Savaş değil katliam günlerini yaşıyoruz dünyada. Yarım asrı aşkın topraklarını paylaşamayan iki devletten güçlü olanı savaş ilan ediyor diğerine. Savaş değil bu aslında. Savunmasız bir halka karşı yapıldığında açıkça 'katliam' gerçekleşiyor. Bu katliam kadın, çocuk diye ayırt etmeden tüm masumları hedef alıyor. Ama dünyada bu katliamın ne kadarı farkediliyor? Hadi çemberi daraltalım biraz. Filistin bir Arap ülkesi. Ve İslam Konferansı üyesi 56 ülkenin gıkı çıkmıyor. Pardon, gıkı çıkmıyor derken Arap liderlerinin tweetlerini saymazsak tabii! Arap liderlerinin yanında bizim devlet ileri gelenlerinin de 'kınama tweetleri' var, sadece kınama mesajı yani. Bu mesajların sürüsüne bereket! Ancak ortada dişe dokunur bir eylem yok. Açıkçası bu katliamı kınamaya yönelik edilen lafların hepsi göstermelik ne yazık ki!

Ölenlerin sayısının beşyüze dayandığı Filistin Devleti için dindaşları olan ülkeler kılını kıpırdatmıyor. Ortadoğu coğrafyasından çok uzak olan Venezüela ve Şili kadar olamıyorlar. Çünkü görünen o ki, Arap dünyası birbirinden kopuk ve alakasız. Kötü günde bile birleşemiyorlar. Neden? Çünkü Onlar siyaset ile ilişkilerini din üzerinden gerçekleştiriyorlar. Yani dini vicdanlarında yaşamak yerine siyasette kullamayı tercih ediyorlar. (Tıpkı bizim başımızdakinin yaptığı gibi) Arap ülkelerinin aciz kalmasının en önemli nedenlerinden biri bu olsa gerek. Gazze'deki hastanelerde elektrik olmadığı için yaralılar kurtulacaksa bile ölüyorlar. Ama zengin Arap ülkeleri mazot yardımı bile yapmaktan yoksun durumda. İnsan ister istemez düşünüyor, 'Acaba ABD ve İsrail dolaylı olarak da olsa bu arap ülkelerini satın almış olabilir mi?' diye! Türk hükümetinin ikiyüzlülüğü ise bu olayla bir kez daha tescillendi. Günlerdir Gazze'ye gideceğini söyleyen ve gidemeyen bir başbakan var ülkemizde. Ama İsrail'e lafta atıp tutmakta birinci! Bu arada büyük oğlunun İsrail ile yaptığı gemi ticaretini de unutmamak gerek.
Filistin'e gidemeyen Başbakan Erdoğan'ın ayağına, sanırım çok sevdiği ve saydığı için olacak ki, Filistin Lideri Mahmut Abbas geldi geçen hafta. Erdoğan'ın verdiği iftar yemeğine katılmış. Bir de iftara katılan ünlü kişilerle gülücükler dağıtan hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmamışlar. Fotoğrafta abes duran iki unsur var: Birincisi Mahmud Abbas, diğeri yemeğe katılan topluluk. Fotoğrafta iki liderle poz veren 'sanatçı olarak bildiğimiz' kişiler çok mutlu görünüyorlar. Sanırsınız ülkede herşey güllük gülistanlık! Daha önceden planlanmış bu ziyareti, ülkesinin kan gölü olduğu bir sırada iptal etmeyen bir devlet başkanını anlamak zor. Hele ziyaret ettiği kişi laftan başka tepki vermeyen bir liderse! Gazze'deki çocukların katledildiği fotoğraflar ne kadar ürkütücüyse, bu topluluğun gündeme yakışmayan samimiyetsiz fotoğrafı da bir o kadar şaşırtıcı.

* * * *

Gazze'de masum sivil halk ölürken, Türkiye'de neler yaşanıyor? Dünyada intikam ve haksızlık rüzgarları eserken, ülkemizde kanunsuzluklar aldı başını gidiyor. Fakat bir konuda Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) aklı başına geldi! YSK'dan TRT'ye uyarı cezası gelmiş: Tayyip beye seçim propagandası için fazla süre tanınmasından dolayı. Ancak YSK'nın bundan önce yapması gereken daha önemli bir şey var: Tayyip Erdoğan'ın başbakanlıktan istifasını istemek. Yasalara göre kamu görevlerinde bulunan adayların istifa etmeleri gerektiğini biliyoruz. Başbakan da bir kamu görevlisidir. Nitekim kendisi şu anda devletin olanaklarını haksız yere kullanarak seçim propagandası yapmaktadır. Bu haksız bir rekabet değil midir?
Ne yazık ki , Türkiye haksızlıkların hüküm sürdüğü bir ülke olmuştur. Haksızlıklarla yönetilen bu ülkenin seçim hakkı yok mu peki? Elbette var. Bu seçimlerde önemli olan kimin seçileceğinden çok, kimin seçilmemesi gerektiğidir. Bu seçimlerde önemli olan nice savaşlar doğurabilecek kindarlardan yana değil, barıştan yana olan adaya oy verilmesidir. Çünkü bu ülkenin artık barış ve huzura ihtiyacı vardır. Acaba türk halkı bunun farkında mıdır? Bazı şeyler kaybedilmeden anlaşılmalıdır.