Türkiye Cumhuriyeti Devleti, binlerce yıllık yönetim deneyiminden, geçmişte yaşadığımız iyi, kötü olaylardan, toplumsal hareketlerden, dıştan gelen kışkırtma ve karıştırma tahriklerinden, savaşlardan, istilalardan, tabii afetlerden, varlıktan, yokluktan oluşan, tarihin derinliklerinden gelen, ’“MUHTEŞEM’” bir tecrübeye sahiptir.’¶
Ülkeyi yöneten siyaset ve devlet adamlarının bu eşsiz deneyimden yararlanmaları, aklın ve ülke yararının gereğidir. Bu deneyim çok kıymetlidir. Bunu bir örnekle anlatmak gerekir. ABD Irak’’ı işgalinde ilk olarak binlerce yıllık kitapları, tarihi dokümanları ve devlet evraklarına el koydu. Ülkenin altın rezervlerine, yeraltı- yerüstü zenginliklerine el koymak ikinci planda kaldı.
Bu tecrübe’’nin önemini bilen büyüklerimiz şu kuralı bize öğütlemişlerdir; ’“Devlette devamlılık esastır.’”
Devletin hafızası da ’“Dışişleri Bürokrasi’”sidir. Dışişleri Bürokrasisi, ülkemizin en iyi yetişmiş, her biri pırlanta değerinde olan kıymetli evlatlarıdır.
Bu uzunca girişi, dış politikamızda son zamanlarda yapılmakta olan ve ölçüsünü- hedefini sadece Başbakan ve Dışişleri Bakanı’’nın bildiği sapmalar üzerine yaptım.
Yabancı basını dikkatle izleyenler, ülkemizin dış politikada ciddi değişikliklere doğru rota değişikliği yaptığının yazıldığını bilmektedirler.
Bu değişikliklerden endişe duyulmasının en büyük sebebi, Bakan Davutoğlu’’nun yazdığı ’“Stratejik Derinlik’” adlı kitabındaki görüşleridir.
Bakan Davutoğlu’’nun kitabındaki görüşleri Türkiye Cumhuriyeti’’nin geleneksel dış politikası ile çelişmektedir. Sayın Başbakan’’ın, dış politika konusundaki uzmanlığı hakkında benim hiç bilgim yok. Bilen varsa, anlatırsa öğrenmiş oluruz.
Dış basının dünkü yorumlarına baktığımızda, Türkiye’’nin geleneksel dış politikasından vazgeçtiğini, yüzünü doğuya döndüğü yorumlarını görürüz.
New York Times (ABD): Türkiye ile Batı arasındaki gerilim artıyor, başlıklı makalede, Türkiye’’nin AB’’ye katılma olasılığı giderek zayıflarken, ülke yüzünü doğuya dönüyor.
Financial Times(İngiltere): Gazete İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’’ın, Türkiye’’nin İsrail’’e karşı tutumunu övmesinin ’“Batılı ortaklarını, Ortadoğu’’da ve bölgesel diplomaside yeni bir rol üslenmek için eski ittifakları terk etmediğine inandırmaya çalışan Türkiye için potansiyel bir utanç kaynağı’” olduğunu yazdı.
Voice of Amerika (ABD): İsrail’’le yaşanan son gerginliklerin, 1996 da kurulan stratejik ittifakı tehlikeye attığı belirtildi.
Le Monde (Fransa): Erdoğan, Tahran’’da İran ile Türkiye arasındaki dostluğunu kutluyor. Ama bu dostluk gösterisi, Türkiye’’nin bazı geleneksel müttefiklerini sinirlendiriyor.
Konunun en önemli tarafı dış politikadaki yalpalamalardan, değişikliklerden TBMM’’nin, Siyasi Partilerin, Devletin ilgili kurumlarının ve en önemlisi Dışişleri Bürokrasisinin haberleri dahi olmamasıdır.
Bir Siyasi Partinin seçim kazanması, tek başına iktidara gelmesi ülkenin temel politikalarında değişiklik yapma hakkını ona vermez. Bu tip değişiklikler için genel bir uzlaşı ve milletten yetki almak gerekir. Aksi takdirde, ülkemizin geleneksel dostlarını kırar ve milletimizin gönlünü incitirsiniz. Tıpkı açılım adı altında, Türk Milletinin duyguları ile oynandığı gibi.
Sayın Başbakan’’ın üslubuna dikkat etmesi gerek. Dışişleri bürokratlarına ve Büyükelçilerimize ’“Monşerler’” yakıştırması yapması, dış politikada kimseye danışmadan çok önemli kararlar alması, parlamenter demokrasiyle ve devlet adamı niteliği ile asla bağdaşmaz.
Başta söylediğim gibi, dünü, tarihimizi ve geçmişten gelen deneyimlerimizi, en önemlisi de her biri ’“tarihin hafızası’” olan bürokratlarımızı unutmamak, ders almak şarttır.
Büyük sıçramak isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır.
Bugün yarına, dünle beslenerek yol alır’…