EGEDESONSÖZ - Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), 20. Dönem 1. Bileşenler Toplantısı'na ikinci gün oturumlarıyla devam ediyor. Pazar günkü ilk oturumunda ekoloji hareketinin önümüzdeki döneme dair en stratejik hamlelerinden biri "Halkların İklim Zirvesi (HİZ)" ele alındı.
Toplantının 4. Oturumu kapsamında düzenlenen "Halkların İklim Zirvesi" başlıklı bölümde, EGEÇEP’in bu küresel ve ulusal ölçekteki zirveye yönelik kurumsal planlamaları, organizasyonel hazırlıkları ve somut yol haritası masaya yatırıldı.
Oturumda söz alan bileşen temsilcileri, iklim krizinin Ege kıyılarından tarım alanlarına kadar yarattığı tahribata dikkat çekerek, bu gidişata karşı kitlesel ve birleşik bir direnç hattı örülmesi gerektiğinin altını çizdiler. EGEÇEP'in zirveye sunacağı stratejik katkıların belirlendiği oturumda; yerel toplulukların sürece entegrasyonu, ekolojik yıkımdan doğrudan etkilenen köylülerin ve kıyı halkının sesinin zirveye taşınması noktasında görüş birliğine varıldı.
Toplantıda dile getirilen başlıca öneriler arasında; toplumdan imza toplanarak geniş katılımlı bir destek zemini oluşturulması önerildi. Ege bölgesinin öne çıkan çevre sorunları ile ilgili raporlar hazırlanması da gündeme alındı. Yerel çevre mücadeleleri ile ilgili birer dakikalık videoların COP 31 ve HİZ’e taşınması da kararlaştırıldı.
Yenilenebilir enerji politikalarına ilişkin kapsamlı bir rapor hazırlanması, sıfır atık politikaları ile nükleer atık sorununa dair ayrı bir çalışma yürütülmesi ve dayanıklı kentler yaklaşımını içeren yeni bir planlama modelinin geliştirilmesi yer aldı.
Ayrıca, Sağlıklı Kentler Birliği İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve Kıyı Ege Belediyeler Birliği Başkanı Ahmet Aras ile COP31 hazırlıkları kapsamında görüşmeler yapılması önerisi de gündeme geldi
AKIN’DAN TÜRKİYE’NİN COP31 HAZIRLIKLARINA ELEŞTİRİ
Toplantıda açıklamalarda bulunan DEM İzmir Milletvekili İbrahim Akın, Türkiye'nin COP31 hazırlıkları kapsamında izlediği enerji ve yatırım politikalarına ilişkin sert eleştirilerde bulundu. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yoğun bir maden, enerji ve altyapı baskısıyla karşı karşıya kalacağını savunan Akın, "Gerçekten çok vahşi bir saldırı altında olacağımızı düşünüyorum" dedi.
Türkiye'nin elektrik üretiminde fosil yakıtların payının halen yüzde 56,9 seviyesinde olduğunu belirten Akın, hükümetin fosil yakıtlardan çıkış konusunda net bir irade ortaya koymadığını söyledi.
Akın, bakanlık yetkililerinin açıklamalarını aktararak şunları söyledi:
"Biz fosil yakıtları bitirmeyeceğiz. Bu üretim devam edecek. Bunun karşılığında yutak alan üreteceğiz, oksijen üreteceğiz ve bunu dengeleyeceğiz. Sıfır emisyon denince sanki bütün fosil yakıtları bitirecekmişiz gibi anlaşılmasın, böyle bir ihtimal yok."
Bu yaklaşımın iklim kriziyle mücadele açısından ciddi soru işaretleri yarattığını belirten Akın, bir yandan fosil yakıt kullanımının devam ettirilirken diğer yandan yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılmasının yeni çevresel sorunları da beraberinde getirebileceğini savundu.
"TÜRKİYE ULUSLARARASI SERMAYE TARAFINDAN DESTEKLENMEK İSTENİYOR"
COP31 hazırlıkları kapsamında yapılan toplantılardan edindiği izlenimleri paylaşan Akın, Türkiye'nin uluslararası yatırımcılar açısından yeni bir cazibe merkezi haline getirilmeye çalışıldığını öne sürdü.
"Bir kere Türkiye uluslararası sermaye tarafından özellikle COP31 hazırlığı bakımından inanılmaz desteklenmek istiyor" diyen Akın, bunun nedeninin ekonomik göstergeler olmadığını ifade ederek şöyle konuştu:
"Buradaki temel problem Türkiye'nin ekonomik koşullarının iyi olması değil. Türkiye'de son dönemde çıkarılan yasalar, uluslararası sermayenin ihtiyaçlarını karşılamak konusunda çok elverişli hale getirildi."
Akın, bazı yatırımcılara uzun süreli alım garantileri, vergi muafiyetleri ve arazi tahsisleri sağlandığını belirterek, "Uluslararası sermayeye korkunç teşvik ve destek vereceklerini söylüyorlar. Dolayısıyla herkes iştahlı" ifadelerini kullandı.
“Sözde yenilenebilir enerji yatırımlarının Türkiye’de yanlış planlanması halinde yeni çevre sorunları yaratıyor” diyen Akın özellikle tarım alanlarının ve meraların enerji projeleri için kullanılmasına tepki gösterdi.
"TÜRKİYE COĞRAFYASININ YÜZDE 70-75'İNİ İŞGAL EDECEKLER"
Maden ve enerji ruhsatlarına ilişkin verilerin endişe verici olduğunu savunan Akın, verilen ruhsatların tamamının hayata geçirilmesi durumunda çok ciddi sonuçlar doğacağını söyledi.
Akın, "Altınla ilgili 632 şirkete ruhsat verilmiş durumda. Bunun yalnızca 20 tanesi aktif. Kalanların da hayata geçirilmesi halinde Türkiye coğrafyasının neredeyse yüzde 70-75'ini işgal edecekler" dedi.
"ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEM TÜRKİYE AÇISINDAN ÇOK KÖTÜ VE KARANLIK OLABİLİR"
Sürecin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal sonuçları olacağını dile getiren Akın, şöyle konuştu:
"Bu mesele basit olarak bir çevre, ekoloji meselesi değil. Gerçekten topyekûn siyasal, toplumsal ve yaşamsal geleceğimizle doğrudan bağlantılı. Eğer bunu engelleyemezsek önümüzdeki dönemin Türkiye açısından çok kötü ve karanlık bir dönem olacağını düşünüyorum."
"HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ ÖNEMLİ BİR KARŞI BİLİNÇ OLUŞTURABİLİR"
Halkların İklim Zirvesi'nin, resmi COP31 sürecine karşı toplumsal bir farkındalık ve dayanışma zemini yaratabileceğini söyleyen Akın, Türkiye'nin dört bir yanından ve dünyanın farklı ülkelerinden çevre hareketlerinin Antalya'da bir araya gelmesinin önemli olduğunu belirtti.
Akın, "Belki de halkı bilgilendirecek, ortaklaştıracak ve enternasyonalist dayanışmayı güçlendirecek bir çalışmayı örgütleme ihtiyacımız var" diyerek konuşmasını tamamladı.





