Ortaokulda her gün farklı elbiseyle okula gelen ve lakabı 'jilet'i de giyim tarzından alan Tarih hocamız vardı. 2. paylaşım savaşı ve Almanya'yı işlediğimiz konuda 'bütün Avrupa'yı aldıktan sonra Hitler'in Türkiye'ye 'merhaba' diyeceğini mi sanıyordunuz?' diye kendince bir tespitte bulunmuştu…
Ülkeleri etkisi altına alan 'Arap Baharı' rüzgarıyla yönetimlerin domino taşı gibi bir bir 'yıkılması' bana biraz bu hikayeyi anımsattı. Malum her gün sınırları biraz daha genişleyen 'Bahar' geldi sınırlarımıza dayandı.
Rüzgarın nerede duracağı 'ateşin' ne zaman söneceğini bilen birileri mutlaka vardır. Lakin ateş ' içte ' olsa da ateşi besleyen rüzgarın dışarıdaki körük yardımıyla sağlandığını aşikar!
Herkes gibi benimde anladığımdan çok anlamadığım/anlayamadığım şeyler var. Örneğin konu Filistin'de yaşanan İsrail zulmü olduğunda 'üç maymunu' oynayan Avrupa'nın, konu Suriye, Mısır veya Libya'da olduğunda nasıl ışık hızıyla 'insan hakları ' savunucusuna dönüştüğünü aylayamadığım gibi…
Kaddafi gitmeli, Mübarek çekilmeli, Esad bırakmalı diye hep birlikte tutulan tempo nedense İsrail zulme, işgale son vermeli ve çekilmeli diye tutulmaz! Buna ister çifte standart deyin ister çoklu standart, Avrupa'nın ikiyüzlü olduğu su götürmez!
Aynı şekilde Başbakan Erdoğan'ı da anlayamıyorum! Şayet zulmün, haksızlığın ve zalimin karşısında mazlumun yanındaysa bölgede Suriye halkından başka baskı altında yaşayan birileri yok mu? Mesela; Suudi Arabistan… Orada halk çok mu demokratik ortamda yaşıyor? Veya Sudan, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Ürdün… Neden iki çift sözde oralardaki yönetimler için söylenmez? Bu ülkelerin insan hakları karneleri baştan aşağı 'pekiyi' ile mi dolu? Varsa yoksa Esad!
Yoksa oralara seslenme isteğini Türkiye'nin AİHM' de ki liderliği mi törpülüyor? Kolay mı 52 yıllık istatistikler de; Türkiye, İnsan Hakları Sözleşmesi'ni en çok ihlal eden ülke konumunda…
Bugünlerde sıkça günleri sayılı olduğu dillendirilen Esad'ın varlığı dert olduğu gibi meğerse yokluğu da dertmiş Türkiye açısından! Esad iktidarda; zulüm var, iktidarda değil; bizim sınır komşusu Kürdistan! Konuyla ilgili yazan çizen hemen herkesin elide metre ile dolaşıyor olması da yüzdenmiş! Bilcümle Suriye'de kurulması ihtimal dahilinde olan ancak yönü henüz adlandırılamamış Kürdistan ile oluşacak sınırlarımızı ölçme peşinde!
Birde bizim öğretmenin ' merhaba' meselesi var tabii… Sınırlarımıza kadar dayanan' Arap Baharı' acaba bize bir 'merhaba' der mi? Kimine göre bu ihtimal var. 'Irak ve Suriye'deki Kürtlerin birlikte hareket etmeleri ve giderek tek bir ünite haline dönüşmeleri. İleride de Türkiye ve İran'daki 'bölümleri' de kendilerine ekleyip 'Büyük Kürdistan'ı kurabilmeleri' gibi…
Bölgede ki gelişmelerin değerlendirildiği bir röportajda; 'PKK 'Arap Baharı'ndan faydalanmaya çalışacak mı?' sorusuna, Karayılan; 'neden olmasın? ' Diye yanıt vermişti. Görüldüğü üzere Suriye üzerinde herkesin kendince bir hesabı var…
Başbakan Erdoğan;' Suriye'nin bölünmesine ve kuzeyinde yeni bir oluşuma 'asla izin vermeyeceklerini' ifade etmiş. Buradan Irak'ta ki Kürdistan bölgesinin Türkiye'den izin alarak kurulmuş olduğunu çıkartabilirsiz! Türkiye o kadar belirleyici yani… 'Ne yani Ortadoğu'yu biçimlendirmek için yola çıkan ABD milyarlarca doları havaya mı savuruyor? ' Sus bakayım sen… ' Ya ABD'deki ders kitaplarına kadar giren Kürdistan haritaları…' Bak hala konuşuyor…