Türkiye ve Ermenistan arasında Zürich’’te imzalan protokolün törenini televizyondan izlediyseniz, Ermenistan Dışişleri Bakanı’’nın mutsuz ve çaresiz yüz ifadesini de fark etmişsiniz demektir.’¶ Doğrusu Nalbantyan’’ın yerinde olmak istemezdim. Düşünsenize, arkanızda dünyanın güçlü devletleri, alıcı kuşlar gibi bekliyor ve siz onların zorlamasıyla ulusunuzu topraklarından atan devletin dışişleri bakanıyla, halkınıza izah etmekte zorlanacağınız bir anlaşma imzalıyorsunuz.
Ermeniler anlaşılabilir sebeplerle Türkiye ile ilişkilerini tanımlamaya 1915 tehciri ile başlıyorlar. Diaspora Ermenileri için de Ermenistan da yaşayan Ermeniler için de bu durum değişmiyor. Kendi tarihleri açısından bakıldığında, anavatan saydıkları topraklardan atılmış durumdalar. Buralara geri dönmeleri şu an için mümkün değil. Kutsal sembollerinden birisi olan Ağrı Dağı’’nı her gün görerek, bu topraklara bir daha dönemeyecekleri duygusuyla yaşayan insanlar, reel koşulları tam olarak algılamakta zorlanıyorlar. Milliyetçiliğin hastalıklı yanı.
Oysa Ermenistan’’ın ilk yapması gereken, bölgede ve dünyada var olan reel koşullar doğru anlamak, doğru yorumlamak.
Dünyanın geldiği bu günkü noktada, o toprak parçasında oturanların dünyanın geri kalanının yok sayıp, istediklerini yapmaları mümkün değil. Ermeniler, uluslararası toplumun makul koşullarda oluşturacağı çözümü kabul etmek zorundalar. Denktaş tarzı bir diplomasi soğuk savaş döneminde işe yarıyordu elbette ama bugün başka perdeden çalmanın zamanı.
Ermenistan’’la imzalanan protokolü sağlıklı olarak değerlendirmek için Azerbaycan Türkiye ve Ermenistan arasındaki sorunların temel referans noktalarını kısaca hatırlamamız gerekecek.
- Dünya üstünde yaklaşık 9 milyon Ermeni yaşıyor. Bunların yaklaşık üç milyonu Ermenistan ve Dağlık Karabağ sınırları içinde yaşıyor.
- Azerbaycan’’ın nüfusu ise yaklaşık 9 milyon. Ermenistan’’ın 3 katı nüfusa sahip.
- Bizim Ermenistan’’la iki temel sıkıntımız var. Soykırım iddiası ve Ermenistan’’ın Türkiye’’nin sınırlarına ilişkin çekinceleri.
Dağlık Karabağ sorununu dediğimiz de iki problemden bahsediyoruz.
- Azerbaycan’’ın dünya tarafından tanınmış sınırları içindeki özerk bölgede Ermenilerin de facto yönetimi ve işgali.
- Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi ile Ermenistan arasında kara sınırı oluşturmak için, Laçin koridoru dediğimiz bölgenin güvenliğini sağlamak iddiasıyla işgal edilen ve toplamı Azerbaycan yüzölçümünün %20 sini bulan bölge.
Dağlık Karabağ sorunun anlamak için kabaca bölgeyi gözümüzde canlandırırsak.
- Dağlık Karabağ’’ın yüzölçümü 4.400 km’². Yani Uşak’’tan küçük bir kara parçası
- Dağlık Karabağ’’ın nüfusu yaklaşık 140.000. Çiğli’’nin ya da Ödemiş’’in nüfusu kadar.
- Ermenistan’’ın coğrafi büyüklüğü ise yaklaşık olarak Ankara kadar.
- Azerbaycan’’ın yüzölçümü Ege Bölgesi kadardır.
Ermenistan’’la başlayan sürecin, gelecekte yaratacağı gelişmeleri öngörmeye neler olabilir diye değil, neler olamaz diye başlamak gerek. Olamayacakları sayalım.
Ermeni tarafı ne olursa olsun soykırım iddiası ve bu iddianın ayrılmaz parçası olan parasal tazminatlardan vazgeçmeyecektir. Ancak Türkiye ile diplomatik ilişkiye başlamış bir ülke olarak, iç siyasette ve kültürel alanda bu iddialarını sürdürse bile bunun uluslararası politikada eskisi gibi Türkiye’’ye zarar verecek etkisi kalmayacaktır.
Türk tarafı hiçbir şekilde soykırım iddialarını kabul etmeyecektir. 1915 olayları için Türkiye, nihai noktada ’“yaşanan acı olaylar için üzgün olduğunu’” söyleyebilir başka gideceği yer yoktur.
Türkiye’’nin gelecek vizyonu açısından, Ermenistan işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmedikçe ya da makul sürede sorunun çözüleceğine Türkiye’’yi ikna etmedikçe sınır kapısı açılmaz. Bizim Azerbaycan’’a ihanet etmemiz ya da Azerbaycan’’ı yok saymamız mümkün değildir. Türk dünyasıyla kurulacak ilişkilerin Azerbaycan olmadan sürdürülmesi coğrafi olarak ta psikolojik olarak da mümkün değildir.
Ermenistan’’ın Türkiye ile sınır kapısının kapalı olması, Ermenistan açısından ciddi moral çöküntü olmuştur. Bu sebeple Ermenistan’’ın nüfusu bağımsızlıktan bu yana %25 azalmıştır. Kapana sıkılmış bir ülkede, kendileri için refah ve huzur içinde bir gelecek görmeyen Ermeniler, başka ülkelere göç etmektedir. Ermenistan ülkesinin geleceğini kurtarmak, yurttaşlarına bir yaşam alanı ve umut yaratmak için işgal ettiği Azerbaycan topraklardan çekilmek zorundadır.
Diaspora Ermenilerinin ekonomik ve sosyal durumları, Ermenistan da mukim olanlara göre çok daha iyi durumda. Yaşananlar Ermenistan Ermenilerini, diaspora Ermenileriyle Türkiye ile ilişkiler bağlamında bir yol ayrımına getirmiş durumda. Ermeni yönetimi, ya diaspora Ermenilerinin istediği gibi Türkiye’’ye karşı sert ve uzlaşmaz bir tavır sergileyecek ya da Ermenistan’’da yaşayanlara dünya ile ilişki kuracakları, nefes aldıracak anlamlı bir çözüm bulacak.
Yaşananlar gösterdi ki Türkiye’‘ye uluslararası güçlü aktörlerin yardımıyla, diz çöktürerek bir çözüm dikte ettirmek en azından bu gün için mümkün değil. Uluslararası konjonktürün Türkiye’’ye kazandırdığı pozisyon Türkiye’’nin elini güçlendiriyor.
Bu sebeple de Ermenistan masaya Türkiye’’nin hassasiyetlerini doğru algılayarak, oturmak zorunda. Bir hayal dünyasında yaşayarak kara sınır kapısının açılmasını sağlayamaz.