Doların yükselişi kısa zaman dilimine sıkıştığı için bir çok kişiyi tedirgin ediyor. Aslında doların önüne küçük engeller konulduğu için kendi mecrasını tam bulamıyor. TL'nin $ karşında değerini koruması ancak ve ancak cari açığın fazlalığa dönmesi ve sanayinin verimliliğinin batılı ülkelerdeki seviyeye çıkması ile mümkündür. Eh bu iki şartı da sağlayamadığımıza göre, doların yükselişinin önlenmesi ancak mucizelerle mümkün.

Bazı yeni ekonomi ekolleri, parite-cari açık faiz üçlüsü arasında bir bağ olmadığı tezini seslendiriyor ve ABD ekonomisini örnek gösteriyorlar. Evet ABD ekonomisi negatif faizi büyük cari açık ve küçük ekonomik büyüme ile götürebiliyor. Bunu götürebilmesinin tek sebebi doların referans para olmasındandır. ABD dolar basıyor ve dolaşıma çıkarıyor. Buna rağmen enflasyon artmıyor. Bizdeki durumla bir paralellik kurmak yanlış. Biz faizleri negatifte tutarsak, zaten çok düşük olan tasarruf oranını (%12 civarı) yatırım oranına çekemeyeceğimiz için cari açık kaçınılmaz olacaktır. Cari açık var iken içeride faizler pozitif olmadan yabancı fon akımı olmayacak, fon eksikliği de kura baskı yaparak, onu yukarı yöne itecektir.
Bu güne kadar, batılı ülkelerde faiz yüzde birlerin altında iken, Türkiye'de ki faizi cazip görüp , fonlarının bir kısmını bize yönlendirdiklerinden cari açığı kapatabiliyorduk. Bazı hallerde fon akımı ihtiyaçtan fazla olduğunda TL dolar karşısında değer kazanıyordu. Bu değer kazanımı doların serbest piyasadaki arz talepten değil, içerideki göreceli yüksek faizde oluyordu. Yani dolar arzı sun'i idi
2003 yılında dolar 1,7 TL iken Bu gün 2,6 TL. Eğer 12 yıl içindeki enflasyon (%200 ) kadar TL de değer aşınması olsaydı doların değeri 5,1 TL olurdu. Bir başka deyişle dolar TL karşısında haksız yere değer kaybetmiştir.
Bu günkü tedirginliğimiz, kısa dönemde TL'nin değer kaybetmesindendir. Bu değer kaybı iki üç seneye yayılabilse idi işletmelerin açık pozisyonları daha kolay yönetilebilirdi