşünmeden edemiyordu: “Böyle ağır bir yükün altından kalkabilecek miyim? Yoksa büyük bir çılgınlık mı yapıyorum?” Başbakan’ın araya girmesiyle, askıya alınan çalışmalar yeniden başladı.

Kocaoğlu hemen hemen her hafta Ankara’ya giderek TCDD Genel Müdür Vekili Talat Aydın ve bürokratlarıyla görüşüyordu. Bu arada kafasında önemli bir fikir oluştu. İşletme için kurulacak şirkette (İZBAN) İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TCDD’nin “yarı yarıya” ortaklığının daha iyi olacağını düşünmüştü. Ama Türkiye’de böyle bir örnek yoktu; yüzde 50’si KİT, yüzde 50’si yerel yönetime ait olan bir şirket yapısı... Başkan Kocaoğlu’nun deyimiyle “Katolik nikahı” kıyılacaktı. Hat, Cumhuriyet tarihinin en büyük toplu ulaşım projesi olarak daha şimdiden tüm dikkatleri üzerinde toplamaya başlamıştı. Sonunda “yarı yarıya ortaklık teklifi” kabul gördü. Ancak nedense, 150 milyon Euro’luk kredinin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne kullandırılmayacağı söyleniyordu her fırsatta... Ankara görüşmelerinin sonrasında, İzmir’de bürokratlarıyla uzun toplantılar yapmaya başlamıştı Kocaoğlu. Masanın üzerindeki temel soru, “Biz bu işi kendi kaynaklarımızla nasıl başarabiliriz?”di. Borçlara ilişkin ödeme planının zamana yayılarak finans yapısının güçlendirileceğini ve ciddi bir tasarrufla bu işin üstesinden gelinebileceğini düşünen Aziz Kocaoğlu, teklifini Ankara’ya iletti. Sonuca yönelik önemli bir hamle daha yapmıştı. Ancak önlerine çok katı bir protokol konuldu. Protokol 3. şahıslarla imzalanamayacak, atılacak imzalar hem belediye hem de bürokrasisini ciddi sıkıntıya sokacaktı. Üstelik bu ağır şartları esnetme güçleri yoktu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki Başkanlık makamının arka bölümünde yer alan 12 kişilik toplantı odasında, yeni bir değerlendirme daha yapıldı. Protokolün ağır hükümleri tek tek konuşuldu, tartışıldı. Ortak kanı, bu projenin mutlaka yapılması yönündeydi. 4 kişilik bir heyetle, son mutabakat toplantısı için Ankara’nın kapısı çalındı bir kez daha.  Projeyle ilgili yatırımlar görüşülürken, ta 1856 yılında inşa edilen demiryolu hattını “en büyük koz” olarak masaya süren TCDD, bu hattın üzerinden geçtiği değerli arazileri hesaba katarak “minimum harcama” yapmak istiyordu. Ama Aziz Kocaoğlu da pazarlığı seven ve bu alanda hayli başarılı biriydi. İşin asıl zorluğu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir belediye ile bir kamu iktisadi teşekkülünün yarı yarıya ortaklık kuruyor olmasıydı. Bünyenin kabul etmesi o yüzden biraz zaman alacaktı.

“Para cebimde, gel göstereyim!”
Hipodrom Caddesi üzerinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü binasındaki toplantı gergin başladı. TCDD’nin daire başkanlarından birisi, inşaat süresince hattın kapanacağını ve yük taşıyamamalarından dolayı 37.5 milyar lira zararlarının olacağını söyleyip bunun karşılanması gerektiğini savundu. Kocaoğlu, yakın çevresi tarafından çok iyi bilinen o sert bakışları ve yüksek bir ses tonuyla çıkıştı: TCDD ne zaman kâr etti ki?

Genel Müdür Vekili Aydın devreye girerek ortamı yumuşattı: TCDD hiç kâr etmediğinden, kâr olarak ciroyu görür.

Tam ortalık sakinleşti derken, bir başka daire başkanı söz aldı bu kez... Türkiye’nin 3. büyük kentinin belediye başkanına “Parayı nereden bulacaksınız?” diye sordu. Bu soru, Kocaoğlu’nun çok zoruna gitmişti. Ceketinin yakasını açıp iç cebini gösterdi: Para burada, cebimde... Gel de göstereyim!

Toplantı salonundaki tansiyon bu kez daha şiddetli yükselmişti. Kısa süreli sessizlikten sonra Genel Müdür Vekili yeniden araya girdi. Daire başkanına dönüp konuştu: Sana ne arkadaş! Büyükşehir Belediye Başkanı yapacağını söylüyor. Hem TCDD arazisi üzerine yapacak. Beceremezse, bütün yaptıkları bize devrolacak. Yani bizim açımızdan hiçbir kayıp söz konusu değil. Kaldığı yerden biz devam ederiz. Başkan Kocaoğlu, bu desteği hiçbir zaman unutmadı. O günlerin hatırlandığı her sohbette Talat Aydın’a hakkını teslim etti. Görevden alınan TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, tam bir yıl sonra Danıştay’da açtığı davayı kazanarak geri döndü. Kocaoğlu onun için “Çözüm odaklı ve pratik bir bürokrattı. Aliağa-Menderes projesinin tamamlanmasında, TCDD tarafında çok büyük emeği ve özverisi oldu. Ona da şükran borçluyuz” diyordu. Sonunda taraflar arasında uzlaşma sağlanmıştı. Bundan sonrası, İzmir Büyükşehir Belediyesi açısından çok yoğun bir tempo ve adeta soluksuz geçecek yıllar olacaktı.

Üçyol-Üçkuyular Metro Hattı Projesi: “Bir deli gerekiyordu”
Gerçekten de hat üzerinde devasa kaya blokları, kör kuyular, yeraltı nehri, ne ararsan vardı. Aziz Kocaoğlu bu durumu yıllar sonra verdiği röportajda şu cümlelerle anlatacaktı: “Böyle zorlu bir projeye başlayabilmek, böylesine zorlu bir zemini geçebilmek için bir deli gerekiyordu. O da bize nasip oldu. Ama ben bu delilikten memnunum. Önemli olan kazasız belasız bu hattı tamamlayıp hizmete açacak olmamızdır.”

Başkan Kocaoğlu, bu süreçte yaşadıkları kısıt ve çelişkiyi şöyle anlattı: İhaleyi Ahmet’e, Mehmet’e verme yetkim olsa, yürür geçerdim. Ama devletin ve kentin parasını harcıyorsun. Bunun da kuralları var. İşi bırakıp giden firmaların tasfiyesi bile 1,5 sene sürdü. Özel sektör olsa, ben onu 10 dakikada tasfiye ederdim”

Vatandaştan niye özür diledi?
“Mutlu son” geldiğinde, temel atma tarihinin üzerinden yaklaşık 9.5 yıl geçmişti. Kocaoğlu, bu önemli günü gösterişli törenlerle kutlamak istemedi. Onun yerine, Hatay bölgesinde oturan vatandaşlardan ve orada iş yapan esnaftan özür dilemeyi tercih edecekti: Size çok büyük sıkıntılar verdik, hepinizden özür diliyoruz. Tüm gecikme, elimizde olmayan nedenlerle yaşandı. Ama sonunda, İzmir ulaşımının en dar boğazını geçtik. Önemli olan can kaybı olmadan tamamlanmasıydı.

Bekleyen dosyalar
Belediyenin işini takip amacıyla Bakanlıklara giden Türkiye’nin 3. büyük kenti İzmir’in Başkanı, zaman zaman kapılarda kimlik kontrolüne tabi tutuluyor, bekletiliyordu. Bunu bizzat kendisi anlatmıştı. Kocaoğlu yıllar sonraki bir sohbetinde ise, “İzmir’e Adalet ve Kalkınma Partili bir belediye gibi bakılmadığı kesin. Ankara bürokrasisi ben gidince ‘olmazı’ anlatırken, iktidar partisinden bir belediye başkanı gittiğinde ‘olur’u konuşuyor” diye açıkladı bu yaşadıklarını...

İzmir’in malları ve paylaşım
Sayın Bakan’a müze yapımı karşılığında sponsora ne vereceğini soruyoruz. Turizm-ticaret imarlı bu alanı verecek. Orada paylaşılmak istenen, ‘ham’ yapılmak istenen 40 bin metrekare inşaat alanı ve turizm imarı olan arsa bazılarının iştahını kabartıyor. Kimin malını kime veriyorsun? Mal kimin? İl Özel İdaresi’nin... İzmir’in yerel sermayesi... Üstelik biz tescilliyiz. Bir kuruşluk mal satmadık, hep aldık. Ama siz daha dün Karayolları binasını, Tekel’in tüm mallarını, Seka’nın arazisini sattınız. Alıp burayı da satacaksınız. Siz bize hakkımızı verin. İzmir’in malları emin eller de olsun. Satacak adamın elinde değil! Miras yiyip kamu servetini tüketen insanların elinde değil! Atanmış bürokratlar bazı yerlerden talimat alarak İzmir’in mallarını gasp ediyor. Yangından mal kaçırır gibi en nadide arazinin böyle bir oldu-bittiye getirilmesine sonuna kadar karşıyız.

Kocaoğlu’nun İzmir’in malları için kullandığı “Ham yaptırmayacağız” deyimi, kent siyasetinin tam merkezindeydi artık. Twitter’da “hashtag” bile olmuştu. Vali Mustafa Toprak da sessiz kalmak yerine açıklamalarıyla karşı hamleler yapıyordu: Altlarına lastik takıp götürecek araç henüz imal edilmedi. Yerel yönetimin ihtiyacı varsa bunu sonra Maliye’den talep edebilir” diyordu.

Karayolları arazisinin satışı sürecinde konuşan Kocaoğlu şunları söyledi: Seçilmiş belediye başkanı olarak Sayın Vali’ye şunu söylüyorum: Ya birlikte belli bir hiyerarşi içinde çalışırız ya da çalışmayız. Çalışmamak benim problemim değil! Ben kararname ile gelmedim; 4 milyon İzmirli getirdi beni. Hemşehrilerimiz yetki verdiği müddetçe kimseyi dinlemeyiz. Biz hesabımızı zaten 397 yılla veriyoruz. Bunu herkes bilsin ki, ölmüş eşek kurttan korkmaz”

Ah arkam!
2007 yılında EXPO’daki ilk adaylık sürecinde 1/25000 ölçekli plan hazırlanırken, “İnciraltı planlarını yapalım, 2015 EXPO’yu kazanmış gibi oluruz” demişti.

Her şeyden önce, EXPO alanında devasa bir AVM yeri görülüyordu projede. İzmir’in Başkanı, buna çok sert tepki gösterdi. “Sağlık temalı EXPO alanına alışveriş merkezi yeri ayrılırsa ve günde binlerce araç girip çıkarsa, burada sağlıkla ilgili işler görülebilir mi? Dünyaca ünlü bir kampüs olur mu? Bilim yuvası, tıp fakültesi, geriatri merkezi, sağlık okulları kurulabilir mi?” diye sordu yüksek sesle...

Projenin bu bölümüne şerh koyarken, “EXPO kılıfı altında” İnciraltı Kent Ormanı’na inşaat yapma düşüncesine de tepkisini şu cümlelerle anlatacaktı: “Ya son derece cahiller. Hiçbir şey bilmiyorlar. Dünyadan haberleri yok. Ağaçtan, hatta yapraktan anlamıyorlar. Ya da 1.250 dönüm alanı planlamak, ranta açmak için kasten EXPO’yu kullanıyorlar. Türkiye’de sayılı bir rant alanı yaratmaksa amaç, biz İzmirliler olarak sonuna kadar karşı çıkmak zorundayız. Direnmek, yaptırmamak zorundayız.

Başkanlık döneminde yine kendi ifadesiyle hep “engelli” koştu. O günlerde yakın çevresine anlattığı bir hikaye vardı: Adamın birinin suratını yumrukla darmadağın ediyorlar, o da sürekli “Ah arkam! Ah arkam!” diye bağırıyor. Sonunda dayak atmayı bırakıp soruyorlar adama... Biz senin suratına vuruyoruz ama sen sürekli arkandan yakınıyorsun. Dayak yiyen adam cevap verdi:” Benim arkam olsaydı, siz bana böyle vurabilir miydiniz?” Aziz Kocaoğlu, Başkanlığı döneminde ne zaman yalnız kaldığını hissetse, içinden sık sık “Ah arkam! Ah arkam!” diye geçirdi durdu.

Önder Sav’ı neden çağırmadın?
Takvimler 31 Mart 2008’i gösterdiğinde büyük gün gelip çatmıştı. 2015 yılındaki EXPO organizasyonuna ev sahipliği yapacak kent o gün belli olacaktı. Uluslararası Sergiler Bürosu’nun Paris’teki 143. Genel Kurul toplantısında...Dışişleri Bakanlığı döneminden itibaren İzmir’in EXPO adaylığına destek veren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, anamuhalefet partisi lideri Deniz Baykal, bakanlardan Mehmet Aydın, Kürşad Tüzmen, Vecdi Gönül, Ali Babacan ve diğerleri... Oylama öncesinde Anadolu Ateşi’nin etkileyici gösterisini Cumhurbaşkanı Gül ile İtalya Başbakanı RomanoProdi birlikte izledi.Program sırasında hayli gergin olan Kocaoğlu, Baykal’ın kulağına fısıldadığı, “Madem bu iş delegelerle bitecek. Önder Sav’ı neden çağırmadın?” esprisiyle kendini tutamayıp küçük bir kahkaha atacaktı.

Adayınız erkek mi olacak kadın mı?
Deniz Baykal, İzmir’deki açılış maratonunda yaptığı konuşmalarda hep kıyısından köşesinden dolaşıyor ama bir türlü “Adayımız Aziz Kocaoğlu’dur” demiyordu: “ Efendi belediye başkanı istiyoruz. Önce beyefendi olacak. İnsanları ayırmayacak. O büyük bu küçük demeyecek. Herkese eşit davranacak. İnsana saygı gösterecek. Dürüst olacak. Yolsuzluk yapmayacak. Çalmayacak, çırpmayacak. Yüreği hizmet aşkıyla dolu olacak. Bir yere hizmet götürdü mü mutlu olacak. Hizmette ayrım yapmayacak. Baykal bir ara, kalabalığın coşkusu ve heyecanını görerek kimilerine göre “eğlenmeye” bile başlamıştı: “Adayınız erkek mi olacak, kadın mı olacak? Fark etmez. Hatta erkek bile olabilir”

Sözlerinin gülüşmelere neden olduğunu görünce de “Bu kadarı yeterli değil mi? Buraya Çiğli’nin önemli bir sorununu çözen açılış için geldiğinizi düşünüyorum. Öyle değil mi?” demişti. Gerçekten de keyfi yerindeydi Deniz Baykal’ın. Gerçekten de eğleniyordu. “İki dudağı arasındaki” aday açıklama gücünü sonuna kadar korumaya, hissettirmeye kararlıydı.

“Aziz Başkan’ı açıkla” diye bağıran İzmirlilere gülerek “Ya bırak Aziz Başkan’ı kardeşim!” diye cevap verdi. Kalabalığın en önünde bekleyen ve Genel Başkan’ın ağzından “Aziz Kocaoğlu” ismini duymak isteyen yaşlı bir adama da, “Kalpten gideceksin. Kendine mukayyet ol. Buralarda bir doktor yok mu? Seni bir hastaneye göndereyim” demiş ve sonra da eklemişti: “Ben adayı açıklayayım da bir dahakine bu kadar kalabalık gelmeyin değil mi?

Adaylığı durumunda Aziz Kocaoğlu’nun “açık ara” seçilecğini gösteren anketler, herkes gibi CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da önündeydi. Yine de milletvekilleri ve bazı ilçe belediye başkanlarıyla görüşüp onları dinlemek istedi. O nedenle programından bir gün önce, sessiz sedasız geldi İzmir’e... Buluşma Çeşme Sheraton’daydı. Toplantı mümkün olduğunca gizli tutulmalıydı. Görüşmeler birebir yapılacaktı. Davet edilenleri Baykal’ın en yakın çalışma arkadaşı, Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Sevigen bizzat aramıştı. CHP İl Başkanı Kemal Karataş’tan başlayarak milletvekilleri Güldal Mumcu, Mehmet Ali Susam, Kemal Anadol, Abdürrezzak Erten ve Bülent Baratalı, ilçe belediye başkanları Cevat Durak, Abdül Batur, Sırrı Aydoğan ve Mehmet Ali Çalkaya ile konuştu. Baykal, Ilıca plajına bakan deniz manzaralı odasında... İzmir milletvekillerinden Ahmet Ersin, Canan Arıtman ve Oğuz Oyan, mazeretleri nedeniyle o gün orada yoktu. Genel Başkan, 5 milletvekiliyle toplu halde görüşmeyi tercih etmişti. Onlara önce “Aziz Kocaoğlu için tamam mı, devam mı?” diye soruyordu. Sonra da “Aziz olmazsa kim olmalı?” Başkan Kocaoğlu da davet edilmişti o gün Sheraton’a... Bu olayı parti kulislerinde “Baykal, Aziz Kocaoğlu’nu yeniden aday gösterme kararını çoktan verdi. Görüşmeleri de Kocaoğlu’na karşı olan milletvekilleri ve CHP İzmir İl Başkanı Kemal Karataş’ın gazını almak için yaptı” şeklinde yorumlayanlar da olmuştu. Cumhuriyet Halk Partisi’nde “gizli” toplantılar her zaman büyük ilgi görüyor ve nasılsa her zaman dışarı bir şeyler sızıyordu. O gün de öyle oldu. Basına kapalı görüşmelerden sızan bilgi, 4 vekilin “Mehmet Ali Susam” ismini verdiği şeklindeydi.

İlginçtir, o gün Baykal’a “Mehmet Ali Susam” ismini verenlerden biri de Aziz Kocaoğlu’ydu. CHP Genel Başkanı, yeniden aday olmasına kesin gözüyle bakılan Başkan Kocaoğlu ile yaptığı birebir görüşmede, mütebessim bir ifadeyle “Senin yerine üç kişinin adı dolaşıyor. Mehmet Ali Susam, Hakan Tartan ve Hüseyin Arslan... Sence bunlardan hangisi seçimi alır?” diye sormuş, Kocaoğlu da hiç düşünmeden “Susam” cevabını vermişti.

İzmir kimin kalesi?
Herkes, İzmir’i “solun kalesi” olarak görüyordu. Kocaoğlu ise bu konuya hep temkinli yaklaşmaktaydı. Katıldığı sohbetlerde sık sık şu cümleyi tekrarlıyordu: “İzmir için “solun kalesidir” söylemi doğru değil! Çalışmayan insana, sırf CHP’li diye kimse oy vermez.

Basmane Çukuru ve Çakmur ziyareti
TMSF, 2013 yılında Basmane’deki Dünya Ticaret Merkezi hisselerini satma kararını alınca, Başkan Kocaoğlu da yeniden tüm gücüyle topa girmişti. Satışa karşı çıkıp TMSF ile bir kez daha masaya oturdu. Ama öncesinde çok kritik bir hamle yapacaktı.Projedeki kamu (belediye) payının artırılması durumunda, Yüksel Çakmur ve arkadaşları ile meslek odalarının itiraz etmeyeceğini, böylelikle de düğümün çözüleceğini düşünüyordu. Nihayetinde onların çekinceleri, ilkesel olarak kendi kamu yararı düşünceleriyle de birebir örtüşmekteydi. Kafasındaki plan, Güçbirliği Holding ile EGS’nin paylarından yüzde 9’ar almaktı. Böylece Belediye’nin yüzde 12 olan payı yüzde 30’a çıkacaktı. İtiraz ve davalardan bıkan Güçbirliği ve EGS yönetimlerinin bu önerisine sıcak yaklaşacaklarını tahmin ediyordu. Bu düşüncesini meslek odalarıyla paylaştı önce. Onlardan “böyle bir durumda dava açmayız” sözünü aldıktan sonra da Yüksel Çakmur’u ziyaret etti. Ege Sağlık Vakfı’nın Alsancak’taki merkezinde... Tek bir soruya cevap arıyordu Kocaoğlu: “Belediye payını yüzde 30’a çıkartırsam davalardan vazgeçer misin?” Çakmur’un cevabı da o kadar kısa olacaktı: “Çıkart da gel!” Aldığı bu mesajların ardından hem Güçbirliği Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Zorlu hem de EGS ortaklarının kurduğu Deniz A.Ş. temsilcisi Ufuk Akgün ile masaya oturup önerisini iletti. Tek bir gündem maddeli uzun görüşmeler olumlu sonuçlanmıştı. Her iki taraf da, hisselerinden yüzde 9’luk payı İzmir

Büyükşehir Belediyesi’ne devretmeye hazırdı. Bu gelişme, TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’e iletildi hemen. Aziz Kocaoğlu, müjdeli haber ve heyecanla ikinci kez Yüksel Çakmur’un ofisine gitti. Ancak bu defa aldığı cevap tam bir hayal kırıklığıydı: “Hisselerin tamamını al!

Gözleri güzel bakıyor
Başkanlığı süresince kırsal kesimle aralarında çok özel bir bağ kurulmuştu. Kemalpaşa Ören’de köylülerle kahve sohbeti sırasında bir yandan da talepleri toplayan Kocaoğlu, bunlardan makul olanları yapacağını söyledi. Bu arada yanına gelen 80 yaşlarında bir teyze, “Bu kadar şeyi nasıl yapacaksın?” diye sordu. O da “Yaptığımda görüşürüz” cevabını verdi. Teyze söylene söylene kahveden uzaklaştı: “Sen de politikacısın. Sen de aynı onlar gibisin”

Yaklaşık 1,5 yıl sonra Başkan Kocaoğlu, Ören’e yeniden gitti. Ayak kırığı sonrasında elinde bastonuyla... Bu kez çok amaçlı spor salonunun açılışı yapacaktı. Kemalpaşa’nın bu güzel beldesi, tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Törende o teyze de vardı. Yaşıtı arkadaşlarıyla en önde oturmuş, bastonuna dayanmış ve olup biteni izliyordu. Başkan, kürsüdeki konuşmasının ve kurdela kesiminin ardından yanına kadar giderek elini öptü. Teyze çok mutluydu: “Afferin Aziz! Hem söz verdiklerini yaptın hem de bu kocaman şeyi!” Başkan ayrıldıktan sonra danışmanı teyzenin yanına giderek sordu:” Seviyor musun Kocaoğlu’nu? Çook! Peki en çok nesini seviyorsun? Gözleri güzel bakıyor…

Arsenik tartışması
İzmir’in suyuna yönelik arsenik tartışmaları devam ederken Ankara’dan, “İzmir’in suyundaki bor değerleri de yüksek” iddiası geldi bu kez. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, Halkapınar pompa suyu çıkışındaki bor oranını litrede 1.7 miligram olarak açıklarken, Büyükşehir Belediyesi aynı gün, aynı yerden aldığı numuneleri İzmir Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde analiz ettirerek sonuçları hemen kamuoyuyla paylaştı: Litrede 0.05 miligram ve 0.044 miligram... Ankara’nın açıkladığı rakamla İzmir Hıfzıssıhha Enstitüsü rakamları arasında ciddi fark vardı. Sağlık Bakanlığı’nın, “İzmirlileri paniğe sevk edebilecek yeni bir iddiayı ortaya atması” üzerine Başkan Kocaoğlu bir basın toplantısı düzenledi. Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye’deki diğer illerde de yaptırıldığı bilinen su analiz sonuçlarının niye 2 aydır açıklanmadığını sordu önce. Bakanlık açıklamalarının altında “halk sağlığından öte başka maksatlar” yattığını ve İzmirlileri belediyeye karşı tahrike zorladığını söyledi sonra.

Bu arada...Kocaoğlu’nun sessiz sedasız Ankara’daki 30’u aşkın noktadan aldığı numunelerin hemen hemen tamamında ağır metal çıkmıştı. Ama o günkü basın toplantısında bunu açıklamadı. Aynı gün Başbakan’ın “Bu tartışmayı bitirelim artık” dediği için de o rakamlar hiçbir zaman gün yüzüne çıkmadı.

Suyu biz getirdik tartışması
Gerçekten de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, başkanları ve bakanları kanalıyla sık sık, özellikle de seçim dönemlerinde “Susuz kalan İzmir’e suyu biz getirdik” açıklamaları yapıyordu. Polemiklere girmeyi pek sevmeyen Başkan Kocaoğlu, çok zorunlu gördüğü haller dışında bunlara cevap vermedi. Hele devletin başı olan Cumhurbaşkanı ile polemiğe girmek, bir belediye başkanının işi değildi.

Yine de “bıçağın kemiğe dayandığı” zamanlar oluyordu. 25 Şubat 2019 tarihinde Sözcü Gazetesi yazarı Saygı Öztürk’e verdiği röportaj gibi: “Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin yetkilileri, yıllardır her seçim döneminde İzmir’e su getirdiklerini, kenti susuzluktan kurtardıklarını söylüyor. Üstelik bunu, sanki başka bir ülkenin halkına lütufta bulunurcasına, İzmirlilerin başına kakarak yapıyor. Seçim sürecine girildikten sonra Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sık sık aynı şeyi tekrarlıyor; ‘İzmir susuzdu, biz su getirdik’ diyor. Oysa İzmir’e su verildiği iddia edilen Gördes Barajı tam bir fiyaskoya dönüştü. Çünkü tabanı delik. Yıllardır bu sorun çözülemedi. Ocak ayında İzmir rekor yağış aldı. Tüm barajlar neredeyse yüzde 100 doldu. Ama Gördes bir türlü su tutmuyor. İzmir’e su verdiği söylenen baraj ölü yatırım haline geldi. Hadi diyelim arıza giderildi, baraj su tutmaya başladı. Yine de İzmir’e su vermeleri mümkün değil! Çünkü ortada bir isale hattı yok! Yapılan protokole rağmen, DSİ tarafından inşa edilmesi gereken hattın yapımı savsaklandı. İzmir’e su verilmiyor ama verilmeyen suyun parası Belediye’den kuruşu kuruşuna tahsil ediliyor. Bu da ayrı bir komedi. Adalet ve Kalkınma Partisi 17 yıldır İzmir’e ayrımcılık uyguladı, yapılmayan yatırımı propaganda aracı olarak kullandı. Sayın Cumhurbaşkanı, Gördes’ten sonra bir de ‘Beydağ Barajı’nı yaptık, İzmir’i susuzluktan kurtardık’ dedi. Oysa Beydağ bir tarımsal sulama barajı... Biz bu iddialara cevap vermekten yorgun düştük ama iktidar aynı şeyleri tekrarlamaktan usanmadı.”

Yerel seçimlerden hemen önce Ödemiş’te üreticilerle buluşup onlara koyun-keçi dağıtan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, orada da manidar konuşmuştu:  “Gördes Barajı’nın parasını ödüyoruz ama su alamıyoruz. Çünkü altı delik. Ben bunu söyleyince Adalet ve Kalkınma Partisi İl Başkanı çıkıp ‘nereden biliyorsun, altına mı baktın’ diye soruyor. Su tutmuyorsa, o barajın altı deliktir kardeşim.”

Hiç cop yemeden olur mu?
Vietnam Savaşı ve Kıbrıs sorunu nedeniyle ABD karşıtlığında birleşen sol gruplar, bu süper güce ait 6. Filo’nun ülkeyi ziyaretine büyük tepki gösterdi. Sadece İstanbul’da değil, İzmir ve Trabzon’da da ses getiren eylemlere imza atan Amerikan karşıtı gençler arasında, Dev-Genç’le yakınlaşan Aziz Kocaoğlu da vardı. Yıllar sonra o günleri “Hiç cop yemeden olur mu? 68 hareketinde üniversite gençliği olarak herkes ne yaptıysa, biz de onu yaptık” diye anlatacaktı. Ancak silahlı mücadelenin hep karşısında oldu. Hem Avrupa ve Amerika’da güçlenen kapitalist sömürü ve emperyalizme hem de baskıcı ve otoriter yönetim anlayışına karşı, emekçi ve yoksul kesim için “eşitlik ve özgürlük” istiyordu sadece...

Türkiye’de taşeron sistemini kaldıran ilk belediye başkanı olmasının altında yatan neden de işte bu inançtı. Başkanlık koltuğuna oturduğu andan itibaren bu düşüncesini ete kemiğe büründürme planları yapmaya başlamıştı. Taşeron, modern kölelikten başka bir şey değildi. Ama Türkiye koşullarında bunun kaldırılması neredeyse imkansızdı. Uzun süre “sessiz ve derinden” çalıştı dersini... Ve birinci döneminin sonunda, 27 Mart 2009 tarihinde, ilk somut adımını attı. Belediye’de taşeron işçi çalıştırmayacaklarının sözünü vermişti. Bütün işçiler iş güvencesiyle birlikte sendikalı olacaktı.İlk etapta 4 bin taşeron işçi, kademe kademe kadroya geçirildi.

İki çeteci yan yana
Başkan Kocaoğlu ve yakın çalışma arkadaşlarından bir grup, 1 Mayıs 2011 Pazar günü, yani operasyondan sadece bir gün önce, bir özel televizyon kanalı için İzmir’de dizi film çekimleri yapan ünlü sanatçı Kadir İnanır’ı ziyaret etti. Gündoğdu’daki 1 Mayıs kutlamalarının ardından, soluğu Çakaloğlu Han’daki film setinde almıştı Kocaoğlu... Epeydir bu ziyareti yapmak istiyordu ama işlerin yoğunluğu nedeniyle ancak o gün fırsat bulabilmişti. Çok keyifli bir sohbet geçti ikilinin arasında. Hatta Kadir İnanır’ın, kendilerini görüntüleyen foto muhabirine söylediği, “Böyle yakışıklı bir başkanla beni çekmeyin. Karizmam zedelenecek” sözleri kahkahalara yol açmıştı.

Bazı sahneleri 3. Selim zamanında inşa edildiği bilinen bu tarihi yapıda çekilen dizinin adı “İzmir Çetesi” idi. Aziz Kocaoğlu ve arkadaşlarının hemen ertesi gün “çete” suçlamasıyla karşı karşıya kalması, tarihin en ilginç tesadüflerinden biriydi hiç kuşkusuz.

Başkan Kocaoğlu, 2 Mayıs Pazartesi günü erken saatlerde Belediye binasına girdiğinde, durum tam bir kaostu. Kurumun her köşesinden kötü haberler geliyordu. Krizi en doğru şekilde yönetmeliydi yönetmesine de, gözaltı sayısı hiç durmuyor, devamlı artıyordu. Kabus gibi bir gündü... Gözaltı sayısı kısa sürede 44’e çıktı. 15 gün önce sigarayı bırakan Aziz Kocaoğlu, 3 saat içinde iki pakete yakın içmişti. Tarif edemeyeceği kadar kötü bir gündü yaşanan. Belediye hukukçuları oradan oraya koşturarak polisin bilgisayar hard disklerini götürmesini önlemeye çalışıyordu. Hard disklerin kopyasız alınması, Belediye’nin hizmet vermesini neredeyse imkansız hale getirecekti. Bu arada 100’ü aşkın ihale ve alım dosyasına el konulmuştu. Ortada böyle bir kaos yaşanırken, İzmir’in önde gelen avukatlarından bir grup Başkan’ı arayarak “gönüllü desteğe hazırız” mesajı verdi: “Biz size inanıyoruz. Böyle bir durumda elimiz kolumuz bağlı seyredemeyiz. Yanınızda olmak istiyoruz. Operasyon sırasında kamuoyundan gelen ilk önemli destekti bu. Kocaoğlu’nu motive eden, yüreklendiren, moral veren...

Kılıçdaroğlu’na sunulan 2 istifa mektubu
2 Mayıs 2011’deki büyük operasyonda Başkan Kocaoğlu’nun en çok içerlediği ama kamuoyuyla paylaşmadığı önemli bir konu vardı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun geç reaksiyon göstermesi... Eskiden beri Genel Başkanı’na sevgisi ve saygısı çok farklıydı. Hayal kırıklığı da bundan kaynaklanıyordu. 2009 yerel seçimlerine CHP’nin en güçlü adayı olarak giren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, partisinin Kadir Topbaş’a karşı İstanbul’dan aday gösterdiği Kılıçdaroğlu’na destek için kendi kampanyasını bırakıp onun yanına koşmuş ve çeşitli gruplarla toplantılar yapıp destek istemişti. Kılıçdaroğlu’na 7 Haziran 2015 genel seçimlerine  “İzmir milletvekili adayı” olarak girmesi önerisini ortaya atan da kendisiydi. “Bu ülkeye cumhuriyeti getiren partiden ön seçime girerek demokrasiyi taçlandırmanızı istiyoruz” diyerek...

Partisinin “Türkiye’deki 1 numaralı kenti”ne yapılan ve sadece İzmir’in değil tüm ülkenin ayağa kalktığı, yurt dışında bile büyük yankı uyandıran böylesine bir olayda, Genel Başkan’ın bütün işlerini bir kenara bırakıp hemen İzmir’e koşması gerekmez miydi? Bırakın koşup gelmesini, Aziz Kocaoğlu’nu telefonla araması bile 2 gün sonra olmuştu.

İzmir’e gelmekte gecikilen her gün, Kocaoğlu’nu “Genel Başkan’ın kafasında acabalar mı var?” sorusuyla karşı karşıya bırakıyor ve bu düşünce de içten içe beynini kemiriyordu. Oysa İzmir, CHP’nin belediyecilikteki yüz akıydı. Sadece yatırım ve projeleriyle değil, kul hakkını gözeten uygulamaları ve tasarruf kriterleriyle de örnekti İzmir Büyükşehir Belediyesi... Adam kayırmacılık, çıkar ilişkileri falan yazmazdı İzmir’in kitabında...

3 Mayıs, 4 Mayıs, 5 Mayıs, 6 Mayıs derken... CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan hâlâ bir işaret gelmemişti. Birkaç küçük basın açıklamasıyla yetiniyor, İzmir ziyaretini bir türlü programına almıyordu. 9 Mayıs tarihinde Genel Başkan’ın Muğla’ya gideceğini öğrenen Aziz Kocaoğlu, hemen makam odasının arkasındaki çalışma masasına geçip 2 mektup kaleme aldı. 2 mektup, 2 ayrı ta rihliydi; birinin üzerine 9 Mayıs, diğerine ise 13 Haziran tarihi atmıştı. Yani 12 Haziran 2011 genel seçimlerinden hemen 1 gün sonrasına... 6 yaşından beri gönül verdiği “ata ocağı” partisinden istifa ediyordu. “Yerin yerinden oynadığı İzmir’e gelip Belediye Başkanı ve bürokratlarına sahip çıkmayan Genel Başkan, demek ki henüz bizi tanıyamamış. Demek ki, kafasında soru işaretleri var” diye düşünen Kocaoğlu, mektupları yakın arkadaşı Alaattin Yüksel’e verdi. Muğla’da Genel Başkan’a elden teslim etmesi için...

Partisini zor durumda bırakmak istemiyordu. Genel Başkan dilerse, 9 Mayıs tarihli mektubu kabul edecek, dilerse seçim öncesinde spekülasyon olmaması için bu işi seçimden sonraya bırakacaktı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı dediğini yaptı. Son derece gizli yürütülen bu olayı Kocaoğlu-Yüksel-Kılıçdaroğlu üçlüsünden başka bilen yoktu. Mektupları büyük bir şaşkınlık içinde okuyan Kılıçdaroğlu, hemen ertesi gün soluğu İzmir’de aldı. Konak Meydanı’nda toplanan İzmirlilere seslenirken, Aziz Kocaoğlu’nun elini tutarak, “İzmir’e ayrıca geleceğim. Şimdi buraya İzmir’i ele geçirmek için, devletin gücünü kullanan siyasal iktidara ‘istediğin kadar güç kullan, istediğin baskıyı yap yine de ele geçiremezsin’ demek için, Aziz Başkanı ziyaret etmek ve bilgi almak için geldim. Ne yaparlarsa yapsınlar! Bir inancımız var; biz kul hakkına saygı gösteririz. Kul hakkı yiyenlerden değiliz. Verilmeyecek hesabımız yoktur” diyordu. Ama testi kırılmıştı bir kere...

Başkan’ı tutuklayacaklar!
30 Aralık’ta Kocaoğlu’nun Başkan Vekili, Dr. Sırrı Aydoğan ifadeye çağrıldı. 2 Ocak 2011 günü saat 10.00’da da bizzat kendisi... “Şüpheli” sıfatıyla... İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, savcının bu çağrısını kimseye söylemedi. Ailesine bile... Sadece avukatı Ercan Demir ve çok yakın bir çalışma arkadaşı biliyordu durumu. Makam aracını istemedi. Bir taksiye atlayıp Bayraklı’daki İzmir Adliyesi’nin yolunu tuttu. Saat 09.45’ti. Avukatlarıyla buluştu.

Sorgulamayı Birol Çengil yapacaktı. Dönemin en etkin isimlerinden, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı (2018 Haziran ayında, FETÖ bağlantıları nedeniyle 7 yıl 6 ay hapis cezası alan) Birol Çengil... Sorguya girmeden, İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Haydar geldi Başkan’ın yanına. (Meşhur “Balyoz” davası için “artık bu iş bitti” denilen bir süreçte, isimsiz bir ihbar mektubuyla Gölcük Donanma Komutanlığı’nda yeniden arama yaptıran ve “sözde” yeni deliller bularak davanın seyrini değiştiren iki savcıdan biriydi Ali Haydar... Daha sonra meslekten ihraç edildi.) Çok kibar bir karşılamaydı. Sorgulamaya kendisinin de katılmasının bir sakıncası olup olmadığını sordu Kocaoğlu’na...

Başkan şaşırmıştı. “Ne sakıncası olacak? Elbette” demekle yetindi. Birol Çengil’in odasına birlikte girdiler. Aziz Kocaoğlu, Ali Haydar ve Ercan Demir... İki saat kadar devam eden sorgulamanın sonunda Kocaoğlu’na “Söyleyeceğiniz başka bir şey var mı?” diye soruldu. O da: “Arkadaşlarımın ve yaptıkları işlerin tamamının arkasındayım. Tutuklu arkadaşlarımın bırakılmasını talep ediyorum. Eğer ortada bir suç varsa, beni tutuklayın!

Savcı Çengil, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nı tutuklamaya sevk edip etmeyeceğini değerlendirmek için makul bir süreye ihtiyacı olduğunu söyledi. Başsavcı Vekili de, Kocaoğlu’nu odasına davet etti. Çengil’in kararı belli olana kadar kendisine kahve ikrametmek istediğini söyledi. Bu arada İzmir’deki fısıltı gazetesi hızlı bir şekilde çalış- mış; Başkanlarını Adliye’de gören vatandaşlar kulaktan kulağa bu bilgiyi yaymıştı: “Başkan’ı tutuklayacaklar”

Adliye’ye ilk gelen, Aziz Kocaoğlu’nun gençlik arkadaşı, kendisine siyasetteki en yakın isimlerin başında gelen CHP Genel Başkan Yardımcısı Alaattin Yüksel oldu. Hemen peşi sıra da belediye başkanları, milletvekilleri, parti yöneticileri... Ve elbette binlerce İzmirli...Alaattin Yüksel, Adliye koridorlarında bilgi almaya çalışıyordu. Herkes şaşkın ama daha çok da endişeliydi. Saatler geçtikçe Adliye önündeki gerginlik artmıştı. Uzun bir bekleyiş sonunda Özel Yetkili Savcı’nın “tutuklamama” kararı tebliğ edildi. Çıkışta Kocaoğlu’nu “İzmir seninle gurur duyuyor” sloganları atan coşkulu bir kalabalık bekliyordu. Avukat Ercan Demir, “Çete’nin başı olarak görülen Aziz Kocaoğlu’nu neden tutuklamadılar?” sorusuna yıllar sonra şu yanıtı verecekti:”Aslında hedefteki asıl isim oydu. Zaten o da çıkıp ‘Arkadaşlarımı bırakın, beni tutuklayın’ demişti. Tutuklayamadılar çünkü süreç hukuki değildi. O yüzden Aziz Bey’in tutuklanmasıyla ilgili hamlenin doğurabileceği siyasi sonuçları düşündüler. Davaya karşı olumsuzluğun, sanıklara verilen kamuoyu desteğinin, Aziz Kocaoğlu’nun tutuklanmasıyla çok daha şiddetlenebileceğinden endişe ettiler. Tutuklamak yerine bir yolsuzluk imajı yaratmanın daha doğru olacağını düşündüler. Ama bu da ters tepti”

Geç kalan adalet, adaletsizlikmiş
Cezaevine girmese de, o süreçte Kocaoğlu gerçekten çok acılar çekti. Hiç aksatmadan, her pazartesi günü, cezaevinde yatan bürokratlarını ziyaret etti, moral verdi. Bergama Cezaevi’nde tutulan kadın bürokratlara eşi ile birlikte gidiyor, erkeklerin yattığı Buca Cezaevi’ni ise yalnız ziyaret ediyordu. Her görüşmeden önce içi daralsa, ruhunda fırtınalar kopsa da, demir parmaklık arkasındaki arkadaşlarının karşısına mutlaka kendisini toparlamış olarak çıkmaya çalışıyor, adeta yüzüne bir maske takarak onlara gülüyor, şakalar yapıyordu. Hatta bazılarına “Keşke siz dışarıda, ben içeride olsaydım... Oturur kitaplarımı okurdum” diye takılıyordu. Aslında samimi düşüncesi de buydu: Herkes adına bedel ödemek...

Kocaoğlu, Kazım Dirik’e karşı özel bir hayranlık duyuyordu. Yönetim felsefesinden çok etkilenmişti. Bunu da her fırsatta dile getirmekten çekinmedi. “Sınırlarımız büyüdükçe, en uzaktaki köyleri, ilçeleri geziyoruz. Nereye gitsek, onun bir eseriyle karşılaşıyoruz. Örnek aldığımız bir devlet adamıdır Kazım Dirik” diye konuştu her yerde. Hatta torunu K. Doğan Dirik tarafından kaleme alınan “Atatürk’ün izinde Vali Paşa - Kazım Dirik” kitabını, başta İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu üyeleri olmak üzere, yakın çevresine hediye etti. Bir de mektup yazmıştı: “Tarih okumak, uzak- yakın geçmişini öğrenmek ve nereden gelip nereye gittiğini bilmek, toplumları toplum yapan en önemli unsurlardan biridir. Okudukça öğreniyoruz ki, Kazım Dirik, İzmir için bir kamu görevlisinden çok daha fazlasını ifade eden, önemli ve değerli bir isimdir. Cumhuriyet rejimini ve Mustafa Kemal ülküsünü heyecanla savunan, dönemini aşan vizyonuyla hizmetleri bugün bile büyük anlam taşıyan bir idarecidir. Şunu da ifade etmeliyim ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 10 yıldır hayata geçirmeye çalıştığı ‘yerelde kalkınma’ stratejisi; eğitim, bayındırlık, sağlık ve köylerin ekonomik gelişmesi adına önemli hizmetlerde bulunan Kazım Dirik’in izlediği yolla büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu anlamdaki ilginç benzerliklerin kitabı okuyunca dikkatinizi çekeceği kanısındayım. Kısacası, bugün İzmir’in en uzak noktasında bile ismini taşıyan bir esere rastlayabiliyorsak, bu büyük devlet adamına ödenecek bir vefa borcumuz olduğunu düşünüyorum.”

Aday olmama kararını nasıl verdi?
2014 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İzmir için Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanı Binali Yıldırım’ı aday göstermesinden hemen sonra yeniden aday olduğunu açıklayan Aziz Kocaoğlu, aslında 2. döneminin sonunda görevi bırakmayı düşünüyordu. Bunu ailesi ve yakın çevresiyle de paylaşmıştı. “Bir belediye başkanı için 2 dönem ideal bir süredir. ABD’de bile başkanlık görevi iki dönemle sınırlandırılmış” diyordu. Ama CHP’nin rakibi, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin en güçlü bakanı olunca bütün hesaplar değişmişti.

Partisinin belediye başkan adayları açıklaması için 13 Aralık 2013 Cuma günü öğle saatlerinde İzmir’e inen Başbakan Erdoğan’ı karşılayanlar arasında, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da vardı. Kocaoğlu, devlet terbiyesine büyük önem veren, kendi partisi içinde ve radikal sol gruplar tarafından eleştirilse de, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ı, hatta vakit bulduğu ölçüde İzmir’e gelen bakanları mutlaka karşılayan bir belediye başkanıydı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İzmir ile birlikte aralarında Aydın, Manisa, Denizli ve Uşak’ın da bulunduğu 12 ildeki adaylarının açıklanacağı toplantı saat 14.00’te başladı. Adı daha sonra Mustafa Kemal Atatürk Spor Salonu olarak değiştirilen Karşıyaka Arena’daki heyecan büyüktü. Aziz Kocaoğlu, televizyonlardan canlı verilen töreni, Kültürpark’ta, İZFAŞ Genel Müdürlüğü’ndeki mütevazı odasında izliyordu. CHP İzmir İl Başkanlığı’na 2 dakikalık mesafede... Odada yakın çalışma arkadaşlarıyla birlikte, üniversite yıllarından itibaren hep en yakınında olan İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ile CHP İl Başkanı Ali Engin de vardı. Başbakan Erdoğan “İzmir adayımız” diye Binali Yıldırım’ın elini kaldırınca, Kocaoğlu da ayağa kalkıp İl Başkanı’na döndü: “Adaylık dosyamı vermek istiyorum. Mümkünse şimdi.”

Bu söz üzerine Ali Engin hemen il binasına geçti. Büyükşehir’in Basın Ofisi de flaş haberi hızla servis etti. Medya mensupları, Kocaoğlu’nun önemli açıklaması için davet ediliyordu. Her şey yarım saat içinde olmuştu. Binali Yıldırım’ın elinin kaldırılmasından sadece yarım saat sonra...

Siyaseten çok başarılı bir hamleydi. Karşıyaka Arena’daki tören dağılmadan, CHP’nin Şair Eşref Bulvarı üzerindeki İl Başkanlığı binasında bir başka adaylık toplantısı başlamıştı. Salonu dolduran gazeteciler merak içindeydi. Adaylık kararını açıklayan Aziz Kocaoğlu, rakibi Binali Yıldırım’a da “İzmir›e hoş geldiniz” dedi ve ekledi: “Birlikte centilmence bir yarış olmasını ve bu yarışın İzmir’e pozitif enerji vermesini diliyorum.”

Kocaoğlu, ajansların “flaş haber” olarak duyurduğu bu açıklamadan sonra hemen aracına binerek Adnan Menderes Havaalanı’nın yolunu tuttu.

Başbakan’ı uğurlayacaktı. Adaylık hamlesi Adalet ve Kalkınma Partisi cephesinde de hızlı bir şekilde duyulmuştu. CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı’nı VIP salonunda gören Adalet ve Kalkınma Partililer arasında yoğun bir fısıldaşma başladı. Gayet emin adımlarla Yıldırım’ın yanına giden Aziz Kocaoğlu, adaylık için “hayırlı olsun” dedi. Yıldırım da aynı karşılığı verdi ve ekledi: “Çağırdın, geldik. Hepimiz için hayırlı olsun”

Başbakan Erdoğan da kutlamıştı Kocaoğlu’nu... Yakın çevresine “Çok düzgün bir adam” dediği İzmir’in CHP’li Belediye Başkanı’nı...2014 seçimleri için bu koşullarda aday olan Aziz Kocaoğlu, 2019’a ilişkin kararını “seçimlere 6 ay kala” açıklayacağını duyursa da, aslında çoktan belirlemişti ne yapacağını... Kesinlikle aday olmayacaktı. Yatırımların, projelerin, hizmetlerin peşinde koşturmaktan, günde ortalama 18 saat çalışmaktan değil ama partisindeki iç çekişmelerden yorulmuştu.

“Bizim CHP’de bir gelenek vardı. Partililer ölümüne belediye başkanlarını savunurlardı. Eğer bir yolsuzluğu, bir hırsızlığı, bir ahlaksızlığı yoksa... Ama 1980 yılından sonra bu gelenek kalmadı. Şimdi savunmaları, sahip çıkmaları gereken yerde belediye başkanını yerden yere vuruyorlar” şeklindeki sitemi her şeyi özetliyordu. Oysa mücadele adamıydı Kocaoğlu... Kafasına koyduğu hedef için kolay kolay pes etmezdi. Fakat bu defa bayrak değişimini isteyen kendisiydi. Zirvedeyken bırakıp koltukların ve makamların da vazgeçilebilir olduğunu göstermek istiyordu herkese...

Henüz 2018’in Haziran ayından itibaren dillendirmeye başladı, seçimlere 6 ay kala adaylık konusundaki kararını açıklayacağını... Kafasındaki takvimi çoktan belirlemişti bile. 1 Ekim 2018 Pazartesi gününü...O güne kadar kimseye renk vermedi. Zaman zaman yaptığı çıkışlarla “kesin aday” diyenler de oldu, “Artık bırakacak” diyenler de... En çok merak edenler de CHP ve Adalet ve Kalkınma Partililerdi. Başkan’ın bu tarihi açıklamasının günü yaklaştıkça, İzmir’deki heyecan artıyordu.

İstanbul’daki arama konferansında neler oldu?
Siyasetteki yerini “babamın çırağıyım” diye tanımlayan Aziz Kocaoğlu, 24 Haziran 2018’de gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri sonrasında, yaptığı çıkışlarla “parti içi muhalefetin” önde gelen isimlerinden biri olarak görülmeye başlamıştı. Bazı çevreler tarafından CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce ile özdeşleştiriliyordu.

4 Temmuz’da yaptığı 4 cümlelik yazılı açıklamada “24 Haziran seçimleri, Cumhuriyet Halk Partisi’nde acil bir değişimi zorunlu hale getirmiştir. Kamuoyu ve parti tabanının talebi de bu doğrultudadır. Söz konusu değişimin Sayın Genel Başkanımızın öncülüğünde gerçekleşmesi, partimize büyük güç katacaktır. Bu düşüncelerimi kamuoyuyla saygıyla paylaşırım” derken, aklında ne İnce’ye arka çıkmak ne de Kılıçdaroğlu’nu yerden yere vurmak vardı aslında...

Parti yönetiminin “liyakat” kavramı gözetilerek gerçekten Türkiye’ye yön verecek isimlerden oluşturulmasını, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının büyük zafiyet gösterdiği dış politika ve ekonomi gibi konularda uzman isimlerce mutfak çalışmaları yapılarak sorunların ve çözüm yollarının halka anlatılmasını; özetle gerçekten iktidar isteyen bir muhalefet partisi yaratılmasını talep ediyordu sadece...

2014 ve 2018 yıllarında yapılan 2 kurultayda da Muharrem İnce’ye oy vermemişti. Ama İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde estirdiği olumlu rüzgardan maksimum yararlanılmasını ve yerel seçimlere bu havayla girilmesini istiyordu.

Kocaoğlu “değişim” çağrısını ilk kez 4 Temmuz 2018’de yapmamıştı. Deniz Baykal’ın Genel Başkanlığı döneminden itibaren, özellikle “Parti Mutfağı” eksikliğini sıkça dile getiriyordu. Baykal’a da, ondan sonra gelen Kılıçdaroğlu’na da bizzat ve defalarca anlatmıştı bu düşüncelerini... “Ölenlerin yüzde 40’ı CHP›den gidiyor. Ama doğanların yüzde 10’u bile CHP’ye gelmiyor. Tavadaki tereyağı gibi eriyor parti. Çünkü Türkiye’nin problemlerine çözüm yolları üretemiyoruz” diyordu her fırsatta...

Ve CNN Türk’te, Ahmet Hakan’ın programında söylediği “CHP Türkiye’yi nasıl yöneteceğini bilmiyor” sözleriyle bir anda ülkenin en çok konuşulan isimleri arasına girdi. Oysa parti içinde defalarca tekrarladığı şeyleri kamuoyu huzurunda söylemek gibi bir niyeti yoktu. Güneşli’deki TV stüdyosundan çıkıp havaalanına giderken hep bunu sorguladı, kendi kendine... İşte bu program sonrasında bazı parti yöneticileri tarafından getirilen ağır eleştirilerin, Kocaoğlu’nun “aday olmama” kararında büyük payı olduğu söylendi bir süre. Ama o kararını çoktan vermişti…

Deniz Yücel’e “hayır” dedi
1 Ekim 2018’de, adaylıkla ilgili açıklamasını yapacağı toplantıya sadece basın mensuplarının gelmesini istemişti Kocaoğlu... Kitlesel bir açıklamanın doğru olmayacağını düşünüyor, başkanlıkta kalmasını isteyenlerin orada yapabileceği “İzmir Aziz’dir, Aziz kalacak” tezahüratlarının yanlış değerlendirilebileceğinden endişe ediyordu. Hatta basın toplantısından önceki akşam kendisini arayıp “O gün ben de orada, yanınızda bulunmak istiyorum” diyen Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı Deniz Yücel’e kibarca “hayır” dedi. Tüm uyarılara rağmen açıklamayı izlemek üzere gelen partililer, toplantı salonu yerine bir başka salonda ağırlandı o sabah.

Tam toplantının yapılacağı saatte, 11.00’de salona girdi Aziz Kocaoğlu. Herkesi tek tek selamlamaya gayret etti. Bir süre kendi dönemiyle ilgili kısa filmi izleyip sahneye çıktı. “Heyecanınızı çok iyi anlıyorum” diye başladı söze... “Türkiye’nin 3. büyük kentinin belediye başkanı olsa da, diğer büyük kentlerdeki zorunlu istifalarla şu an ülkenin ‘seçilmiş 1 numaralı belediye başkanı’ sıfatını taşıyan; 15 yıl boyunca Cumhuriyet Halk Partisi’nin kamudaki en önemli görevini üstlenen birisinin yeniden aday olup olmayacağının merak edilmesi, çok konuşulması, tartışılması, hakkında senaryolar üretilmesi, hatta üzerinde bahisler oynanması, elbette çok doğal bir durum.”

Kısaca 2004’ten itibaren yaşadığı zorlu süreci özetledi önce. Her zaman dik durduğunu, İzmir’in hassasiyetlerini korumak için taviz vermediğini ve bazıları için acı olsa da hep doğruları söylediğini anlattı. Ve ödediği bedelleri... 14,5 yıllık görevi boyunca kendisini en çok üzen, en çok hırpalayan, en çok yaralayan operasyon ve dava sürecinden bahsederken duyguluydu.

Sonra 24 Haziran seçimlerinin ardından Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’ne yaptığı “değişim” çağrısına atıfta bulunarak, “Değişim dediysek, samimi olarak buna kendimizden başlamamız gerektiğini düşünmekteyim” dedi ve hemen ardından ekledi: “Ve bugün, 31 Mart 2019 seçimlerinde “aday olmama kararımı” sizlerle paylaşmak istiyorum.

Cümlenin bitmesiyle birlikte salonda hareketlilik oldu. Ajans ve televizyon muhabirleri, bu flaş haberi “son dakika” anonsuyla girebilmek için hemen dışarı fırladı.

İzmir’de bir devir sona eriyordu…

 
Gübre ve zirai ilaç satışları geçici olarak durdu
 
İzmir'de kaybolmuştu... 'Paramı almak için huzurevine attılar'
YORUMLAR
Toplam 4 yorum var, 4 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Volkan 11 Aralık 2021 Cumartesi 21:34

Teşekkürler Aziz başkan

Yorumu oyla      0      0  
Lombak 23 Kasım 2021 Salı 20:52

İlk nüshası Tunç Bey'e gitse anlamlı olurdu.

Yorumu oyla      2      0  
vatandaş 23 Kasım 2021 Salı 20:28

Sayın Kocaoğlu izmir için efsane değeri hiç bir zaman kaybolmayan klasik bir başkan olarak yerini almıştır.İzmir'in yapısını dokusunu bir bilen olarak CHP genel merkezi son yerel seçimlerde sayın başkan Kocaoğlu'nun tavsiyelerini aldı mı?Önerileri oldu mu?Mutlaka olmuştur çünkü sayın büyük başkan İzmir'i ve partisini gönülden seviyor ama malesef hiç dikkate alınmadığı gibi tam aksine atamalar yapıldığını bilmeyen partili yoktur...

Yorumu oyla      1      1  
Adamsın 23 Kasım 2021 Salı 19:12

Aziz Başkan, adam gibi adamsın.

Yorumu oyla      2      2  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
18 dilde adli sicil kaydı alınabiliyor
e-Devlet üzerinden yabancı dile tercüme edilmiş adli sicil kaydı alınması ...
Kadir İnanır'ın sağlık durumu iyiye gidiyor
Denizli'de Pamukkale Üniversitesi Hastanesi'nde ameliyat olan sanatçı ...
Ceren Özdemir'in katilinin cezası onandı
Ordu'da, üniversite öğrencisi Ceren Özdemir'i (20) evinin önünde bıçaklayarak ...
 
'İktidara serçe parmağımızı dahi vermeyiz'
Alevi-Bektaşi Kültürünü yaşatmak amacıyla 1988 yılında Ankara’da kurulan ...
Eski Bakan Hasan Fehmi Güneş hayatını kaybetti
CHP Eski dönem Milletvekili ve İçişleri bakanlarından Hasan Fehmi Güneş yaşamını yitirdi.
Kumpas kurulmuştu... Boji'ye İzmir'den aile çıktı
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sözcüsü Murat Ongun'un tramvaya pislediği ...
 
Çeşme Projesi’ne SİT ayarı
Çeşme Projesi’nin hayata geçirilmek istendiği alanı da kapsayan bölge ...
13 HDP'li vekilin dokunulmazlığı mecliste
HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan'ın da aralarında bulunduğu 13 HDP milletvekilinin ...
Bakanlıktan Ensar Vakfı planı... “Eğitim merkezi ve öğrenci yurdu”
Urla Zeytineli Koyu’nda yer alan ve mülkiyeti Hazine’ye kayıtlıyken Ensar ...
 
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Din, mezhep ve mezhepçilik…
Kemal ANADOL
Kemal ANADOL
1000 yıllık kavga!
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Çevreyi asıl Çevre Bakanlığı’ndan korumak lazım!
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Zafer ve barış
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Hayalet emlakçı 10 bin TL haram olsun!
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Mevzu çok derin
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Olof Palme kurtuldu!
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Atatürk’ün kooperatifçisi
Ender ALDANMAZ
Ender ALDANMAZ
İki ay… Çarpı… Tükeniş…
İhsan Özbelge ÖZDURAN
İhsan Özbelge ÖZDURAN
Carpe Diem… An’ı yaşamak… 
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva