Bugün genç yoldaşım Erdal Eren'i bir kez daha anmayı görev bildim ve size yıllar evvel onun için yazdığım bir yazıyı tekrar sunuyorum.
30 Ocak 1980 gecesi buz gibi soğuktu Başkent Ankara
Hoşdere caddesinde bir gurup genç faşist cuntayı protesto eden yazılar yazıyordu duvarlara.
Onları takip eden polis Süleyman çekti silahını doğrultu yurtsever gençlere,bastı tetiğe..
ODTÜ öğrencisi 21 yaşındaki Sinan Suner arka yan kalçasından aldı kurşunu körpe bedenine.
Kör kurşun delip geçmiş, yerler kan içindeydi.
Ağrılar içersinde iki saat boyunca Polis otosunda oradan oraya dolaştırıldıktan getirildiği hastanede kan kaybından can verdi Sinan.
Tanık hemşire Müjgan Taymaz ' 15 dakika önce getirilseydi hastaneye yarasını diker çocuğu kurtarırdık ' demişti ifadesinde.
Sinan'ın katledilmesi kavurmuştu yürekleri alabildiğine.
Bir gurup yurtsever devrimci genç kınamak için bu kanlı cinayeti toplandılar Hoşdere caddesinde.
Askeri inzibatlar sardı dört bir yanlarını.
Ve bir anda müdahale etti göstericiler üzerine, silah sesleri yükselirken göğe, Zekeriya Önger adlı bir er yere yığıldı.
Dağıldı bir kısmı eylemcilerin, bir kısmı yaralandı, hırpalandı bir çoğu.
Gözaltına alınan 21 gençten biri de Erdal Eren'di.
25 Eylül 1964 Şebinkarahisar doğumluydu Eren.
Ama dinleyen olmadı Erdal'ı….
Kalem kırılmış, İdam fermanı yazılmıştı bir kez!....
'Göz dağı olur' dediler…
'Devletimizin gücü görülsün ' dediler…
Faşist cuntanın acelesi vardı.
1980 yılının, 13 Aralık'ında, o uğursuz gecede, saat 02.55 de kırdılar körpe fidanı.
'Bize sarıldı, öpüşürken göz kırptı. Sonra yürüdü gitti çocuk. Resmen gitti. En sevdiği sloganı haykırınca, sehpayı ayaklarının altından çektiler' diye anlatıyor hala avukatı o unutamadığı geceyi.
Asıldığında 18 yaşındaydı Erdal Eren.
Cunta tüm hukuk kurallarını çiğnemişti onu asabilmek için.
Vicdanlar kömür karasıydı…
Dostları, yoldaşları içerde, dışarıda duydukları anda O'nu yitirdiklerini başladılar eylemlere peşi sıra.
Haber Buca zindanına da tez ulaştı.
Biz o sırada buca zindanındaydık
Haykırdık lanetleyen sloganlarımızı, yanık türküler söyledik geceler boyu.
Günlerce yattığımız açlık grevinde ant içtik hesabını sormaya cunta liderlerinden ve onların yardakçılarından…
Türkiye'nin her yanında isyan ateşleri yakılmıştı, İzmir ve Ankara gibi.
Ertdal'ın idamını duyar duymaz Ankara'da Erdal'ın yoldaşı 17 yaşında ki Ercan Koca,
Aynı gün Demetevler'de saat 17.00 de asarken bir protesto pankartını, yakalandı tim komutanı Üst Teğmen Yaşar Kunduh'a.
'Erdal Eren'in hesabını faşist cuntadan soralım- YDGF' yazılı pankartını indirtmek için kendi elleriyle dövdüler, dövdüler hemen oracıkta Erkan'ı.
Götürüldüğü Gülhane Askeri Hastanesinde can verdi hırpalanmış bedeni.
Sadece ağlamamıştı yoldaşları Erdal için.
O'nun ardından canda vermişlerdi işte…
Masum bir gösteriyle başlayan bir süreçte, bir garip Mehmetçik ve üç körpe fidan canından olmuştu hey hat.
Şimdi, yaşasaydı eğer Erdal Eren,
Hiç istemezdi adının kirli ağızlarda anılmasını.
O'nun için sahte göz yaşları dökenleri, inanın hiç mi hiç sevmezdi…
Erdal Eren onurun ve direnmenin bekçisiydi.
Bağımsızlık ve Özgürlük için atardı yüreği.
Yaşıyor olsaydı eğer, yerini alırdı mutlak Tekel işçilerinin şanlı direnişinde.
Kar demir işleriyle kol kola girerdi, paylaşırdı maden işçilerinin acılarını.
Öğrenci gençliğin mücadelesinde saf tutardı en önde.
Kısacık ömrüne koca bir yiğitlik destanı sığdırmıştı, kıskanılasıya Eren.
Korkusuzca yürümüştü ölüme hiç tereddütsüz…
Onun için yaşıyor ve yaşatılıyor onca yıldan sonra bile.
Düşmana inat, YAŞIYOR ve YAŞATILIYOR ERDAL EREN..
Ve sesleniyor daha dün gibi oradan sevdiklerine, o yazdığı son mektup gibi….
'Sevgili annem, babam ve kardeşlerim;
Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemizde olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık.(Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) Bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var.
Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam,halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler. Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda Ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur. Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum. Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz. Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim. Devrimci selamlar Oğlunuz Erdal '
NOT: Parti içi demokraside bir ilk Gaziemir ilçemizde yaşanacak. 17 Aralık Salı günü saat 19.30 da Gaziemir Tepe Tesislerinde CHP Belediye Başkan Adayları moderatörlüğünü benim görevlendirildiğim bir formda hep birlikte halkın karşısına çıkıp kendilerini ifade etme olanağı bulacaklar. Tüm okuyucularım davetlidir.