Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamid İmparatorluğun en zor yıllarında ' Siyasi Hatıratım' adıyla gözlemlerini, yazdı. Anılarını, deneyimlerini, cihan devletinin bunalım dolu yıllarını anlatmış.
1974 yılında Fransızcadan Türkçeye çevrilen bu kitap 'Sultan Abdülhamit Siyasi Hatıratım' adıyla yayınlandı.
Ecdadımıza 'hain' diyen, Osmanlı tarihini yok sayan, unutturan zihniyet bu çok önemli eseri de yok saymış.
Yıllar sonra tekrar o kitapla buluştum;
Rahmetli Sultan Abdülhamid Han bugünkü Ortadoğu'yu o günden görmüş ve bakın neler yazmış.
'Kürt alaylarını teşkil ettiğim için Avrupa gazeteleri acı tenkitlerde bulunuyorlar ve bu teşkilat meydana geldiğinden beri Kürtlerin, Şark vilayetlerindeki Ermenilere vahşice davrandıklarını iddia ediyorlar.
Batılı devletler; bizim tarafımızdan teşkilatlandırılan bu Kürtlerin istiklallerini (bağımsızlıklarını) ilan etmek için bize karşı isyan edeceklerinden endişe ettiklerini söylüyorlar.
Anlaşılan Gazeteler mevzu arıyorlar. Bu sebeple de yalan yanlış duydukları herşeyi yazıyorlar. Muhabirler, Kürdistan'daki vaziyeti Beyoğlunda oturdukları rahat köşelerini terketmeksizin ancak Ermenilerin görüş zaviyesine göre mütalaa ediyorlar.
Rusya ile Harp vukuunda, disiplinli bir şekilde yetiştirilen bu Kürt alayları, bize çok önemli hizmetlerde bulunabilirler. Hamidiye alayları kıymetli ordu haline gelecektir.
Kürt ağalarının bazılarının çocuklarını, İstanbul'a getirip memuriyete yerleştirdiğim için tenkit edildiğimi biliyorum. Senelerdir Hristiyanlar, Ermeniler nazır mevkilerini işgal etmişlerdir. Bundan sonrada kendi dinimizden olan Kürtleri kendimize yaklaştırmakta ne gibi zarar olabilir?
Ben kabul ettiğim Kürt politikasında doğru yolda olduğum kanaatindeyim. (sayfa 59)
Şark eyaletlerimizdeki Ermenilerin şikayetlerinden pek çok defa haklı olduklarını inkara imkan yok ise de, mübalega ettiklerini söylemek de yerinde olur. Ermeniler hiçde hissetmedikleri bir acı için ağlar gibiler.
Büyük devletlerin arkasına gizlenip en ufak bir sebeple yaygara koparan kadın gibi nazlı ve korkak bir millettirler.
Kürtler ise tam aksine kuvvetli ve kavgacıdırlar. Çobanlıkla geçinen bu vahşi sert adamlar, tarihi bilinmeyecek kadar eski zamanlardan beri bu eyaletlerde yaşamış olduklarından Ermenilere yabancı gözüyle bakarlar. Buralarda Kürtler daima efendi, Ermeniler uşak addedilmişlerdir.
Bu sebeple bizim bu eyaletlerdeki vazifemiz çok naziktir. Büyük devletlerin bize teklif ettikleri ıslahat hareketlerini tatbik etmekteki güçlüğü, temsilcilerinin bilmeleri icap eder. Fakat onlar vaziyeti Avrupalı gözüyle mütalaa etmektedirler.
Acaba hududun öbür tarafında yani Rus kısmında vaziyet daha mı iyidir? Bizde olduğu gibi oradaki Ermeniler arasında da kaynaşma mevcutmudur? (Sayfa 68)
Sultan Abdülhamid Han'nın kurduğu Hamidiye alayları ve aşiret mekteplerinin amacı anılarında belirttiği gibi Ortadoğu'da Müslüman Kürt nüfusundan yararlanmak ve Kürtleri Osmanlının en önemli parçası haline getirmekti.
'Günümüzde bile hala tartışma konusu olan Hamidiye Alayları, Doğu Anadolu'da merkezi otoritenin sağlanması, devletin etkin olacağı yeni bir sosyopolitik dengenin kurulması, aşiretlerin askeri gücünden faydalanması, bölgede Ermenilerin sürdürdüğü faaliyetlerin engellenmesi ve muhtemel bir Rus saldırısına karşı bölge savunmasının güçlendirilmesi için teşkil edilmiştir. (TDV, İslam Ansiklopedisi, c.15, s.462)
Kaynaklar Hamidiye Alaylarının kurulmasının beş yıl sürdüğüne ilişkindir. Erzincan, Dersim, Erzurum, Diyarbakır, Van, Malazgirt, Urfa başta olmak üzere doğu vilayetlerinin çoğunda Hamidiye Süvari Alayları oluşturuldu.
Özetle; Sultan II. Abdülhamid, devletin Müslüman halklarını bir arada tutmaya büyük önem verdi. Stratejilerini buna göre idare etti. Suriye, İran, Irak, Rusya politikalarında Kürtleri sahiplendi ve onların Osmanlıyı içselleştirmesini sağladı.
Peki yanıldı mı ?
Asla.
Dünya Savaşı patlak verdiğinde Kürtlerden oluşan Hamidiye Alayları önemli başarılar sağladı.
Genel Kurmay Kaynaklarına göre; Osmanlı Devleti saflarında savaşa katılan aşiret birliklerinin toplamı 30 alaydan oluşan 4 tümen ve 1 yedek tugayıdır.
Balkan savaşlarına katılan Hamdiye Alaylarına verilen ödüller Genel Kurmay başkanlığının arşivlerinde duruyor.
Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamid'in anılarında hep şunu görürsünüz. Padişahımız Ortadoğu Kürtlerini sahiplenmek, Osmanlının bir parçası ve saygın ailesi haline getirmek istedikçe batı buna engel oluyor ve bölme stratejileri gerçekleştiriyor…
Bugün gelinen nokta 150 yıl öncesiyle aynı.
Türkiye 35 yıldır devam eden bu kardeş kavgasını sonlandırmak için çözümler ürettikçe, süreci bloke etme adına her yol her yöntem deneniyor.
'PKK silahı bırakırsa batı yerine ne koyacak, bizi böyle rahat mı bırakacak?' diye yazmıştım.
PKK daha silahı bırakmadan, dost görünen düşmanlarımızın B Planı devreye girdi.
Bugün İstanbul, Ankara, İzmir sokaklarında polisle çatışan gençlerimizi düşündükçe 1979'lu yıllara dönüyorum. Aynı yıllarda biz duvarlara 'Kahrolsun faşizm, kahrolsun emperyalizm' yazardık. Aynı mahalleden arkadaşlarımız da 'kahrolsun kominizim' derdi.
12 Eylül 1980 darbesi olduğunda kentlerin sokaklarında ne faşist nede komünist kaldı. Hepsi aynı cezaevlerinde aynı işkence tezgahlarından geçirildi. Aynı idam sehpalarında sallandırıldı.
Bankaların Yönetim Kurulu askerlerden, Belediye Başkanları paşalardan oluşturuldu. Askeri elitlerin oluşturduğu yeni sosyal sınıf, yoksul halkın sırtından, gençlerin kanından altın gibi 20 yıl geçirdi.
'Emperyalist Amerika' bize Arap petrolünü 10 misli daha pahalıya sattı, İdeolojisin ihraç etmeye çalıştığımız 'Komünist Rusya' ise kendi can derdine düştü. 40 parçaya bölündü.
Ben bunların tümünün canlı tanığıyım.
O yüzden Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamid gibi düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.
Göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz.
Herkesin kendi kimliğinden, dilinden, kültüründen, mezhebinden, dininden, ırkından gurur duyabileceği, kendini ifade edebileceği eşitliğe ve kardeşliğe dayalı bir Türkiye için kenetlenmeliyiz.
Bu muhteşem ülke hepimize yeter.
'Beni evhamlı sanıyorlardı HAYIR! Ben sadece gafil değildim, o kadar' Sultan Abdülhamid