İşte sorun da burada. Anlamak istemiyorlar. Rakamlar her seferinde yüzlerine bir tokat gibi iniyor ama onlar ısrarla kendilerine bir çıkış yolu yaratıyor. Her seferinde zeytinyağı gibi suyun üzerine çıkıyorlar. AKP, 2002’’den beri 6. sandık zaferini kazandı. Herhalde Türkiye’’de böyle bir siyasi parti bugüne kadar görülmedi. İktidar AKP’’yi zayıflatacağına güçlendiriyor.
Ama bugüne kadar bürokratik oligarşi ile işbirliği yapıp, ekonomik çevrelerin desteğini de yanına alarak Türkiye’’yi yönetenler bunu anlamıyor, anlamak istemiyor. Çünkü işlerine gelmiyor. Bugüne kadar görmezden geldikleri, kendilerini onlardan üstün gördükleri, hatta oylarının eşit olmasını hazmedikleri insanların iktidarı var artık.
2002’’den bu yana her seferinde çoğunluk AKP’’ye oy verirken onlar hep azınlığın haklarının da gözetilmesini istediler. İyi niyetli olsalar, bu durumun demokrasinin bir sonucu olduğunu kabul etseler sonuna kadar haklılar ama onların niyeti bu değil ki! Onların derdi AKP’’ye oy veren insanları yok saymaya devam etmek, küçümsemek, hatta aşağılamak.
Türkiye’’de kendilerini halktan üstün gören, ’“onlar ne bilir’” diyen, milyonları koyun yerine koyan bir anlayışın var olduğunu kabul etmek zorundayız. İşte bu anlayış bizi bugünlere getirdi. Türkiye’’nin kaymağını yiyen imtiyazlı sınıf, ötekileştirdiği insanlar karşısında artık azınlık haline geldi. Yaşam tarzına saygı göstermediğiniz, dini inançlarını hafife aldığınız insanlar bugünkü iktidarın nüvelerini oluşturdu.
Rakı sofralarında, okey masalarında memleket kurtaranlar, sokak sokak ev ev dolaşan bir anlayış karşısında mağlup oldu. Çünkü onların varlığını bile kabul etmediği halk artık politik olarak örgütlendi. Siz ister buna ’“karşı devrim’” ister ’“sivil dikta’” deyin ne fark edecek ki?Bunun bir karşı devrim olduğunu iddia edenler, diyelim ki öyle; Bizler Atatürk’’ün çizdiği yolu o ölür ölmez terk ederken, hedeflerini hemen unuturken, ötekileştirdiğiniz insanlar hep çalıştı. Baktılar ki iktidar olmanın yolu kendi yargını, kendi bürokrasini, kendi iş dünyanı, kendi sendikanı, kendi memurunu yaratmaktan geçiyor. Onlar da bunu yaptı. Yıllarca bıkmadan usanmadan çalıştı. Referandum sürecince gördük ki hepsinde de başarılı oldular. Artık onların da (onların demek ne kadar doğru bilmiyorum ama) kendi yargıçları, savcıları, memurları, sendikacıları var. TÜSİAD’’ın, KESK’’in, DİSK’’in YARSAV’’ın alternatifleri var artık.
Bu ülkede TÜSİAD’’dan icazet almadan iktidar olmak zordu bir zamanlar. Şimdi TÜSİAD’’a rest çekip ’“bitaraf olan bertaraf olur’” diyebilecek kadar kendine güvenen bir Başbakan var. Ya da Genelkurmay’’ın tavrının ne olacağını öğrenmeden, onlardan işaret almadan hükümet kurmak zordu bu ülkede. Ama şimdi demokratik (yasal prosedür) kurallar içinde Genelkurmay Başkanlığı’’nın komuta kademesini şekillendirme cesareti gösteren bir Başbakan var. Yani anlayın artık, devir değişti.
İktidar güce elinden kayıp gidenler, iktidarın nimetlerinden faydalananlar işte bu durumu anlamak istemiyor. Çünkü işlerine gelmiyor. Eğer bu durumu Türk halkının ’“koyun’” özelliğine bağlıyorsanız kusura bakmayın ama bu da sizin kabahatiniz. Hadi bu insanları görmezden geldiniz, onları yok saydınız, yaşam tarzlarına saygı göstermediniz, peki niye onları eğitmediniz. Niye onları okuduğunu anlayan, ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak bireyler haline getirmediniz. Çünkü bu da işinize gelmedi. Cahil yığınları yönetmek daha kolaydı sizin için. Ama yıllardır kendi içinde örgütlenen bir yapıyı göremeyecek kadar da burnunuz havadaydı. Şimdi ne yapacaksınız çok merak ediyorum!
Siz her seferinde AKP’’yi ve ona oy veren insanları küçümsedikçe onlar biraz daha büyüdü. Siz her seferinde AKP’’yi oy vermeyen insanların hakkının da korunmasını istediğiniz de oy verenlerin sayısı yükseldi. Ama hiçbir zaman ’“her seferinde bu adamları oyları nasıl artıyor’” diye oturup da bir düşünme zahmeti göstermediniz. Nasıl olsa birileri bu duruma müdahale eder diye beklediniz. Fiili müdahale olmadı, birileri çıkar kanuni olarak önlerini keser diye umdunuz. Ama ikisi de olmadı. Çünkü onlar artık her yerde. Çünkü onlar artık azınlık değil çoğunluk.
Bütün bunları yazınca şimdi siz beni koyu bir AKP’’li sanacaksınız ama değilim. Hatta anayasa değişikliğine ’“hayır’” dedim. Çünkü bu işin paramparça olmuş Türk insanını bir parçaya daha ayırmadan yapılabileceğine inanıyorum. Son 4 aydır yaşadıklarımızın fuzuli olduğunu düşünüyorum. TBMM çatısı altında çözülebilecek bir konuda insanları karşı karşıya getirmenin yanlış olduğunu savunuyorum. Bence sonuçta gördük ki tartışmalı iki madde ayrılarak referanduma gidilseydi de yine AKP’’nin yani çoğunluğun istediği olacaktı. O yüzden bu yaşananlara gerek var mıydı bilmiyorum!
Türkiye’’nin adalet sisteminden memnun olan bir kişi olduğuna inanmıyorum. Buna yargıçlar ve savcılar da dahil. Yıllarca süren mahkemeler, geciken adalet, cezaya dönüşen uzun süreli tutukluluk halleri, yüzde 96’’sı AİHM’’den dönen yüksek yargı kararları hiç kimseyi memnun etmemeli. Çünkü adalet duygusunun zedelendiği toplumların ilerleme şansı yoktur. O yüzden du değişiklik daha geniş tabanlı, daha uzlaşmacı bir tavırla yapılabilirdi diye düşünüyorum.
AKP’’ye tümden karşı olmayan bir insan olarak şunu da söylüyorum, Başbakan Erdoğan’’ın 2007 seçimlerinin akşamında yaptığı ve dün gece de aşağı yukarı tekrarladığı konuşmanın gerçeğe dönüşmesini istiyorum. Artık kavga değil saygı istiyorum. Hiçbir kılıf uydurmaya çalışmadan sandıktan çıkan sonuçlara herkesin saygı göstermesini istiyorum. İstanbul’’daki profesörün de dağdaki çobanın da ülkemizin geleceğinde söz sahibi olmaya hakkının bulunduğunu herkesin kabul etmesini istiyorum, barış istiyorum, adalet istiyorum, hakaret değil nezaket istiyorum, devletin valisinin, kaymakamının hükümetin elinde oyuncak olmamasını istiyorum, bürokratik atamaların bıyıklara, dini inançlara göre değil liyakata göre yapılmasını istiyorum. Cumhuriyetle hesaplaşma değil cumhuriyeti yüceltme anlayışının egemen olmasını istiyorum.
Bunları yazarken bir taraftan da çok şey mi istiyorum diye düşünüyorum aslında.
Yok yok çok değil.
İnsanca yaşamak istemekten başka bir şey değil bu. Politikayla fazla ilgilenmeyen benim gibi milyonlarca insanın istediği de bu aslında. Huzur istiyoruz, huzur. Bu kadarını da çok görmeyin bize.
Evet Türkiye’’de artık devir değişti. Herkesin politikalarını bu yeni devre göre şekillendirmesi gerekiyor. Bugün muhalefette olanlar kendilerini sorgulamalı, nerede hata yaptığını tespit etmeli ve Türkiye’’nin tamamıyla kucaklaşmalı. İktidarda olanlar ise bugünkü muhalefetin düştüğü tuzağa düşmeden hiç kimseyi ötekileştirmeden, Türkiye’’yi bir bütün olarak ele alıp topyekün mutluluk için çalışmalı. Yoksa birgün gelir onlar da bağıra çağıra iktidardan uzaklaşmak zorunda kalır.
İstese de istemese de.