RÖPORTAJLAR
6 Mayıs 2015 Çarşamba

İzmir değil, bölge milliyetçiliği!

7 Mayıs’ta başlayacak büyük iş zirvesi öncesi Gönül Soyoğul sordu, BASİFED Başkanı Levent Akgerman yanıtladı.

İzmir değil, bölge milliyetçiliği!

İzmir’de yarın başlayıp iki gün sürecek ‘Ortak Platform İş Zirvesi ve Sektör Tanıtım Günleri bahane, zirveyi düzenleyen Batı Anadolu Sanayici ve İşadamları Dernekleri BASİFED’in genç başkanı Levent Akgerman ile konuşmak şahane’ babından yola çıkıp Akgerman ailesinin iş konutunun yolunu tuttum. Hem siyasetten kaçmak, hem geç kaldığım bir tanışmayı gerçekleştirip genç Akgerman’ı tanımaktı amacım, hem de bu zirvenin İzmir’e ne katacağını öğrenmek. ‘Konuş konuş nereye kadar’ mı dedirtecekti bu zirve, yoksa adının hakkı verilebilecek miydi?

Her karşılaşmayı/söyleşiyi, hele ilkse, biraz da tartıya çıkmaya benzetirim ben. Bu da öyle oldu zaten. Adı konmamış sözcüklerle tarttık birbirimizi. Cümlelerini kadife eldivenlere saran, her cümlesinin hesabını zihninde hızla süzüp öyle ortaya koyan, hem ailesinin ağırlığına, hem de siyasetin seçim ateşiyle harlı olduğu döneme uygun konuşan zeki, eğitimli, olumlu bir portre oluştu kafamda. Harala gürele, bağırışlı çağırışlı ortamlarda size sürekli ‘sakin olmayı, yapıcı olmayı’ fısıldayan/öğütleyen, kimseyi kırıp incitmeden iş yapmanın inceliklerini hatırlatan duru ifadelere sahip insanlardan biri olduğunu düşündürttü bana.

BASİFED Başkanı Levent Akgerman’la söyleşiye, Ege Bölgesi iş dünyasını gelecek vizyonuna taşımayı hedefleyen, yeni ufuklar arayanlara seslenecek Ortak Platform İş Zirvesi ve Sektör Tanıtım Günleri’nden başladık, siyasetin sularında ‘temkinli’ dolaştık, biraz ülke, biraz İzmir ekonomisi konuştuk, burjuva terminolojisinin bile üzerinden geçtik. Okuma keyfini de her zamanki gibi size bıraktık…

 
GÖNÜL SOYOĞUL: 7 Mayıs’taki zirveyle başlayalım. Bu zirve İzmir’e ne katacak?

LEVENT AKGERMAN:
Federasyon olarak 10 dernekten müteşekkil bir örgütüz. Bizim bağlı bulunduğumuz bir de konfederasyon var. TÜRKONFED 2003 yılında kuruldu ve BASİFED yani bizim federasyonumuz da kurucu federasyon olarak örgütledi. O zaman 5 federasyon ve 1 dernekle beraber başladık bu işe TÜSİAD’la beraber. Sonra zamanla bu iş federasyonların daha yeni federasyonlar doğurması suretiyle çoğaldı ve 23 federasyon TÜRKONFED’in çatısı altında faaliyet gösterir hale geldi. İlk başladığında Çanakkale’den Antalya’ya kadar derneklerimiz BASİFED’in çatısı altındalardı. Ve bu son dönemde İzmir hinterlandında kalan özellikle sektörel dernekler diyeyim, dericiler, Ege Otomotiv Derneği bizde, alüminyum kaplamacıları bizde, iki tane kadın derneği bizde, organize sanayicilerinden bir dernek bizde. EGİAD, ESİAD, İSİAD zaten bilinen dernekler ve bu derneklerin bir arada olduğu federasyonda bir heyecan getirme ve varoluş amacına hizmet etme kaygısı vardı. Bu kaygıyı giderebilmek için biz, ‘dernekler zaten kendi çalışmalarını yapıyorlar. Bir şey yapalım ama adam akıllı yapalım’ dedik. Derneklerin yaptığını tekrar yapmayalım. Benim o konuda zaten kesin bir inancım var. Mükerrer faaliyetler hem derneklerin kaynaklarından, hem de zamanından yiyor. Onun için biz burada TÜRKONFED ne koymuş ortaya, onları derinlemesine çalışalım diye düşündük. TÜRKONFED 2013 Aralık’ta bir çalışmayı kamuoyuna sundu. Bu da orta gelir tuzağıyla ilgiliydi. Orta gelir tuzağı ciddi bir sıkıntı Türkiye’de ve 2013 Aralık’ında söylediklerimiz maalesef siyasi gündemin arka planında kalması sebebiyle, geçtiğimiz 3-5 sene daha iyi değerlendirilebilir durumdayken bu değerlendirilemeyince bunu kaçırdık. Fakat biz konuda ısrarcı bir şekilde diyoruz ki, bu orta gelir tuzağından çıkmak için orta ve uzun vadeli programların, reformların yapılması, hayata geçmesi lazım.

SOYOĞUL: Burada bir parantez açmak istiyorum. Daha doğrusu sizden ‘orta gelir tuzağı’nı açmanızı rica ediyorum. Bilmeyenler için aydınlatıcı olabilsin, son günlerde sıkça duyulan bu terimi anlatır mısınız?

AKGERMAN:
Orta gelir tuzağından kastımız şu. Basit anlamıyla söyleyeyim, Türkiye yeni yatırım çekmekte zorlandığı gibi katma değeri yüksek sanayide de dönüşümünü sağlamakta çok zorlanıyor. Ve gelen yatırımın maalesef katma değeri yüksek ve nitelikli yatırım az. Hep bildiğimiz eski sanayi, konvansiyonel sanayi ve hizmet sektörleri. Bu, şunu yaratıyor. Kişi başı gelire baktığınız zaman 10 bin dolara takıldık kaldık. Bu aslında istatiksel bir rakam. O 10 bin dolar rakamına baktığınız zaman senelerdir artık kişi başı gelirin artmadığını görüyoruz. Elinizdeki mevcut sanayi envanterinde yaratılan katma değerin hem kapasite limitlerine, hem de verimlilik limitlerine dayanmış durumdayız. Ve kapasite artırılarak da aslında sadece enflasyonu yenebiliyorsunuz. Enflasyonun üzerinden bir büyümeyi ancak marjinal olarak sağlayabiliyorsunuz. Ve bu ciddi katma değer yaratan, daha çok karlılık yaratan sanayi ve hizmetlerin olmadığı bir ortamda, maalesef ülke olarak zengin ülkeler sınıfına veya daha yüksek gelir seviyesine sahip ülkeler sıralamasına giremiyoruz. Güney Kore’yi örnek alalım. Güney Kore bunu nasıl aştı. Katma değeri yüksek bir telekom sektörü var. Markaları malum.  Ve burada çok başarılılar. Hem ölçeği, hem de teknolojiyi çok iyi kullanıyorlar. Ve dünyayla rekabet edebilir düzeydeler. Biz ne yapıyoruz? Biz dünyada rekabet etmekte geri kalıyoruz. Dünyada rekabeti fiyat olarak aldığınız zaman işte ihracatta kilo başı 1 buçuk dolara takılıp kalırsınız. Bizim ihracatımızın ortalama değeri mal başına 1 buçuk dolar. Bunu bizim 6-7 dolarlara çıkarmamız gerekiyor. Bunu nasıl yaparsınız? İnşaat malzemesi satarak değil veya inşaat malzemesinin de katma değeri olanı var onu satarak yine alırsınız ama çimento satarak veya Rusya’ya meyve sebze satarak bunu yapamazsınız. İşlenmiş ürünlere gitmeniz lazım, katma değerli ürünlere gitmeniz lazım. Böylelikle orta gelir tuzağını aşmış olacağız.

SOYOĞUL: Bu zirve bu konuda yol gösterici olacak yani…

AKGERMAN:
Bu zirve onu açıyor. Yapılan zirvelere baktık, inovasyonla ilgili bir zirve yapıyor şimdi Türkiye İhracatçılar Meclisi. Mart ayında İzmir’de yapıldı. Çok da başarılı olundu. Orada yeni fikirler, icat edilen ve keşfedilen yeni fikirlerle tamamen apayrı yeni bir iş oluşturmak.  Biz, mevcut iş modellerini, mevcut işlerimizi yeni iş modelleriyle modifiye etmekten bahsediyoruz. Çanakkale Seramik örneği var. Bizim, sektörlerimize bu tip örnekleri göstererek, bakın ‘sizlerin de yapabileceği alanlar var’ dememiz gerek.

SOYOĞUL: Zirveler, konferanslar, paneller… Sadece ekonomide değil, pek çok alanda bu tür organizasyonlar yapılıyor. Bu konuşmalar, altı çizilenler… Aksaklıkları, eksiklikleri duyması ve düzeltmesi gerekenleri etkiliyor mu? Bir faydası oluyor mu?

AKGERMAN:
Ben bunu bir bardakta damlaya benzetiyorum. Bir bardakta damla akıtırsınız sonra dolar taşar o damla ve etkisini etrafa vermeye başlar. Ben de böyle bakıyorum. İnovasyon zirvesi olsun başka zirveler olsun, bu tip söylemlerin sürekli tekrar edilmesi, sonuçta etki analizine bakarsanız orta vadede bir sonuç çıkarabilecek noktaya getiriyor bizi. Çünkü insanlar aynı retoriği konuşmaya, aynı terminoloji kullanmaya başlıyorlar. Kullandığınız dil benzeşiyor. Bunun için zaman gerekiyor. Ve bunun için herkesin tüm paydaşların farkındalığının artırılması gerekiyor. Bu geceden sabaha olacak bir inisiyatif değil. Bu zaman alan bir şey. Bizim burada üzerimize düşen, eski konvansiyonel sanayicilerin bunun farkında varması ve bu alanlarda yatırım yapması. Kendi işinde yeni bir alan görmüyorsa bunu yapan farklı firmalar var ve bizim haberimiz olmadan teknoparklara gidiyor. İtalyan firma yatırım yapıyor ama İzmirli sanayicinin, sermayedarın haberi yok. Bu zirve ile aynı zamanda ikinci bir hedefimiz de bu sermayedarları yani üyemiz olan 10 kuruluşun üyelerini getirip, ‘bakın bunlar oluyor. Siz yatırım yapabilirsiniz. Niye Allah’ın İtalyan’ı gelip burada bu işe yatırım yapsın ve nemasını alsın, Türk yatırımcı nemasını alsın…’ Bakış açılarını genişletmeye çalışıyoruz

SOYOĞUL: Peki bu Allah’ın İtalyan’ı geliyor da İzmir’e, niye bizim yatırımcılarımız gelmiyor? Bilgilendirme eksizliği mi, nedir? Davet mi bekliyorlar? Ya da İzmir bu anlamda cazibe merkezi mi değil?

AKGERMAN:
Öyle düşünmüyorum. Demin verdiğim örnekte İtalyan firma gelip yatırım yapmış. Demek ki yapılan iş önemli.

SOYOĞUL: İtalyan firma kendiliğinden mi gelmiş, yoksa onu birileri ‘gel, bak’ diye davet etmiş, dikkati çekildiği için mi İzmir’i seçmiş?

AKGERMAN:
Öyle olmamış. Kendiliğinden gelmiş ve bunları tespit etmiş. Sektör çok önemli. Bunu Türkiye’de bir tek mesela bu firma başladıysa İzmir’de İtalyan onu bulur. Yabancı gelir onu bulur. Bizim eksikliğimiz şu. İzmir’le alakalı şu sıkıntıyı yaşıyoruz: Yeni iş sahaları, yeşil yatırım dediğimiz sıfırdan yatırım, orada eksikliğimiz var. Orada şehrin tanıtımıyla ilgili eksikliğimiz var demektir. Ama işe başlamış, üç beş mühendisin bir araya gelip işte bütün sermayelerini oraya yatırıp başlattığı şirketler var. Bu şirketler ise gerçekten çok büyük bir gelecek vaat ediyorsa, bunları zaten yabancı gelir alır. Bizim buradaki amaçlarımızdan üçüncüsü de ikinci gün yapacağımız panellerde 3 tane fon var. Bu 3 fon İzmir’de zaten şirketlere yatırım yapmış olan fonlar. Bu fonlara biz ‘230 üyemiz sergi alanında ürünlerini sergiliyorlar. Onları tanımaya çalışın’ diyeceğiz. Onun dışında üyelerimizi çağıracağız eğer sergi alanında yoksa, ‘siz onlarla görüşmek istiyorsanız gelin ikili görüşmeler ayarlayalım ve ölçeğinizi büyütün’ diyeceğiz. 


SOYOĞUL: Eksiğimiz ne?

AKGERMAN:
Şu eksikliğimiz var, İtalyanlar da öyledir. İtalya’ya gittiğim zaman mesela KOBİ’ler işini bırakıp gelemez. Çünkü işinin başında olması lazım. Vakti yok adamın. Yöneticisi yok, genel müdür tutacak bir fonu, sermayesi yok. Biz gittiğimiz zaman onlarla konuşamıyoruz. İtalyan firmaların en büyük derdi o. KOBİ’ler aynı boyutta kalıyor ve büyüyemiyorlar. Bizim de KOBİ’lerimiz aynı şekilde. Ölçek olarak büyüyemiyorlar. Ve kendilerine vakit ayırıp kendilerini geliştirmek için zaman harcayamıyorlar. İki günlük programda biz üyelerimize ‘Burada çok önemli bir sayıda firma gelecek. 2 gününüzü ayıracaksınız. Büyümek istiyorsanız risk almak istiyorsanız bunu yapın. Risk almak istemiyorsanız siz bilirsiniz’  dedik. İzmir’i genellemek yanlış olur. İzmir’de risk almak isteyen var, risk almak istemeyen var. Risk almak istemeyenlerin çok olduğu üzere İzmir’in yeni yatırım alanlarında yeni yatırım yapamadığını görüyoruz ama işte bir TURCAS-SOCAR, Vestel, İzmir demir-çelik örneği var. Arkas örneği var. Bunlar biraz da ekonominin getirdiği şartlardan büyüme imkanı bulabilmişler. Demek ki burada böyle bir imkan var. Bu da risk almakla alakalı. Siz ne yapmak istiyorsunuz, ben turizmde büyümek istiyorum dediğinizde o zaman otel açacaksınız, yatırım yapacaksınız. Burada iş biraz işadamlarına düşüyor.

SOYOĞUL: BASİFED’e bağlı 10 dernek, yaklaşık 2 bin üyeniz var. Bir yıldır başkansınız; burada ortak talep, öne çıkan sıkıntılar neler?

AKGERMAN:
BASİFED’in yönetim kurulunda 4.dönemim. 3 dönem yönetim kurulunda yer aldım. Değişik üyeler gördüm. Bodrum Sanayici ve İşadamları Derneği’nden, Çanakkale’den, Balıkesir’den, Antalya’dan… Onlar yeni federasyonlar kurup ayrıldılar fakat bizim buradaki derneklere dönüp bakınca şu eksik var. Beraberce bir şey yapmak güzel, fakat herkes kendi derneğinin derdinde. Diyor ki, ‘benim bütün odaklanmam ve gayretim kendi derneğimde’ çok normal ancak iki kere düşünmeye itiyorum ben dernekleri. Diyorum ki ‘Burada sizin yaptığınız bir çalışma var. Mükerrer, benzer bir çalışma var. Gelin şunu tek çatı altında yapalım.’ Bu iş zirvesi de öyle çıktı ortaya zaten. Yoksa daha evvel bu olamadı. Olmadığı için de zaten bir aidiyet gelişemedi. Bu dönemin en büyük misyonu o. Bu aidiyet duygusunu kazandırmak. Bu dernekler kültürel ve yapısal olarak farklılıkları olan dernekler. Bir kısmı daha üst sermayeyi temsil ediyor. Uluslar arası firmalar var. Diğer yandan EGİAD gibi daha dinamik, genç ama tüm skaladan iş insanlarının olduğu bir dernek. İZSİAD’ın daha farklı bir tabanı var. Herkesin tabanı farklı farklı olduğu için menfaatler örtüşmüyor. Zaten örtüşmediği için de herkes kendi seçildiği dernekte, o dönemde kendini ve derneğini göstermek gayretinde. Bu çok normal. BASİFED’e hiçbir zaman sıra gelmiyor. BASİFED’e sıra gelmesi için ben şöyle bir şey önerdim, gittikçe STK’lar mali olarak da kendilerini ayakta tutamaz hale geliyorlar. Katılımcı dernekler diyor ki ‘biz size aidat ödeyeceğiz. Siz de TÜRKONFED’e aidat ödeyeceksiniz. Peki ben ne alıyorum buradan?’ Ne koyarsan onu alırsın. Dernek olarak bir şey koyacaksınız ki karşılığında bir şey alın. Bu da onun denemesi olacak. İş günleri en büyük sınavımız olacak. Orada küçük derneklerimiz kendilerine bir şeyler alabiliyorlarsa ve bunu koyabiliyorlarsa, onun karşılığını alacaklardır. Belki tek başına bazı derneklerimiz bunu karşılayamayabilir, iş zirvesin bütçesi 250 bin lira. 250 bin liralık bir organizasyonu gerçekleştiremeyecek, bu gerçekleştirilmiş. Siz bundan faydalanacaksınız. Faydalandığınız zaman buradan bir şey aldığınızı hissedeceksiniz. Diyecek ki bazı dernekler, ‘benim en az 2-3 üyem iş ortaklığına girdi, buradan finansman sağlayabildi’ Etki analizi budur. Etki analizimizi, değerlendirmemizi yapacağız 6 ay sonra takip edeceğiz yapılan görüşmelerin neler olduğunu. Bir anlamda amacım TÜRKONFED platformunu kullandırmak. 23 tane konfederasyon üyesi var farklı bölgelerden. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bir projesi var. Bölgesel ortak gelişim projesi… Doğuya güneydoğuya gidip İzmirli girişimciler, kendiyle iş yapmak isteyenlerle işe atılacak. Burada maliyetlerden sıkıntı duyan gidip orada iş yapabilecek. Bizim üyelerimiz içinden de böyle üyeler çıktı. Atölyeler açtılar. Orada bir iş gücü var. Bizim hizmet sektöründe iş yapmak isteyenler bundan faydalanacak. Kurumsal ilkeleri anlatmaya çalışıyoruz. Bununla ilgili seminerler, destek programları var. Avrupa birliği programları var. Kapılar sonuna kadar açık. TÜRKONFED sonuna kadar fayda sağlatmaya çalışacağım. Ama bizim İzmirlimiz de kendi yolunda kulvarında ilerleyip bir şeyler yapma derdinde. Onun için bu sefer genel kurula İzmir’den 2 tane değil 3 tane üye koymak için çalışmam olacak.

SOYOĞUL: Girişimcilik deyince eskiden İzmir akla gelirdi. Öncü kent olmakla övünürdük. Çarkların ağır dönmesi sizce neden? Bunu aşmak için her STK’nın üstüne düşeni yapması gerekir, ne diyorsunuz?

AKGERMAN:
Aslında burada çok büyük fırsatlar var. Türkiye’de İstanbul’la kıyaslamamak lazım. İstanbul farklı bir arena. Nüfusu İzmir’in 3-4 misli. 14 milyon talep var. Böyle olunca bütün arılar oraya üşüşür. Onun için Kocaeli, Gebze, Tekirdağ tarafı fabrikalarla doludur. Ben İzmirliliği tartışmak istemem. Bölgeselliği tartışmak isterim. Manisa Organize Sanayi Bölgesi de üyemizdi. Çok da dostane bir dernektir. Ayrıldı. Kendi taktiridir ama bizim Manisa’yı ayrı görmememiz lazım. Bir Aydın’ı, Kuşadası’nı niye ayrı göreyim? Bu kapsayıcı rolden çıktık. İstanbul’da üretici zoraki Kocaeli’ye, Gebze’ye gidiyor. İstanbul belli, kaçıyorlar oraya. Biz de Manisa’ya gittiği zaman teşvikle ilgili hiç söz edilmemesi lazım. Çünkü Manisalı geliyor parasını yine burada harcıyor. İhracat yaparken bu limanı kullanıyor. Katma değeri bu bölgeye kalıyor. Manisa’ya yapılan, Aydın’a yapılan yatırımın İzmir’e güç kattığını düşünenlerdenim. Bir hinterland olarak bakıyorum. Onun için İzmir milliyetçiliğine değil bölge milliyetçiliğine bakıyorum. Burada belli bir hava var. Etraf illerinden solunduğuna da inanıyorum. Girişimcilik ruhunda şunu tespit etmek lazım; yurt dışında da görüyorsunuz, belli sektörlerde öne çıkan ürünler var.   İzmir’de ne var? Turizm var. Yatırımcı grubu otellere yatırım yapıyor. Geçen gün DEİK’ten geldiler. Bodrum da veya İstanbul’da yatırım arıyorum dediler. Çeşme ve İzmir’e hiç girmiyor. İzmir’de otel açığı var. Bizim İzmir’i tanıtım noktamızda demek ki büyük sıkıntılar var. İzmir’de otel açığı varken yatırımcıyı çekemiyorsak, burada bir soru işareti var. İnsanlar Bodrum’u ikinci bir üs haline getirdi. Alaçatı’ya bu kadar insan geliyor. Gelenleri biz nasıl ağırlıyoruz? Ne kadar kol kola giriyoruz? Bu çok önemli bir nokta. Alaçatı’ya İzmir dışından yatırım yapan insanlara ne kadar kucak açıyoruz? Bunlar sosyal açıdan çok önemlidir. Bunları yapmak lazım. Tarım; girişimcilik için çok büyük fırsatlar var. Biotarımda olsun, ölçekle büyütülecek tarımda olsun yapılacak çok işler var İzmir’de. İzmir’de tarımda toprak kısıtlı diyoruz. Aslında toprak kısıtlı. Manisa’ya gideceğiz. Bergama’ya gideceğiz. Kuzey aksı var. Ben her zaman şunu savundum; şehri merkezileştirme. Yoğunluğu yayalım. Bunun temelinde toplu taşıma var. Batı aksına doğru da bunu kuvvetlendirmemiz lazım.

SOYOĞUL: Bir süre önce röportaj yaptığım ekonomi profesörü Yaşar Uysal, tarımın kesinlikle İzmir ve Ege’nin itici gücü olması gerektiğini savunmuştu. Bu konuda bir çalışma var mı planlarınız arasında?



AKGERMAN:
Böyle bir çalışma yapıldı. Sektörel çalışmalar derneklerimiz tarafından yapılıyor. Mesela EGİAD inşaat ile yaptı, tarımla ilgili yaptı. Şimdi bunları çoğaltmak lazım. Mesela Dimes meyve sularının buraya gelip yatırım yapması muhteşem bir şey. Tokat’ta büyümüş bir firmanın İzmir’de bir fabrikası var. Bunu örnek olarak çok iyi göstermek lazım. Biz hep kendi aramızdaki 10 kişi arasında gidip geliyor. Bilmediğimiz, tanımadığımız, ön plana çıkarmadığımız çok sayıda iş insanı var İzmir’de yaşamayan. Bu insanları ön plana çıkarmakla başlayalım işe. Bunun için de bence basının üzerine bir görev düşüyor. Bunların iyi araştırılması, basının ön ayak olması gerekiyor. Şimdi 10 dernek zaten bizim alanımız. Bu derneklere üye olabilmeleri için biz de antenlerimizi açıyoruz kimleri üye yapabiliriz diye. Bu iş insanlarını daha çok konuşturmamız, onları rol model olarak insanların önüne koymamız lazım. Ölçekli bir tarım yatırımı konusunda bir süredir bilgim yok. Tarımda şöyle bir şey var, ölçek kullanmak ve kooperatifleşmenin üzerinde artık şirketleşmek ve tarım cihazlarını yenileyerek bir şekilde bu işi büyütmek. Tabii orada parçalı arazi sorunu var. Parçalı arazi sorunu da Burgonya bölgesi gibi. Burgonya bölgesinde de parçalı arazilerden dolayı doğru dürüst şarapçılık yok ama Bordeaux’da öyle değil mesela. Böyle sorunlar var. Bunları bir kere halletmemiz lazım.

SOYOĞUL: Özel sektör, yerel yönetim ve hükümet; bu üç ayak ne kadar uyum içinde olursa, ilerleme o kadar sağlıklı ve hızlı oluyor. Siz özel sektörün eksik yanlarını söylediniz. Yerel yönetim ve hükümet ayağı için ne söyleyebilirsiniz? Bu üç ayak nasıl uyum içinde yürüyebilir ya da bu bölgede iyi yürüdüğünü söyleyebilir misiniz?

AKGERMAN:
Ortada de facto bir durum var. Çağımızda artık yerinden yönetim var. Bölgesel yönetimlerin ağırlık kazandığı bir dünyada yaşıyoruz. Sınırların ortadan kalktığı, önemsizleştiği bir dünyada yaşıyoruz. Dünya yerinden yönetime gidiyor. Dünya buna giderken eski Türkiye’nin merkezileşme projesinin sonuç vermediği ortada. Burada yerel yönetimleri kuvvetlendirmek gerekiyor. Yerel yönetimleri kuvvetlendirdiğiz, yerelde karar alma kapasitesini artırdığınız vakit, yerel yönetimlere inisiyatif ve karar almak yetkisi verdiğiniz zaman işin rengi değişir. Ama maalesef o yöne gitmiyor. Biz bu yöne gitmesini istiyoruz. Burada en büyük sıkıntı bu. Ben Aziz Başkan’ın ne kadar çabaladığını görüyorum. Önündeki bariyerleri, sıkıntıları görüyorum. Ben ortak bir şey yapmak istediğimde aslında açık olmayan bir taraf yok. Merkezi hükümet de bazı noktalarda yapıcı. Bunu da kabul etmek lazım. Bu yapıcılık çerçevesinde bazı dönemlerde seçime gidilirken örneğin biraz daha dişler/tırnaklar çıkar. Onlar olabilir. Bizim burada İzmir’i düşünmemiz gerekiyor. İzmir’i düşünmemiz için de yerel yönetimlerin güçlü olması lazım. Siyasi kavgaya ve ranta heba edilmemeliyiz biz. Ben buna inanıyorum. Bu noktada yerel yönetimlerin de kendisini gözden geçirerek sadece merkezi yönetimi bir bahane olarak kullanmaktan da kaçınması gerekiyor. Bu tip şeyler, gözden kaçırmalar zaman zaman oluyor. Ama herkesin dürüst olması lazım. Çünkü İzmir halkı dürüst olana puan veriyor. Aziz başkanımız çok dürüst bir insan. Herkes dürüst, bir şeyler yapmaya çalışıyor ama bu çabaları ben sadece İzmir için değil her yerde görüyorum. Her yerde şanslar başka şekilde gidiyor çünkü hem yerel yönetim hem merkezi iktidar aynı partiden olunca çok farklı oluyor. Bizim gibi illerde bu kendisini gösteriyor, zarar veriyor. Bunun aşılması gerekiyor.

SOYOĞUL: Önceki BASİFED Başkanı Sayın Sıtkı Şükürer görevi size teslim ederken yaptığı konuşmada ‘Sivil toplumculuğun tadının kalmadığını’ söyledi. Gerçekten öyle mi? Dışardan bir gözlemci olarak, ben de aynı tatsızlığı hissediyorum; sivil toplum örgütlerinin etkisi kadar etkili olamadıklarını görüyorum.

AKGERMAN:
Doğru bir tespit. STK’lar gönüllüğü esas alan kurumlar. Gönüllü olmayan odalar ve borsalar dışında bir şeyler yapmaya çalışan… Kıt bütçelerle bir şeyler yapmaya çalışan dernekler. Zaten BASİFED’in inisiyatifinin bu dönemde etkisinin artmış olmasının ardında yatan gerçek de bu. Bunu kabul etmek lazım. Biz zaten burada kaç kişiyiz. Birbirimize destek olmamız lazım. STK’nın olumlu taraflarını da konuşalım. Olumlu yönlerinin kritiğini ortaya çıkararak yaptığınız ve ilişkilerinizi bu yönde kurduğunuz için, bence herkes kazanacak. STK’nın ruhunu zedeler diye bir dönem aksettirmek bir nebze doğru ancak STK’larımızda şu eksik: Şikâyet. Biz şikâyet mercii olmak yerine konfederasyonlar olarak rapor hazırlıyoruz. Kadınlarımız ve kadınlarımızın istihdamı ile ilgili; iki ciltten oluşuyor bu. Hemen Ankara’dan bize ‘Bizim de bu yönde çalışmalarımız var, bize destek olursanız seviniriz’ diye mektup geliyor. Yani, bu iletişimi takip etmek lazım. Bir kere Ankara’ya gidiyoruz ve geri dönüyoruz. Zaten biz oraya dosya da bırakmıştık. Onlar çok yoğun, Arayıp soracaksınız. Bıkmadan, usanmadan, kızmadan süreci takip ediyorsunuz. Birbirimize saygı göstermek zorundayız. Kaç tane milletvekilinin peşinden koşuyoruz? Kaç kere milletvekilinden talepte bulunuyoruz? 1 talebi kaç kere tekrar tekrar yineliyoruz sorumlu milletvekiline ve ya bakana. Üst üste ve mükerrer bir faaliyette bulunmamız lazım. Bir şeyi istiyorsak bir kere istemekle olmuyor.

SOYOĞUL:
Geçmişte sivil toplum kuruluşları bağırarak, biraz sesini yükselterek derdini anlatıyordu. Şimdi siz diyorsunuz ki, ‘biz o derdi gene anlatıyoruz ama farklı yol ve üsluplar ile…’



AKGERMAN:
Dikkat çekmek ve basında spekülasyon ve sansasyonel slogan atmakla STK’ların değeri yükselmez. Ben buna inanıyorum. Bir STK’nın değeri, sonuç almak. Bir şeyden sonuç almak istiyorsanız, paydaşlarımı eşdeğer bir çaba içine sokmam gerekiyor. Milletvekillerini, adaylarını, belediye başkanı ve valiyi. Yani siyaset gözetmeksizin herkesi. Böyle bir çalışma var, elini bu taşın altına sokuyor musun? Çalışmalardan sonra ara milletvekilini. Sen seçildin peki ama ne yaptın? İşin takibi. Biz mesela temsilcilerimizi Ankara’ya yolluyoruz. Milletin görevi temsilcilerini 4 yılda bir Ankara’ya yollamak değildir. Milletin görevi, milletvekillerini sürekli denetlemektir. Bunu yapmayan yönetici de, ben öyle bir demeç vereyim ki, yazsınlar gazetede. Bu da manşet olsun. İşte çok iş yapıyor izlenimi olsun. Ben buna katılmıyorum.

SOYOĞUL:
Siz üçüncü kuşak Akgerman’sınız. Ekonomide ön planda olan İzmir’le ilgili bir ailesiniz. Sizce Türkiye’de, İzmir’de burjuva var mı? Ertuğrul Özkök, bir süre önce ‘müzayede burjuvazisi’ diye bir yazı yazmıştı; ‘burjuva olmak tablo almak değil. Tablo almak kadar tavır da alın arkadaş’ diyordu o yazıda. TÜSİAD ekseninden giderek, iş dünyasındaki sessizliğe eleştiriydi yazının özü. Sizin söylediğiniz yol da çok değerli ama ses de gerekmiyor mu sizce?

AKGERMAN:
Özellikle 19. yüzyılın sonunda ve son çeyreğinde ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde olsaydı dediğiniz doğruydu. Ama artık dünya öyle bir değişiyor ki Facebook’un yaratıcısı bir çocuk çıkıyor, herkesten daha zengin olabiliyor. Bu arkadaşı burjuva sınıfına koymak hangi kültüre ve değere göre doğrudur veya yanlıştır bilinmez. O dönemin burjuvası tabii her zaman etki eden, Fransa’da İngiltere’de etkili olan insanlar. Şimdi ben dünya üzerinde bir etkisinin kaldığını düşünmeyenlerdenim. Neden, şimdi çoğunluk şeyi geldi. Amerika’da da böyle. Amerika’da burjuva diye tabir edebileceğimiz üç-dört jenerasyonluk ailelerin artık dünya işlerine yönelik ses çıkarmaları veya bir şeyler söyleyebilmeleri pek bir şey değiştirmiyor. Etkisi yok. Dünya artık öyle bir hal aldı ki, sahipsiz halka açık şirketler…

SOYOĞUL:
Burjuva tanımı da mı değişti?

AKGERMAN:
Değişti. Dünyaya yön verenlere bakarsanız eski bankerler olsun şimdi finansı yönetebilenler var perdenin arkasında. Bu finansı yönetebilen belli aileler var. Onların dışında ben pek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Burjuva etkisinin tam tersine halk tarafından tepkiyle karşılandığını, yani burjuvanın geleneksel olarak kendini halktan kopuk bir şekilde konumlandırdığı üzere topluma yarattığı faydanın ancak kendi kurdukları vakıf ve dernekler aracıyla olduğunu düşünüyorum. O vakıflar da ancak yardım dernekleri oluyor, eğitim dernekleri oluyor.. Bunlarla belli bir çapta geliştirdiğini görüyorum. Ve bazı yerlerde yöresel kaldığını görüyorum. Mesela Ayvalık’ta gördüğümüz eğitim için köy almış Sabancı ailesi. Hüsnü Bey Fiba Holding üniversite kuruyor. Bunlar çok önemli. Bunlarla hissettirmek, ufak ufak damla dediğim şeyler var ya birikiyor birikiyor bunlarla zaten etki yaratabilirsiniz. Oturup bu toplumda yaptığınız çalışmanın dışında katkı koymadığınız bir noktada birisi çıkıp bir şey söylerse bunun bir etkisi yok. Siz ne kadar bağırsanız da halkta bunun karşılığının olması gerekiyor. Ben böyle bir sorun görüyorum. Amerika’da da görüyorum bunu. Doğu kültürleri daha farklı. Model aldığımız Güney Kore’de otoriter bir demokrasi anlayışı var ve insanlar ona bağlı. Bizim kültürümüz biraz daha mozaik. Ancak ben burada şunu görüyorum. Burjuvazi gerçek anlamda sosyal yaşamda halkın içinde daha fazla olan insanların daha etkili olan insanların olduğunu görüyoruz. Obama’nın yönetime gelmesi… Bir Afro-Amerikalının Amerika’da başkan olacağı hiç düşünülmezdi. Çünkü artık çoğunluk oyunu oynuyor. Bizim ülkemizde de öyle. Bunu görmemiz gerekiyor. Bizlerin söyleyecekleri halka değil daha teknik konularda bir yönlendiricilik olur. İzmir için bir vizyon çizerken yerel yönetimimiz orada biz kendi görüşümüzü söyleyebiliriz. Onun dışında farklı polemiklere girecek şekilde tasarruf etmek bir etki çıkarmıyor. Ben onu görüyorum.

SOYOĞUL:
Şu anda seçim atmosferindeyiz. AK Parti çok fazla vaat hususuna girmiyor 
ama CHP, HDP ve MHP ekonomik bir takım paketler sunuyorlar. Nasıl bakıyorsunuz?



AKGERMAN:
Bir kere Türkiye’de bir refah artışı kendini belli etti. Bunu görmemiz lazım. İnsanlar hissediyor. Hane halkı borcu attı tamam. Şimdi bir bisiklet çeviriyoruz Allah göstermesin o bisiklet durduğu zaman herkes yerde kalabilir. Bunu önlemenin yolu sürekli büyümeye yönelmek. Bu ülkenin yüzde 6-7 gibi bir büyümeye ihtiyacı var. Milli gelirinizin yüzde 22-23’ünü yatırımlara harcıyorsunuz, yüzde 12 tasarruf ediyorsunuz. Arada kalan yüzde 10’u da sürekli dışarıdan borçlanıyorsunuz. Burada tasarruf söz konusu olmalı. Mesela her telefonu kullanabiliyoruz. Her telefonu herkesin kullanmaması lazım. 6 ayda bir telefon değiştirmemesi lazım herkesin. Biz tasarruf etmeyi bilmeyen her yönden israf eden bir ülkeyiz. Verimlilik hesabının yapılması lazım.

SOYOĞUL:
Partilerin vaatleri biraz israf mı?

AKGERMAN:
Yoo. Mesela Kılıçdaroğlu’nunki. ‘Ben şöyle şöyle hesap yaptım. Bunun bütçeye getireceği ek 50 milyar’ diyor. 50 milyarı başka bir yerden çıkarabiliyorsa ki çıkardığını iddia ediyor, herkesin bu yönde tasarruf etmesi gerekiyor. Ucuz benzin almak istiyorsunuz aile bütçenizi de kısmak durumundasınız. Herkesin yapması gereken bir şey bu. Sadece hükümetin veya kamu bütçesiyle alakalı bir durum değil. 

SOYOĞUL:
Mesela Kılıçdaroğlu’nun TOBB’da yaptığı konuşma bir işadamı olarak size, iş dünyasına yönelik bir heyecan verdi mi?

AKGERMAN:
Sosyal devletin kurumsallaştırma programı bence önemli. Şu anda kurumsallaşmış bir sosyal yardım olayı yok. Sosyal yardım kurumsallaşmalı. Şimdikiler de doğru şeyler yapıyorlar aslında ama bunun artık kurumsallaşması lazım. Bu kurumsallaşma konusunda, aile sigortası dedi ya Kılıçdaroğlu. Bu takip sistemini yapabilirlerse amenna. Toplanan vergiler amacına göre kullanılmalı. Deprem için vergiler toplandı, ne kadarı harcandı? Bunların takip edilmesi lazım. Şeffaflık ve takip edilebilirlik konusunda Kemal beyin konuşması umut vaat ediyor ama ekip önemli. Ben ekibe çok önem veriyorum. Bu ekibi oluşturacak bir liderliği sergiledi mi bugüne kadar? Henüz değil bence.

SOYOĞUL:
Makro bir olumsuzluk var ekonomiyle ilgili. Bunun İzmir’e yansıması nasıl olur sizce?

AKGERMAN:
Ekonomi çarkına baktığımız zaman her zaman yukarı gitmiyor. Bunun sürekli yukarı doğru olacağını söyleyen birisi varsa yanılır. Dalgaları vardır ekonominin. İnişleri vardır çıkışları vardır. Mühim olan iniş çıkışlarda mümkün olduğunda tedbirli olmak ve belli yönlerden reformları yapmış olmak. Sürekli reform yapar hale gelmeniz daha hazırlıklı olabilesiniz. Bu geçtiğimiz 3-4 senede bazı reformları yapamadık. Seçim sonrası en büyük arzumuz eğer şimdiki hükümet devam ederse açıkladığı reform paketlerinin ve 25 öncelikli programı hayata geçirmesi. Bizi bir sonraki dalgalanmadan daha süspansiyonlu bir şekilde aşağıya indiğimiz zaman bizi koruyacak şeyler bunlar. Ben şunu görüyorum. 3-5 senedir reform süreci durdu. Bunun durması inişimizi daha sancılı hale getirebilir eğer önümüzde iniş olursa. Bunu önleyecek şey reformların bir an önce devreye girmesidir. Bu yönde biraz geride kaldık diyebilirim. Bu zirveyi de onun için yapıyoruz. Kilosu 1 buçuk dolardan ihracat yaparken bunu 5-6 dolara çıkarmaya çalışıyoruz ki dışarıdan borç dilenmeyelim. Bana geçen gün kurları sordular. Kurlar normal. Böyle bir ülkede, reformları yapmadığınız vakit yüzde 10 tasarruf açığı olduğu vakit ne olacak. Dışarıdan sürekli borçlanırsanız, kimse size sonsuza kadar para vermiyor ki. Para verdiği zaman bunu geri alacak. 

SOYOĞUL:
Zirveyle başladık zirveyle bitirelim. Siyasiler de zirveyi izleyecek mi zirveyi ya da sizin bir mesajınız olacak mı?


AKGERMAN:
Siyasilerden katılımcılar ikinci gün gelecek. AK Parti ve MHP’den adaylar gelecek. CHP’den de davet ettik fakat Selin (Sayek Böke) Hanım Ankara’da bu tarihlerde. Ben rica edeceğim Zekeriya Temizel’in gelmesi için ki CHP adına da konuşsun. Çünkü biz herkese eşit mesafedeyiz. Adaylar konuşacaklar kendi bakışlarını sunacaklar. Amacımız İzmir’i daha interaktif ve dinleyen bir yapıya kavuşturmak. Bunun için çok çalışmak lazım. İzmirli iş adamı İstanbul’daki iş adamı gibi çalışırsa fazla mesai harcarsa, biraz koşturmak gerekiyor. İstanbul’un iki katı çalışmak gerekiyor; coğrafi ve nüfus anlamında geride kalan İzmir’i tanıtmak için.

 
Sevdim... Kolay vazgeçmem
 
Soma bende yara oldu, kalbimde bir yara…
YORUMLAR
Toplam 2 yorum var, 2 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
muhalif 7 Mayıs 2015 Perşembe 12:54

sanayinin izmirden gittiğini söylemek bence doğru değil.izmirde sanayi hala var.izmirdeki organize sanayi bölgelerine bakmanız yeterli. sn.akgermanın sadece izmir değil,bölgesel olark bakılması gerektiği fikrine katılıyorum. manisadaki sanayi de bir bakıma izmirsanayisi oluyor. yani istanbul-gebze, kocaeli nasıl birleşmiş ise ve bunun kaymağı istanbulda yeniyorsa, manisa ve aydın yani izmir çevresi sanayidninde izmire katkısı büyük.hatta daha iddialı bir çıkış yapayım, istanbul-izmir otoyolu bittiğinde maramarada üretilen malların akışı daha süratli olacak ve lojistiği izmirde toplanacak. o zaman izmir marmara ekonomisinden de pay alacak.

Yorumu oyla      14      2  
smyrnoff 6 Mayıs 2015 Çarşamba 21:54

İyi de hep sanayi ve sanayi kuruluşları üzerine konuşmuş sayın Akgerman ! SAnayi izmirden gideli çok oluyor. bu saatten sonra da sanayiyi döndürmek yanlış olur. Yeni kent merkezi ve orada yapılmakta olan onlarca yatırım izmir bu saatten sonra başta finans ve Fuarcılıga oynuyor.

Yorumu oyla      13      5  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Sevdim... Kolay vazgeçmem
Hanzade Ünuz, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir 1. Bölge milletvekili ...
CHP’yi bölen biz değiliz, Kılıçdaroğlu’dur!
Vatan Partisi Lideri ile 7 Haziran hakkında her şey...
İzmir’de herkes ithal!
Gönül Soyoğul sordu, HDP İzmir 1.Bölge 1.Sıra adayı Ertuğrul Kürkçü yanıtladı...
 
Üzerime beton dökseler...
Hanzade Ünuz, Fark Yaratanlar’da CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray ile ...
İşin sırrı samimiyette
EgedeSonsöz Sohbetleri’ne konuk olan Tunç Soyer, gazeteciler Fahrettin ...
Kadın başkan farkı
Hanzade Ünuz Fark Yaratanlar’da İzmir’in ilk kadın Gazeteciler Cemiyeti ...
 
Lozan Türkiye'nin tapusudur!
Hanzade Ünuz, Fark Yaratanlar’da 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kızı ...
Ben hep şef olmak istedim
Hayat öyküsünden pasajlarda “Annem hayatta olsaydı müzisyen olamazdım” ...
AKP iktidar olursa çok acılar çekeceğiz
Soyoğul sordu, CHP İzmir Milletvekili, aday adayı Moroğlu yanıtladı…
 
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Maaşının yüzde yetmişini halkına bağışlayan devlet başkanı
Erkan SEVİNÇ
Erkan SEVİNÇ
Vali
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
İzmir-İN
Ruhisu Can AL
Ruhisu Can AL
Korona günlerinde küreselleşme ve Big Pharma
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Berberler taş mı yesin?
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Süper bulaştırıcılar
Ahmet Aydın AKANSU
Ahmet Aydın AKANSU
22 saniyede BİR LİTRE SU boşa akarsa...
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Huzurlu olmak
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Yoksulluğun yeni yüzü
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Virüsün öğrettiği dersler ve önlemler
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva