’“İnsanın canı, ağrıyan yeridir’” der durur annem ve ben bu sözü, sadece dişimle başım derde girdiği zamanlarda hatırlarım ki’…
İki çocuk doğurmuş bir kadın olarak iddia ediyorum; diş ağrısı denen bela, çatır çutur doğurmaktan daha kötü... Daha sinir, daha irite eden ve insanın kafasını duvarlara vurup böylece ağzındaki ağrıyı unutturmak isteyen bir ağrı.
Ve daha da beteri’…. Benim dişler, ’‘çektir kurtul’’ formatını çoktan aşıp’… Sihirli formüllere/sihirli ellere ihtiyacı olan durumda.
Yani dostlar’…
Orhan Veli’’nin ’“Hiçbir şeyden çekmedi dünyada/Nasırdan çektiği kadar’” şiirini ’“Hiçbir şeyden çekmedi dünyada/dişlerinden çektiği kadar’” dizeleriyle değiştirmiş bulunmaktayım bir süredir.
12 yaşında dişçi koltuğuyla tanışıp bir daha da oradan kalkamayan, ömrünün yarısı ağrı kesicileri leblebi niyetine yutup, rakıyla gargara yapmak; üstüne, geceyarısı nöbetçi dişçi aramakla geçmiş biri olarak, yine nöbetlerdeyim; bir süredir yazamama nedenim de budur anladığınız gibi.
Sizin tecrübelerinizi bilemem de.
Benimkinin, yani 40 yılımın dişçi nöbetinde geçmesinin yarısı ’‘genetik’’ nedenlerden, yarısı da bazı diş hekimlerimizin diplomalarını Tıp Fakültelerinden değil de maalesef ’‘nalbur’’dan almış olmaları.
Dişi çekerken kökünü içerde bırakan mı ararsın,
Porselen kaplama yapmak için dişi tıraşlarken, minesine zarar veren mi ararsın,
Kanal tedavisini, sinirin yarısını içeride canlı bırakma başarısı(!) göstererek icra eyleyen mi’…
Hal böyle olunca, yarısı doğuştan arızalı olan dişlerin, diğer yarısı da diş hekimlerinin elinde can veriyor haliyle’… Ki, benim başıma gelen de tam olarak bu. Üstüne üstlük, canımı fena yakan bu arkadaşlara, bugüne kadar eşek yüküyle de para ödemiş bulunuyorum..
Ah Hammurabi! Keşke Anayasa değişikliğini değil de senin kanunlarını tartışıyor olsaydık şimdi!
Senin kanunların geçerli olsaydı da nalburdan alınmış diplomayla ağzımın içine edenleri seyreyleseydim.
Nasıl iyi gelirdi acılarıma/ağrılarıma’…
Diş acısı/kaybı, beni filozof yapmadı ama nerede dişle ilgili bir şey görsem üzerine çullanma gibi bir takıntı yarattı. Bu kısa bilgiler, o takıntının eseri işte.
Mesela’… Diş hekimliği tarihi ile ilgili en eski kayıtlar Mısır’’da. Bilinen ilk diş hekimi de Hesi-Re.
Gözlem ve deney meraklarını diş hekimliğinde de göstermiş Mısırlılar. Apse drenajını onlar yapmış, köprünün ilk deneyicileri de yine onlar olmuş.
İlk diş fırçası ise Çinlilerden gelmiş. Amalgamla diş doldurulması fikri ve uygulaması da yine Çing çonglar’’ın işi.
Ama hekimlere yasal sorumluluk koyan tarihin ilk yasası Hammurabi’’ye ait ki; işte en bayıldığım/bittiğim de bu benim.
Çünkü’…
Hammurabi Yasaları'na göre’…
’“Eğer bir kişi kendisiyle aynı sınıftaki bir kişinin dişine zarar verirse onun da dişi çekilir.
Eğer bir kişi kendinden daha alt sınıftaki bir kişinin dişine zarar verirse, 166 gr. gümüş öder.’”
Düşünebiliyor musunuz, dişinize zarar veren hekimin dişi çekiliyor. Tam benlik!
Dişlerimin yarısını iç eden nalbur diplomalı dişçilerimizden alınabilecek en güzel intikam: Dişe diş!
Gözünü sevdiğim Hammurabi, neredesin ah!