Akil insanlar heyetinin Ege Bölgesi'nden sorumlu Başkanı Prof. Dr. Baskın Oran, İzmir'e gelmiş ve Küçük Millet Meclisi'nde yapmış olduğu konuşmada, Kürt sorununun çözümüne ilişkin düşüncelerini dile getirmiş. Yakın tarihle ilgilenen bir akademisyen olarak doğrusu bu düşünceleri okurken, şaşırdım kaldım. Biz Baskın Hoca'yı öteden beri müzmin bir muhalif olarak bilirdik. 1980'lerin başında yazdığı doktora tezi olan Atatürk Milliyetçiliği adlı çalışmasından da oldukça istifade etmiştik. Baskın Hoca, o zaman Atatürk milliyetçiliğini Türkiye'de bir çağdaşlaşma ideolojisinin dışa vurumu olarak görüyordu. Hatta 'Atatürk'ün Ne Mutlu Türk'üm' diyene adlı ünlü sözünü de pejoratif anlamından tamamen uzak, olumlu bir bağlamda ele almıştı. Yani bir ulus devletin kuruluş-inşa sürecinde her zaman rastlanılan ritüellerden birisi olarak değerlendirmişti bu ünlü sözü...
Efendim, aradan yıllar geçti; Baskın Hocamız da bu neo-liberal tusunaminin dalgalarında kulaç atarken yani açılmaya çalışırken son tahlilde saçılan figüratif öğelerden biri haline geldi. Foucault'cu bir dille ifade edecek olursak, modern iktidar, onu önce konuşturdu sonra da kendi hakim dilinin önemli öznelerinden birisi haline getirdi. Modern iktidarın konuşturarak kendine benzetme ve buradan tahakkümcü bir iktidar dili yaratma olgusu, denilebilir ki son on beş yılda etkisini en çok, kendisini sözüm ona solda ifade eden bazı entelektüel çevrelerde gösterdi. Yoğun bir Yakın Tarih eleştirisi ve Cumhuriyetin kurucu iradesine karşı olmak biçiminde kendisini gösteren bu tahakkümcü dil, son tahlilde AKP gibi neo-liberal sistemin yarattığı 'Gölge Hükümet' modellerine öykünmeyi beraberinde getirdi. Burada uzun uzadıya bu süreci anlatacak değilim.
Derdim, bir aydının ya da entelektüelin bu kadar kısa bir süre içerisinde bu yönlü düşünce değişikliğine nasıl gidebildiğini sorgulamaktır. Bakın sayın Baskın Oran bugün Alsancak'taki Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde yaptığı konuşmada ne demiş? 'Başbakan cesur bir politikacı olmasaydı biz bilmem kaç yıl daha birbirimizi yiyecek olacaktık. Yiğidin hakkını yiğide verelim.'
Bu konuşma bugün, yani 12 Nisan 2013 Cuma günü yapılmış. Peki bundan yaklaşık bir ay önce yani Hocamız, akil insanlar heyetine seçilmeden önce Hayastaninfo.net adlı sitede 'Büyük Barış'tan Korkuyorum' başlıklı yazısında acaba neler söylemiş, gelin birlikte okuyalım. İşte Baskın Oran'ın o sözleri: 'Herkes çok umutlu ve sevinçli Büyük barış geliyor... İster huysuz kişiliğime, ister şüpheci mesleğime, ister Kürt meselesini biraz bilme ve Başbakan'ı biraz tanıma iddiama verin. Çok huzursuzum hatta korkuyorum, çünkü Kürtlere Öcalan ve BDP aracılığıyla verileceği söylenen 'haklar'ı getirecek reformlar, Erdoğan'ı 'Seçilmiş Padişah' yapma şartına bağlandı.
Son cümleyi açalım. Başbakan Erdoğan' derken, bilelim: 'Türkiye'de artık Kürt sorunu yoktur; terör sorunu vardır' (03.02.2013). Büyük yenilik: Atatürk dönemindeki 'eşkiya'nın yerine 'terörist' koymuş. Dolapdere'de DTP'lilere pompalı tüfekle ateş açılınca: 'Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, o da kendisini savunma yoluna gidecektir' (Kasım 2008).
Öcalan hakkında: 'Biz o sırada koalisyonda olsaydık ya idam edilirdi, ya da istifa ederdik, çekilirdik' (Haziran 2011). BDP'lilerin dokunulmazlıkları konusunda: 'Biz yargıya zaten gerekeni söyledik, gereğini yapıyor; biz de parlamentoda yapacağız' (Eylül 2012). Tabii, bu sonuncusu, Erdoğan'ın yargı bağımsızlığına nasıl baktığını gösteriyor, bir de fütursuzluğunu.'
Bu konuşma bugün, yani 12 Nisan 2013 Cuma günü yapılmış. Peki bundan yaklaşık bir ay önce yani Hocamız, akil insanlar heyetine seçilmeden önce Hayastaninfo.net adlı sitede 'Büyük Barış'tan Korkuyorum' başlıklı yazısında acaba neler söylemiş, gelin birlikte okuyalım. İşte Baskın Oran'ın o sözleri: 'Herkes çok umutlu ve sevinçli Büyük barış geliyor... İster huysuz kişiliğime, ister şüpheci mesleğime, ister Kürt meselesini biraz bilme ve Başbakan'ı biraz tanıma iddiama verin. Çok huzursuzum hatta korkuyorum, çünkü Kürtlere Öcalan ve BDP aracılığıyla verileceği söylenen 'haklar'ı getirecek reformlar, Erdoğan'ı 'Seçilmiş Padişah' yapma şartına bağlandı.
Son cümleyi açalım. Başbakan Erdoğan' derken, bilelim: 'Türkiye'de artık Kürt sorunu yoktur; terör sorunu vardır' (03.02.2013). Büyük yenilik: Atatürk dönemindeki 'eşkiya'nın yerine 'terörist' koymuş. Dolapdere'de DTP'lilere pompalı tüfekle ateş açılınca: 'Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, o da kendisini savunma yoluna gidecektir' (Kasım 2008).
Öcalan hakkında: 'Biz o sırada koalisyonda olsaydık ya idam edilirdi, ya da istifa ederdik, çekilirdik' (Haziran 2011). BDP'lilerin dokunulmazlıkları konusunda: 'Biz yargıya zaten gerekeni söyledik, gereğini yapıyor; biz de parlamentoda yapacağız' (Eylül 2012). Tabii, bu sonuncusu, Erdoğan'ın yargı bağımsızlığına nasıl baktığını gösteriyor, bir de fütursuzluğunu.'
Valla söyleyecek söz bulamıyorum. Türkiye'de toplumsal barışı bu insanlar inşa edecekse gerçekten sözün bittiği yerdir. Sürecin sonunda eğer gerçekten Tayyip Erdoğan, Baskın Oran'ın söylediği gibi 'Seçilmiş Padişah' olacaksa Baskın Oran gibilerinin bu padişahlık sürecinde acep rolleri nedir...? Doğrusu çok merak ediyorum.
Bu yazının başlığındaki quo vadis kelimesi Latince 'nereye gidiyorsun?' demektir.