Atilla Abi (Sertel) kızacak şimdi bana ama olsun. 'Bu konuyla ilgili yazma' demişti ama artık dayanamadım. Dün gece Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak’’ın verdiği yemekte yaptığı konuşmadan sonra yazmak şart oldu. Anladım ki onun da canı fena sıkılmış ve hatta üzülmüş.
İnsan bir şey yazarken ya da söylerken elini vicdanına koyacak. Bugüne kadar Mustafa Balbay ile ilgili bir tek satır yazmayanlar, İzmir Gazeteciler Cemiyeti’’nin hiçbir etkinliğine katılmayanlar, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle nasıl da böyle bir eleştiri yapabiliyor, anlamak mümkün değil. Bırakın İzmir’’i Türkiye’’de bile Mustafa Balbay konusunda akşam eve gidip başını yastığa koyduğunda vicdanı en rahat şekilde uyuyacak insan Atilla Sertel’’dir.
Herkesin demir parmaklıklar arkasında unuttuğu Mustafa Balbay’’ı yeniden Türkiye’’nin gündemine oturtan Atilla Sertel’’dir. Katıldığı her toplantıda, yaptığı her konuşmada Balbay’’ı hatırlayan Atilla Sertel’’dir. Defelarca Silivri’’ye giden, darmadağınık gazeteci örgütlerini biraraya getiren, Balbay’’ı cezaeevinde ziyaret eden yine Atilla Sertel’’dir. Bu konuda hepimizden çok onun konuşmaya hakkı vardır. İlk günden beri de söylediği basittir. Mustafa Balbay’’ın suçluluğu ya da suçsuzluğu konusunda peşin bir hüküm vermemiştir. Tutukluluğun cezaya dönüşmesine karşı çıkmıştır. Gazetecilikten başka bir şey yapmadığına inandığı Mustafa Balbay’’ın tutuksuz yargılanmasını istemiştir. Bunlara da kimsenin itirazı yoktur herhalde.
Bütün bu gerçekler ortadayken siz basit bir yemeği Balbay üzerinden tartışma konusu yaparsanız ayıp olur. Hem de çok ayıp olur. Benim kuşak ve bizden sonraki meslektaşlarım gazetecilik mesleğinin iyi günlerini (maddi-manevi) maalesef hiç göremedik. Bunda da en büyük etken gazetecilerin kendi hakkını arayacak bir mekanizmanın olmamasıdır. Yani sendikalarını bir günde teslim eden gazeteci büyüklerimizin bunda vebali büyüktür. Kaybedilen haklardan bahseden meslek büyüklerimizin bu gerçeği de gözardı etmemesi gerekiyor sanırım.
Ayrıca 10 Ocak’’ta Buca ve Karşıyaka Belediyelerinin verdiği yemekten öte Bornova Belediyesi de güzel bir panel düzenledi. Gazetecilerin sorunları konuşuldu. Salonda yaklaşık 80 kişi vardı ve maalesef yüzde 80’’i gazeteci değildi. İzmir Gazeteciler Cemiyeti’’ni eleştirenlerin çoğu bu panelde yoktu. Hakkını yememek lazım bir tek Hasan abi (Tahsin) panelde vardı. Haktan hukuktan bahsedenler her zamanki gibi ortalarda görünmedi.
Ne yani balo yerine yemek yazılınca ya da İGC’’nin adı çıkartılınca sorun çözülmüş mü oldu. Bu kadar basit miydi yapılanl eleştirinin temeli. Bu kadarmı acımasız oldu meslektaşlarımız. Ya da ruhunu ya da kalemini mi sattı yemeğe katılan insanlar. Bu kadar mı kendimize güvenimiz yok.
İyi ki Karşıyaka’’daki yemeğe gitmişim. Keşke Buca’’daki yemeğe de gidebilseydim. Dün akşam en çok duyduğum söz neydi biliyor musunuz; Oooooooo’…..
Yani uzun süredir birbirini görmeyen insanlar birbirine hasretle sarılırken ’“Oooooo sen de mi buradaydın’” diye haykırdı. Dün aşmak ki yemek olmasaydı İzmir’’den İstanbul’’a gidip bütün dengeleri alt üst eden iki büyük ustayı Cafer Yarkent ve Tufan Aksoy’’u yan yana göremeyecektim belki. Onların müthiş anılarını keyifle dinleyemeyecektim. Ya da masa masa dolaşan ve Tercüman Gazetesi’’ne başladığımda haber maceraları kulaktan kulağa anlatılan Seçkin abinin (Öner) neşeli sohbetinden faydalanamayacaktım. Bana haberin ne demek olduğunu ve nasıl yapılacağını öğreten insanlardan biri olan Erdal Göndem’’in elini öpemeyecektim. Bana hayattaki en güzel alışkanlıkları öğreten Nezih abiyle (Bilger) çökertme oynayamayacaktım. Bunların neresi yanlış anlamakta zorluk çekiyorum.
Dedim ya insan bir eleştiri yaparken elini vicdanına koyacak.
Tabi varsa’….