asla akıllılığın çıplak tepelerinde durma,
ahmaklığın yeşil vadilerine in * ’¶
wittgenstein’’ın dediğini yaptım, ahmaklığımın yeşil vadilerine inmek için, yola çıktım.
küçük bir çanta hazırlamıştım. üç t-shirt, iki pantolon, iki şort. çantam ne kadar küçük olursa, yanımda götürebileceklerim de o kadar az olur, diye düşünmüştüm.1310 kilometre** yol yaptırmıştım, zihnimdeki düşüncelere. tebdili düşüncede ferahlık var mıymış?..yokmuş!!!
küçük bavul hiç işe yaramadı. düşüncelerle gittim, etrafı biraz ot bürümüşşekilde aynı düşüncelerle geri geldim.
1310 kilometre birlikte seyahat etmişiz, onlar da ben de, yan yana olduğumuzdan bîhaber!
aşağılara indim. türkiye’’nin aşağılarına...
gördüm ki, vardığım yerin aşağılarında ne yeşil kalmış ne de vadi!.. ben de, aşağılardan yeşili kazıyan ahmaklardan dolayı, yukarılara çıkmaya karar verdim. buralarda adettendir, havalar ısınınca yukarılara çıkılır. yaylalar yaylanır. havalar çok ısınmamış ve yayla yolları da, henüz göçten çok kalabalıklaşmamıştı. vaktim çok uygun olmadığı için, yüksek yüksek tepelere çıkamadım. ben de, şehre yakın bir depeeye*** çıktım. yeşil geri çekile çekile, dağların tepelerine taşınmıştı. kesilen narenciye ve muz ağaçları yerine dikilen, fakat ne yazık ki; dal, çiçek ve meyve veremeyen binalar!bu dikilen beton şeyler; ne sulanabiliyor ne de tatlı bir huzur verebiliyordu insana.
depeedeydim.
yanımda sadece bir kişi vardı. ne zaman çoğaldılar da, üç-beş kişi oldular yanıbaşımda, farkında değilim! hiç konuşmadık. fon, belki karanlık nedeniyle, biraz ürkütücüydü...
o kadar sessiz bir yer ki, insan kendi iç sesini bile duyabiliyor!.. bir yandan köşeye sıkışmış bir şekilde kendimi dinliyor, bir yandan da ahmaklıklarımı izliyordum. film izler gibi. çok tanıdık olmayan bir ses, beni, kendimi dinlemekten alıkoyuyor. dikkatim dağılıyor. yeşillikler, türlü ağaçlar ve bir iki tane evin, sakin ev sahibinin diktiği meyve ağaçlarıyla çevrili bu tepede, sakinliği bozan sese yöneliyorum.
tok bir ses, bir şeyler söyledi. o sustu, başka bir grup ses, sanki ona cevap verdi. onlar da topluca sustu, diğer tok ses konuştu. bir senkron tutturmuşlardı. tebessüm ederek, sıkılmadan onları dinlemeye devam ettim. kendimi dinlemekten iyi gelmişti! tenorumuz, bir baykuş!.. ona eşlik eden koro ise; kurbağalardı!.. orkestraya eşlik eden sesler, giderek artmaktaydı. burası, gördüğüm en doğal ve en büyük konser salonuydu. kimse yıldız olma, şan-şöhret peşinde değildi. bu yüzden, bu salonun sahnesi yoktu!. yıldızlar ve ay ışığı görevlerini doğal bir şekilde, çok iyi yerine getiriyordu. ne sanatçılar ne de dinleyiciler birbirini göremiyordu. bu uyumu sağlayan/yöneten şef kimdi ve neredeydi?karanlık, hep örter saklar derler ya, burada örtünen saklanan şey(ler)e saygı duyuyorum.
karanlıktan çıkan, bana müzik gibi gelen bu sese, kulak veriyorum.
şehirdeki konser salonlarından alıştığımız, sahipsiz telefon ve öksürük sesleri ya da ufak çıt sesi, burada yok! anlaşma yapmışçasına, onlara yabancı en ufak bir ses karşısında, hemen susuyorlardı!..
(hani eskilerde, çatal bıçak sesi duyan assolistler, okumayı keserlermiş ya, bu da öyle bir işine saygı mı acaba?) ta ki, ikna olana kadar ses vermiyorlardı doğaya!
yeşil bir tepede, ahmaklıkla akıllılık arasında çırılçıplak sıkışıp kalmış bana, hediye gibi gelen bu konseri ve düşünme payını sevgi ile kabul ediyorum. kendilerini bana göstermeyen, bu mütevazi gruba, ’‘depee senfoni orkestrası’’ adını vermek istiyorum. belli zamanlarda orada olmayı, gelenek haline getirmeyi düşünüyorum. (ev dikmek isteyenler dışındakilere, depeenin açık adresi verilir)
yaşamlarını, kariyerlerini, sevdiklerini geride bırakıp, yaşamlarının geri kalanını küçük sahil kasabalarında geçirme ve bitirme kararında olan insanlara hep şaşırmışımdır. bazı şeyleri anlamak için, zamanının gelmesi mi gerekiyormuş!.. bugüne kadar, sessiz bir kıyı kasabasına, yetmiş yaşına (pek çok şeyin yettiği ve gettiği bir yaş bence [yetmemiş ve getmemiş olanlardan özür dilerim. bunu da, o yaşa gelirsem belki anlarım!]) gelmeden yerleşilemez düşüncesinde olan (doğayı çok seven ama fazlasıyla kentli olan) ben, aman allahım,yoksa post-modern sinik**** mi oluyorum?belli zamanlarda orada olmak gibi cümlelerde, neyin nesi!!!
---------------------
* ludwig wittgenstein
** izmir- alanya, alanya-izmir arası toplam kilometre.
*** alanya-çataloluk tepesi (alanya şivesi ile; depeesi)
**** yunan felsefesinde; insanın erdem ve mutluluğa, hiçbir değere bağlı olmadan, bütün gereksinmelerden sıyrılarak bağımsız olarak erişebileceğini savunan antisthenes’’in öğretisi, sinizm.