’“Almanya’’da Türk anne 2 aylık kızı ve 4 yaşında oğlu ile ölüme atlamış’”. ’¶
Dayanamadığım, içimin parçalandığı haberlerden biri: loğusalık döneminde intihar eden anneler’…
Bebeğini dokuz ay beklemiş ve bebeğine yeni kavuşmuş, bebeğini emziren bir kadın nasıl ölümü düşünebilir?Nasıl bebeği ile ölüme gider?
Bu düşünce nedeniyle yeni doğum yapmış kadınların depresyonları fark edilmiyor. Emzikli kadına depresyon yakıştırılamıyor.
Emziren kadının gözündeki yaş fark edilmediği sürece de bu haberleri görmeye, duymaya devam edeceğiz.
’“Endless Love’” filmin dünya güzeli artisti Brooke Shields ilk bebeğinin doğumundan sonra yaşadığı depresyonla bu konudaki farkındalığı artırmak için annelik hüznünü medyaya taşıdı. Kitap yazdı, televizyonlara çıktı.
Türkiye’’de de Elif Şafak yine doğum sonrası yazdığı kitap ’“Siyah Süt’” ile konuyu vurguladı.
Slyvia Plath ise ’“Sırça fanusu’”, ’“Üç kadın’” ve pek çok kitabında annelik, depresyon ve ölümden söz etti ama kendi intiharı önlenemedi.
Slyvia Plath ölüme giderken kızının baş ucuna sütünü bırakmıştı...
Doğum sonrası ruhsal hastalıkların görülme sıklığında artış olur. Neden?
En önemli neden doğumla birlikte 24 saat içinde annenin tüm biyokimyasının ve hormonlarının dalgalanması’… Kimi hormonların gebeliğin bitimi ile birlikte görevlerini bitirip sıfırlanmaları, kimilerinin annenin süt vermesi gerektiği için aniden doruğa varması, bedende doğumun bir stres olarak algılanması nedeniyle dalgalanması’…
Duyarlı beyin, yatkın beyin, hassas beyin bu dalgalanma karşısında duramaz.
Biyolojik nedenler dışında psikolojik nedenler de önemli.
Anne genç ise, istenmeyen gebelik söz konusu ise, gebelik zor geçmiş ise, eşi ile sorunlar ya da ’“kaynana dırdırı’” varsa, doğum sonrası yeterli desteği yoksa’…
Doğum sonrası hüzün sıklıkla görülebilir, müdahale etmek gerekmeyebilir.
Anne uykusuzdur, yorgundur, dokunsalar ağlayabilir. Yeni anneye destek vermek yeterlidir.
Ancak hüzün derinleşirse, anne bebeğe yeterli bakım veremez hale gelirse ve bebeği sevemediğinden yakınmaya başlarsa durumu ciddiye almak gerekir.
Annelik ya da loğusalık depresyonu yeni doğan yapan her 10 kadından birinde görülür. Daha vahim hali ise annenin uykusunun tamamen bozulduğu, kendine de bakamaz hale geldiği durumdur. Acilen doktor yardımı gerekir. Eğer zamanında yardım sağlanamazsa yukarıdaki haberler ile karşılaşabiliriz.
Elif Şafak ’“Siyah Süt’”te kendi gebelik ve loğusalık döneminden yola çıkarak annelik hüznünü edebi bir dille ele almıştır. Radikal Genç’’te Doğacan Onaran bu kitapla ilgili şu yorumu yapmıştır: ’“Siyah Süt’”, elbette bir metafor: Depresyonu, karanlığı, hastalığı, üzüntüyü, sütün bembeyaz olması gereken dönemde siyahlaşmasını, annenin ne denli mutsuz olduğunu anlatıyor’…’”

Slyvia Plath ise ’“Üç Kadın’” şiir kitabında bir doğumevindeki üç kadını anlatıyor, aşağıda bebeğini bir kenara bırakıveren acılı üçüncü sesi duyacaksınız (s. 38-39):
Uykumda görüyorum onu, kırmızı, korkunç kızımı.
Bizi ayıran bu camın arkasında ağlıyor.
Ağlıyor. Öfkeli.
Kediler gibi yakalayarak kemiren kancalara benziyor ağlayışları.
Dikkatime tırmanıyor bu kancalarla.
Karanlığa ya da bizden çok uzaklarda
Parlayan ve dönen yıldızlara ağlıyor.
Ahşaba oyulduğunu düşünüyorum minik başının,
Gözler kapalı, ağız açık, sert ahşaba.
Ve keskin çığlıklar yükseliyor açık ağızdan.
Oklar gibi tırmalıyor beni uykumda.
Tırmalıyor ve bir yanıma saplanıyor.
Dişleri yok kızımın. Ağzı kocaman.
Öyle karanlık sesler çıkarıyor ki, korkuyorum.