EGEDESONSÖZ - Bugün, Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2026 yılı “Çocuk İşçiliği Küresel Tahminler Raporu”na göre, dünyada 54 milyonu tehlikeli işlerde olmak üzere toplam 138 milyon çocuk işçi bulunuyor.
Egedesonsöz’e açıklamalarda bulunan çocuk hakları alanında faaliyet yürüten ECPAT Türkiye Çocuklara Yönelik Ticari Cinsel Sömürüye Son Derneği İzmir Şubesi, çocuk işçiliğinin giderek daha görünür hale geldiği ve özellikle kayıt dışı alanlarda ciddi riskler barındırdığı ifade edildi.
Dernek Şube Başkanı Av. Bedriye Kurtuluş Türk, yaptığı açıklamada çocuk işçiliğinin hukuken kabul edilemez olduğunu belirterek, çocuğun üstün yararı ilkesinin temel alınması gerektiğini söyledi.
Kurtuluş Türk, “ECPAT Türkiye Çocuklara Yönelik Ticari Cinsel Sömürüye Son Derneği İzmir Şubesi olarak; çocuk işçiliğinin hukuken kabul edilemez olduğunu, çocuğun üstün yararı, sağlıklı yaşama ve gelişme hakkı, eğitim hakkı ve sosyal koruma yükümlülüğü temelinde önlenmesi gerektiğini belirtmek isteriz” dedi.
‘ÇOK KATMANLI ÇÖZÜM ARAYIŞI’
Çocuk işçiliğinin önlenmesi ile mücadelenin yalnızca tek bir alana indirgenemeyeceğini vurgulayan Türk, farklı disiplinlerin birlikte çalışması gerektiğini belirterek, “Çocuk İşçiliğinin önlenmesinin ancak farklı disiplinlerle birlikte üretilecek çalışma, tespit ve politikalarla mümkün olduğuna olan inancımızla; 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele günü kapsamında ‘Çocuğun Emek Sömürüsünün Önlenmesine Multidisipliner Bakış’ başlığı ile 09.06.2026 tarihinde bir etkinlik düzenledik. Alanında uzman birbirinden değerli konuşmacılarımızla çocuk işçiliğinin hukuki, psikolojik, sosyal hizmet ve meslek hastalıkları yönünden değerlendirme fırsatı bulduk” ifadelerini kullandı.

‘EN AĞIR İSTİSMAR BİÇİMİ’
Türk, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 19. maddesine dikkat çekerek, “Çocuğun her türlü ihmal, istismar ve kötü muameleye karşı gerekirse ana-babası, yasal temsilcisi ya da bakımını üstlenen kişilerden korunmasını düzenler. Çocuk işçiliği de çocuğa yönelen en ağır istismar biçimlerindendir” dedi.
Dünya nüfusu ve yoksulluk verilerine de değinen Türk, “Bugün dünya nüfusunun 7,6 milyara ulaştığı biliniyor. Dünyamızın kaynakları tükenir, kirlenirken nüfus özellikle yoksul ve gelişmekte olan ülkelerde hızla artıyor. BM verilerine göre dünyada 862 milyon insan en temel gereksinimlerini dahi karşılamakta güçlük çekiyor ve mutlak yoksulluk çizgisinde yaşıyor. Bu insanların 385 milyonu ise çocuk ve bu çocukların önemli bir bölümü 6 yaşından başlayarak ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre dünya genelinde hala 152 milyon çocuk işçi var ve her 10 çocuk işçiden 7'si çocuk
işçiliğinin en kötü biçimlerinin görüldüğü tarım sektöründe çalıştırılıyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin uluslararası sözleşmelere taraf olduğunu hatırlatan Türk, çocuk işçiliğinin 15 yaşından önce tamamen yasaklandığını, 15-17 yaş arasında ise ağır ve tehlikeli işlerde çalışmanın kabul edilmediğini belirtti. 182 sayılı ILO Sözleşmesi ve 190 sayılı Tavsiye Kararı kapsamında Türkiye’de çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin sokakta çalışma, küçük ve orta ölçekli işletmelerde ağır işlerde çalışma ve mevsimlik tarım işlerinde çalışma olarak tanımlandığını ifade etti.
TEMEL NEDENİ YOKSULLUK VE İŞSİZLİK
Çocuk işçiliğinin temel nedenlerini de sıralayan Türk, yoksulluk, işsizlik, nüfus artışı, hızlı ve çarpık kentleşme ve eğitim düzeyinin düşüklüğünün bu tabloyu beslediğini söyledi.
Açıklamada ayrıca İSİG Meclisi verilerine atıf yapılarak, son 12,5 yılda 770 çocuğun iş kazalarında hayatını kaybettiği, ölen çocukların yüzde 34’ünün 5-14 yaş, yüzde 66’sının ise 15-17 yaş grubunda olduğu bilgisi paylaşıldı. Özellikle mevsimlik tarım, küçük atölyeler, sokak işleri ve MESEM gibi alanlarda çocukların yoğun risk altında olduğu ifade edildi.
Kurtuluş Türk, çocuk işçiliğinin yalnızca kırsal alanlarla sınırlı kalmadığını, kent merkezleri ve OSB’lere de yayıldığını belirterek MESEM üzerinden çocuk emeğinin kitleselleştiğine dikkat çekti.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Çözüm önerilerine ilişkin değerlendirmelerde ise sosyal koruma sistemlerinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Av. Kurtuluş Türk çözüm önerileri ile ilgili şunları söyledi:
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından hazırlanan yeni bir rapora göre, sosyal koruma aile yoksulluğunu ve savunmasızlığını azaltarak çocuk işçiliğinin temel etkenlerini azaltıyor.
2010'dan beri yürütülen bir dizi araştırmadan elde edilen kanıtlar kapsamında sosyal korumanın ailelerin ekonomik veya sağlık sorunlarıyla başa çıkmasına yardımcı olarak çocuk işçiliğini nasıl azalttığını ve okullaşmayı nasıl kolaylaştırdığını sunuyor. Ancak araştırma, tüm çocukların sosyal korumadan yararlanmasını sağlamada çok az ilerleme kaydedildiğini söylüyor. Dünya çapında, 0-14 yaş arası yaklaşık 1,5 milyar çocuk, aile veya çocuk parası yardımı almıyor. Rapora göre, bu büyük koruma açığının hızla kapatılması gerekiyor.
Çocuk işçiliğinin yoğun olduğu alanlarda, özellikle mevsimlik tarım, sanayi siteleri,atölyeler,ve hizmet sektöründe bağımsız ve etkili denetimler arttırılmalıdır.
Çocukların okulla bağını koparan nedenlere karşı ailelere sosyal koruma desteği sağlanmalı,ücretsiz ulaşım, beslenme ve eğitim destekleri sağlanmalıdır.
MESEM ve çıraklık uygulamaları çocukların eğitimini önceleyen, ucuz iş gücü haline gelmesini önleyecek biçimde yeniden düzenlenmeli, iş güvenliği, yaş sınırı ve denetim kuralları sıkılaştırılmalıdır.
Kayıt dışı çalıştırma ve çocukları istihdam eden iş yerlerine yönelik caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.
Yerel yönetimler, barolar, meslek örgütleri, sendikalar ve çocuk hakları alanında çalışan kurumlar ortak izleme ve müdahale masaları oluşturmalıdır.
Her çocuk için temel ilke üstün yararı ile sağlıklı yaşama ve gelişme , eğitim başta olmak üzere tüm haklarının garanti edilmesi olmalıdır.
Ülkemizde çocuk işçiliğinin önlenmesi adına mevzuat düzenlemeleri, ulusal eylem planları oluşturulmasına rağmen sahada denetim eksikliği olması, kayıt dışı çalışmanın yaygınlığı, eğitimden kopuş , güvencesiz çalışma koşulları karşısında merkezi idare çoğu zaman önleyici ve hak temelli bir müdahale geliştirmekte yetersiz kalıyor. Bu nedenle meselenin sadece mevzuat düzenlemelerini oluşturmak olmadığı uygulama, denetim ve çocuk haklarını merkeze alan etkili bir sistemin oluşturulmasını gerekliliğidir.




