Vazgeçtim bu dünyadan, tek ölüm paklar beni,
Değmez, bu yangın yeri avuç açmaya değmez,
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru’¶,
O kız-oğlan-kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş, el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’’ e:
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan vazgeçtim ama,
Seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.
Değmez, bu yangın yeri avuç açmaya değmez,
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru’¶,
O kız-oğlan-kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş, el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’’ e:
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan vazgeçtim ama,
Seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.
W. SHAKESPEARE
ÇEV: CAN YÜCEL
Aşk için yazılmış en güzel şiirlerden biridir bu. Dünyada yaşamanın ancak bir sevgili ile katlanılabilir olduğunu anlatır. Bu kadar çarpıklık ve kargaşa içinde yaşamaktan zevk almıyordur şair, her şeyi bırakıp gitmek ister ama sevdiği kadını bunca çarpıklığın içinde tek başına bırakmaya gönlü razı olmaz’… Can Yücel ise yaptığı yerel çeviri ile şiirin özünü öyle güzel veriyor ki insan durup kalıyor. Talat Sait Hamlan, Shakespeare için diyor ki ’“Shakespeare yeryüzünü baştanbaşa sahne olarak görmüş ve kendi sahnesine bütün yeryüzünü sokmağa çalışmıştır. Ama hem oyun yazarı, hem şair olan Shakespeare’’in bütün dünyası sahne değildi. Yaşantılarının birçoğunu trajedilerindeki ve komedilerindeki kişilerin sözleriyle dile getirmekle yetinmedi, şiirleriyle de açıkladı. Büyük yazarın iç dünyası, Sonelerindedir. Bu özlü şiirlerde, dramatik ses değil, lirik ses egemendir. Çoğu, derin duyguları, güçlü heyecanları, acıları ve sevinçleri anlatır.’”
Aşk için yazılmış en güzel şiirlerden biridir bu. Dünyada yaşamanın ancak bir sevgili ile katlanılabilir olduğunu anlatır. Bu kadar çarpıklık ve kargaşa içinde yaşamaktan zevk almıyordur şair, her şeyi bırakıp gitmek ister ama sevdiği kadını bunca çarpıklığın içinde tek başına bırakmaya gönlü razı olmaz’… Can Yücel ise yaptığı yerel çeviri ile şiirin özünü öyle güzel veriyor ki insan durup kalıyor. Talat Sait Hamlan, Shakespeare için diyor ki ’“Shakespeare yeryüzünü baştanbaşa sahne olarak görmüş ve kendi sahnesine bütün yeryüzünü sokmağa çalışmıştır. Ama hem oyun yazarı, hem şair olan Shakespeare’’in bütün dünyası sahne değildi. Yaşantılarının birçoğunu trajedilerindeki ve komedilerindeki kişilerin sözleriyle dile getirmekle yetinmedi, şiirleriyle de açıkladı. Büyük yazarın iç dünyası, Sonelerindedir. Bu özlü şiirlerde, dramatik ses değil, lirik ses egemendir. Çoğu, derin duyguları, güçlü heyecanları, acıları ve sevinçleri anlatır.’”
Sözcükler geçiyor içimden...
Dünya yangın yeri yüzyıllardır. Shakespeare bu sonneti yazdığından bu yana ne çok şey değişti. İnsanlar, at arabası yerine uçağa biniyor. Hızlı trenler, hızlı otomobiller’… Zamandan kazanıyoruz. Zamandan ne kazanıyoruz?Hızla biten hayatlar. Teknoloji son hızla ilerliyor.
İnançlarımız yetmiyor artık bize. Yeni dinler, yeni öğretiler. Hepsi kardeşlik, onur, hümanizm, sevgi, saygı gibi erdemlerin üzerine kuruluyor. Yeni peygamberler türüyor ya da insanlar eski dinleri yeniden keşfediyor. Kendine dönüyor, içine kapanıyor, yalnızlaşıyor. Dinleri adına cinayet işleyebiliyor, topluca intihar ediyor, yüzlerce insan tek bir düğmeye dokunarak katledilebiliyor. Teknoloji hızla değişiyor.
Sanat son hızla gelişiyor, değişiyor insan beyni yeni buluşlar peşinde koşuyor. Kurulan hayaller gerçekleşiyor. Kitaplar toplatılıyor, kitapları yazanlar hücrelere kapatılıyor. Ağzı, dili bağlanıyor sanatçının. Bilgisayar yardımıyla yüzlerce kitap basılıyor ama okunacak kitap o kadar az ki artık. El sanatlarının yerini makine sanatları alıyor. Hayat çok kolaylaşıyor. Kolay hayatın içinde yaşamak zorlaşıyor. Hızlıyız ya gözden kaçırıyoruz güzellikleri.
Düzen değişiyor. Hız çıldırtıyor insanı. Kör, sağır, dilsiz insanlar koşuşturuyor sokaklarda. Hep bir yerlere yetişme çabası içindeler. Hep daha fazlası’… Daha büyüğü’… Daha pahalısı’… Kaybettikçe kazanmak, kazandıkça daha fazla kazanmak’… Kumar oynar gibi yaşıyoruz. Hiç kimse kalabalığın içinden çıkıp ’“ Kral Çıplak’” diye bağıramıyor. Daha büyük topraklara sahip olmak’… Daha çok insan öldürmek’… Daha çok para kazanmak’… Daha çok genç, çoluk, çocuk öldürmek’… Fotoğraflar geçiyor gözlerimin önünden.
Kucağında minik ölü bir bedenle koşan anneler’…
Paraşüt ile inen misket bombalar, altında umutla bekleyen çocuklar
Yıkıntıların içinden uzanan bir el’…
Havada patlayan uçaklar’…
Çarpışan trenler’…
’…’…’…’…’…’…!!!!
Görmemek, duymamak, konuşmamak mümkün mü?Bu sonneti yeniden hatırlatmak istedim. Yüzyıllar önce yazılmış olduğuna inanamıyorum. Sanki dün kaleme alınmış gibi. O günden bu yana ne çok şey değişmiş ama insanlık bir arpa boyu yol ilerleyememiş. Olduğumuz yerde duruyoruz ve hala aynı şeyler adına savaşıyoruz. Sanırım o günden bu yana hatta ilk insanlardan bu yana değişmeyen ve aynı saflığını, temizliğini koruyan tek şey var: AŞK’…
’“Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan vazgeçtim ama,
Seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.’”
İnançlarımız yetmiyor artık bize. Yeni dinler, yeni öğretiler. Hepsi kardeşlik, onur, hümanizm, sevgi, saygı gibi erdemlerin üzerine kuruluyor. Yeni peygamberler türüyor ya da insanlar eski dinleri yeniden keşfediyor. Kendine dönüyor, içine kapanıyor, yalnızlaşıyor. Dinleri adına cinayet işleyebiliyor, topluca intihar ediyor, yüzlerce insan tek bir düğmeye dokunarak katledilebiliyor. Teknoloji hızla değişiyor.
Sanat son hızla gelişiyor, değişiyor insan beyni yeni buluşlar peşinde koşuyor. Kurulan hayaller gerçekleşiyor. Kitaplar toplatılıyor, kitapları yazanlar hücrelere kapatılıyor. Ağzı, dili bağlanıyor sanatçının. Bilgisayar yardımıyla yüzlerce kitap basılıyor ama okunacak kitap o kadar az ki artık. El sanatlarının yerini makine sanatları alıyor. Hayat çok kolaylaşıyor. Kolay hayatın içinde yaşamak zorlaşıyor. Hızlıyız ya gözden kaçırıyoruz güzellikleri.
Düzen değişiyor. Hız çıldırtıyor insanı. Kör, sağır, dilsiz insanlar koşuşturuyor sokaklarda. Hep bir yerlere yetişme çabası içindeler. Hep daha fazlası’… Daha büyüğü’… Daha pahalısı’… Kaybettikçe kazanmak, kazandıkça daha fazla kazanmak’… Kumar oynar gibi yaşıyoruz. Hiç kimse kalabalığın içinden çıkıp ’“ Kral Çıplak’” diye bağıramıyor. Daha büyük topraklara sahip olmak’… Daha çok insan öldürmek’… Daha çok para kazanmak’… Daha çok genç, çoluk, çocuk öldürmek’… Fotoğraflar geçiyor gözlerimin önünden.
Kucağında minik ölü bir bedenle koşan anneler’…
Paraşüt ile inen misket bombalar, altında umutla bekleyen çocuklar
Yıkıntıların içinden uzanan bir el’…
Havada patlayan uçaklar’…
Çarpışan trenler’…
’…’…’…’…’…’…!!!!
Görmemek, duymamak, konuşmamak mümkün mü?Bu sonneti yeniden hatırlatmak istedim. Yüzyıllar önce yazılmış olduğuna inanamıyorum. Sanki dün kaleme alınmış gibi. O günden bu yana ne çok şey değişmiş ama insanlık bir arpa boyu yol ilerleyememiş. Olduğumuz yerde duruyoruz ve hala aynı şeyler adına savaşıyoruz. Sanırım o günden bu yana hatta ilk insanlardan bu yana değişmeyen ve aynı saflığını, temizliğini koruyan tek şey var: AŞK’…
’“Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan vazgeçtim ama,
Seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.’”