Çeşme’… Bir zamanlar sadece İzmirlilerin ’‘sayfiye yeri’’ olarak bilinen, birçoğumuzun sıcak yaz günlerinde vazgeçilmez tatil beldesi, bazılarımız içinse sanki ikinci memleketi gibi gelen; çocukluk, gençlik anılarımızla dolu sokakları, zakkum ağaçlarıyla dolu bahçeleri, masmavi denizi ile İzmir’’in şu aralar belki de en popüler ilçesi.’¶
***
Alaçatı’… Sörf tutkunları için vazgeçilmez bir yere dönüşmesi ve o masalsı sokaklarına yeniden hayat verilmesiyle dünyaya kapılarını açan, Çeşme’’nin güzel, şirin ve en popüler beldesi.
Dün Alaçatı’’da ot festivali vardı. Yazdan bir gün çalalım dedik, dört kafadar-Mustafa, Meriç, Pınar ve ben atladık gittik. Festival yeri Alaçatı’’nın ortasındaki, bir zamanlar kilise olan Camii’’nin bahçesi. Mutfağına güvenen yaklaşık 50 kişi, en iyi ot yemeğini yaparak katıldılar yarışmaya. Enginar dolması, arapsaçı, radikalar hem gelen izleyicilere hem de jürilere ikram edildi, ev yapımı şaraplarla dolan kadehler bir doldu bir boşaldı. Fonda çalan Ege türküleri yerini Yunan müziklerine bırakırken, güneşten kızarmış yanaklarımız ile kalabalıktan sıyrılarak meydanda kendimize mavi perguleli bir köy kahvesinde yer bulduk. Sakızlı Türk kahvelerimize tavla eşlik etti, yüzleri boyanmış çocuklar yavru köpeklerin peşinden koştururken burnumuza o enfes yemeklerin kokuları geliyordu.

Jüri üyelerinden Ayhan Sicimoğlu, sempatikliği ve doğallığı ile herkesle konuşmaya çalıştı, bazen hatıra fotoğrafları çektirdi. Bir diğer jüri üyesi, karşı kıyıdan gelen gazeteci, Elena Mavridi’’nin ise, eski bir Rum kasabası olan Alaçatı’’ya hiç yabancılık çekmediği belli oluyordu. Yarışmanın birincisi ’‘40 otlu’’ adındaki yemeği ile Ayşen Kadıbeşegil oldu.
Alaçatı aynı zamanda çok fotojenik bir yer. Ben de dahil birçok kişi sokaklarda elimizden kameralarımızı düşürmeden ’‘o an’’ı yakalamaya çalıştık. Akşamüzerine doğru, limonata tadında mis gibi bir hava bizi bekliyordu. Sokaklar yavaş yavaş tenhalaşmaya başlarken Sangria keyfi için mola verdik.

Sailor’’s Cafe’’de kadehlerimizi yudumlarken, çektiğimiz fotoğrafları birbirimize gösterirken, az ileride dalgalanan Türk bayrağına takıldı gözüm, sonra Arnavut kaldırımlara’… Şöyle bir etrafıma baktım ve içimden sessizce teşekkür ettim Tanrıma, bir önceki yaşamımda çok mu iyi bir insandım bilemiyorum ama şükretmem gereken öyle çok şey var ki hayatımda, dün bunlardan öne çıkanları en çok da etrafımdaki güzel insanlar, Alaçatı’’nın o masalsı havası ve İzmirli olmamdı.
***
Yazlığını kapatıp kışı İzmir’’de geçiren herkes gibi biz de dönüş yolunda ’‘Çeşme’’de kışın yaşasak nasıl olur?’’ diye düşündük.. Sahi hiç fena fikir değil, ama’… O da başka bir yazıya..!