Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Deniz Yücel, partisinin Ankara’daki genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

Yücel, basın toplantısında bir seneden uzun süredir devam eden sürece ilişkin 'şefafflık' çağrısında bulundu.

Barış sürecinin gündelik siyasetin konusu olmaması gerektiğinin altını çizen Deniz Yücel, "Hedeflenen gerçekten ‘barış’ ise sürecin şeffaf yürütülmesi gerekir. Geçmişte yaşanan olumsuz tecrübeler bu tespitlerin en önemli kanıtıdır" ifadelerini kullandı.

Konuşmasına 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne değinerek başlayan Yücel, “Hiç şüphesiz kadın cinayetleri politiktir” dedi.

Yücel, “Kadını çalışma hayatından, sosyal hayattan soyutlayan, kadın erkek eşitliğinin fıtrata uygun olmadığını savunan, kadının tek kariyeri anneliktir diyen, kadını ikinci sınıf insan olarak gören anlayış kadına şiddetin ve kadın cinayetlerinin sorumlusudur. Kadına yönelik her türlü şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesi konusunda devletin kurumlarına aktif sorumluluk ve iş birliği yükümlülüğü getiren İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı kararnamesi ile çıkan anlayış, kadına şiddet ve kadın cinayetlerindeki artışın sorumlusudur. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf olacağımızın, kadını, sokakta, evde, işte her yerde, her türlü şiddetten koruyacağımızın sözünü buradan veriyoruz” ifadelerini kullandı.

“4-5 Kasım 2023 tarihi partimiz ve ülkemiz açısından değişim fitilinin ateşlendiği bir tarihti” diyen Yücel, “Bu değişimin ardından girdiğimiz ilk seçimde milletimizin teveccühüyle Türkiye'nin birinci partisi olmanın haklı gururunu yaşadık” ifadesini kullandı.

Yücel sözlerini şöyle sürdürdü:

“47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin yükselişinin engellenmesi, yerel seçimlerden sonra iktidarın en önemli amacı haline geldi. Bu süreçte bir yandan ekonomik buhranın yıkıcı etkilerini en kötü haliyle yaşayan milletimizin sesi olduk. Bir yandan da ardı arkası gelmeyen hukuksuzluklarla mücadele etmemiz gerekti. Millet iradesini yok sayan, demokrasiye vurulan her darbe karşısında güçlü bir şekilde sesimizi yükselttik.

Kimseyi geride bırakmadan, milletimizle birlikte mücadele ettik. Yalanlar, kumpaslar, iftiralar, akla hayale gelmeyecek senaryolar, art arda gelen şafak baskınları ve algı operasyonları karşısında bir milim geri adım atmadık, arkadaşlarımıza olan güvenimizi kaybetmedik.

Belediye başkanlarımızın tutuklanması ile başlayan süreç kongrelerimize, kurultaylarımıza ve en nihayetinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüzel kişiliğine ve kurumsal kimliğine yöneldi.

Savaş meydanlarında kurulan, köklerini Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinden alan, kurtuluşun ve kuruluşun partisi Cumhuriyet Halk Partisini kapatmayı akıllarından geçirme cüretinde bulunanlara karşı, demokrasiden ve hukuk çizgisinden bir milim dahi sapmadan birbirimize daha fazla kenetlenerek mücadele ettik.

“PARTİ PROGRAMIMIZLA SORUNLARI NASIL ÇÖZECEĞİMİZİ ANLATACAĞIZ”
Partimize yönelen bu saldırıları bertaraf etmek için bir taraftan olağanüstü kurultayımız topladık, bir taraftan da olağan kurultay takvimimizi işlettik. Mahallelerden başlayıp, ilçelerde ve illerde sandık koyduk. 19 Mart süreci sonrasında yaşanan büyük üye katılımıyla 2 milyona ulaşan üyelerimizle seçim yaptık. Şimdi de sıra 39. Olağan Kurultayımızı yapmakta. Göreve geldiğimiz günden bu yana geçen 2 yıla, 1 yerel seçim, 1 tüzük kurultayı, 2 olağanüstü kurultay, 72 miting, sayısız mücadele ve kapsamlı çalışmalar sığdırdık. Bunlardan en önemlilerinden biri de Parti Programımızdı. Uzun bir süredir üzerinde çalıştığımız Parti programımız 28-30 Kasım tarihleri arasında yapacağımız 39. Olağan Kurultayımızla son halini alacak.

Biz halkımızın sorunlarını ve dertlerini de; bunları çözmek için gerekli olan kaynakları da ve imkanları da biliyoruz. Bugün ülkemizde yaşanan sorunların hiçbirinin bu toprakların, bu milletin kaderi olmadığını, bu sorunların hepsinin bir yönetim tercihi olduğunu biliyoruz.

Bugüne kadar bu sorunları sokakta, mecliste, mitingde, meydanda her platformda dile getirdik. Halkımızın sesi olduk. Bundan sonra ise 39. Olağan kurultayımızda kabul edilecek olan parti programımızla, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, iktidara geldiğinde bu ülkedeki sorunları nasıl bir bir çözeceğini anlatacağız.”

"SANDIKTAN ÇIKAN İRADE ZİNDANLARA ATILIYOR"
Yücel, “19 Mart hukuk darbesiyle ete kemiğe bürünen, şiddetini her geçen gün daha da arttıran sistematik bir hukuksuzluğun içindeyiz. Millet iradesi yok sayılıyor, sandıktan çıkan irade zindanlara atılıyor” dedi.

“Mutfaktaki yangın, sokağın sesi ve halkın çaresizliği sarayın umurunda bile değil” diyen Yücel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere bu ülkede hiç kimsenin can güvenliğinin kalmadığını, her gün birbirinden acı olaylarla tecrübe ediyoruz. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul Fatih’te 4 kişilik Böcek ailesi, kaldığı otelde zehirlenerek hayatlarını kaybettiler. Şanlıurfa’da 15 yaşındaki Muhammet Kendirci, marangoz atölyesinde iş arkadaşı tarafından hava kompresörü ile işkence yapılarak hayattan koparıldı. Kocaeli Gebze’de evlerinde otururken, metro inşaatı nedeniyle çöken binada 4 kişilik bir aile hayatını kaybetti. Yine Kocaeli'nin Dilovası ilçesinde, parfüm imalathanesinde çıkan yangında biri 16, biri 17 ve biri de 18 yaşında olmak üzere 7 canımızı yitirdik. Bu yılın başında 36’sı çocuk 78 vatandaşımızın yaşamını yitirdiği, 133 vatandaşımızın yaralandığı Bolu Grand Kartal Otel faciasının acısı hala dün gibi taze. Ve daha birçok acı olay bize gösteriyor ki ne sokakta güvendeyiz ne iş yerlerimizde ne otel tatilinde ne de evlerimizde… Sokak mutsuz, gençlerimiz geleceğinden umutsuz, ülke huzursuz ve hukuksuz. İşte tam da bu noktada Türkiye’nin birinci partisi olma sorumluluğuyla hazırlanan parti programımız, Türkiye’nin ihtiyacı olan yol haritasıdır. Ülkemiz ekonomiden hukuka, sosyal yaşamdan eğitime, sağlıktan dış politikaya, güvenlikten toplumsal huzura kısacası her alanda büyük sınavlar vermektedir. Bu zor günlerde, yaşanan krizlere çözüm ve çare üreten, bu kara düzene son veren irade olmaktaki kararlılığımızı sürdürüyor, tarihsel bir sorumluluk alıyoruz. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimleri ve Altı Okumuzun ilkelerinin ışığında, programımızı dört temel başlıktan oluşturduk. Demokrasi, Yönetim ve Adalet. Kalkınma ve Ekonomi. Sosyal Devlet. Dış Politika, Güvenlik ve Dirençlilik.

Programımız; üretim ve istihdamı önceleyen demokratik bir yönetim anlayışını, yargının tarafsız ve bağımsızlığının sağlandığı, herkesin hukuk güvencesini olduğu bir hukuk düzenini, çocuk yoksulluğunu sona erdirmeyi, üniversiteli gençlerimizin barınma sorununun giderilmesini, işsizlik sorununun temelden ve kalıcı bir şekilde çözümünü, her emekçinin iş güvenliğinin güvence altına alınmasını, asgari ücretin insan onuruna yakışır bir seviyeye yükseltilmesini ve istisnai ücret olmasını, her mahallede bir kreşi, kadının her alanda daha ön planda olmasını, erişilebilir sağlık hizmetlerini ve daha birçok hedefi barındırıyor. Kısacası programımızda, halkımızın dertlerine derman olacak, sorunlarını bir bir çözecek reçeteyi göreceksiniz.”

"İKTİDAR OLUNCA CUMHURBAŞKANI'NIN YETKİLERİNİ SINIRLANDIRACAĞIZ"
Yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğünün önemine değinen Yücel, “Biz, demokrasiyi 5 yılda bir sandık koyup seçim yapmaktan ibaret gören anlayışı da, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını tanımayan, uygulamayan, tarafsız ve bağımsız olması gereken yargıyı siyasi iktidarın güdümü ve kontrolü altına koyan adalet anlayışını da reddediyoruz” dedi.

Yücel, parti programında yer verilen “Demokrasi, Yönetim ve Adalet” başlığındaki temel hedeflerinin sadece sandıktan ibaret olmayan, halkın iradesini esas alan katılımcı bir demokrasi ve tarafsız ve bağımsız bir yargı düzeni içerisinde adalet olduğunu söyledi.

CHP Sözcüsü “Bu hedefler şeffaf ve hesap veren bir yönetim anlayışına dayandırılmıştır” diye konuştu.

Yücel sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hazırlanan parti programımızla demokrasimiz gücünü aktif yurttaşlıktan alacak ve Türkiye demokrasiyle kazanacak. Bunu sağlamak için de Meclisi güçlendireceğiz ve parlamenter sisteme geri döneceğiz. Halkımızın Meclis’teki yasa görüşmelerine ve bütçe süreçlerine katılabileceği, bütçenin Saray’da değil, Meclis’te yapıldığı, yani Türkiye’nin Saray’dan değil Meclis’ten yönetildiği, halkımızın aktif katılımının olduğu, Anayasamızda yazdığı gibi “Egemenliğin kayıtsız şartsız milletimize ait olduğu” bir yönetim hedefliyoruz.

İktidar olduğumuzda, Demokrasiyle bağdaşmayan, millet iradesini gasp eden kayyım uygulamalarına ve seçilmişlerin hukuksuzca hapsedilmesine son vereceğiz. Cumhurbaşkanının yetkilerini sınırlandırılacağız.

Hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığı, kanunların herkes için geçerli olduğu çağdaş bir düzen inşa edeceğiz. Masumiyet karinesini gözeteceğiz, hiç kimsenin daha yargılama başlamadan suçlu ilan edilmesine izin vermeyeceğiz.

Kadınlar ve çocuklara yönelik şiddet ve istismar davalarını hızlandıran düzenlemeleri hayata geçireceğiz. Tutukluluk halini bir cezalandırma yöntemi olmaktan, siyasi eleştiriyi de suç olmaktan çıkaracağız. Yargı ve güvenlik bürokrasisi, demokratik hakkını kullanan yurttaşla değil, gençleri ve çocukları zehirleyen suç örgütleri ve çetelerle mücadele edecek.

Sandıktan çıkan iradeye koşulsuz saygı duyulacak ve seçilmiş belediye başkanları keyfi, siyasi davalarla görevlerinden uzaklaştırılamayacak. Kamuda liyakat, açıklık ve eşitlik esas olacak.”

“ÇOCUKLARIN ZEHİRLENMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”
Parti programının “Kalkınma ve Ekonomi” başlığına da değinen Yücel, “Her alanda kazanan bir Türkiye ekonomisi hedefliyoruz” dedi.

Yücel, şunları söyledi:

“Ekonomi hızla değişecek gelişecek ve kazanan Türkiye olacak. Vergi adaletsizliğine son verecek, vergide adaleti sağlayacağız. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alacağız. Enflasyonun faturasını halkımıza kesmeyeceğiz, enflasyon yoluyla servet transferine asla izin vermeyeceğiz. Üreten Türkiye, dışa bağımlılığı azalmış bir ekonomi ile finansal dalgalanmaları azaltacağız. Hayat pahalılığını bitirecek, vatandaşın alım gücünü artıracağız. Asgari ücreti dünyada olduğu gibi istisnai ücret haline getireceğiz. Asgari Ücret Tespit Komisyonunda emek temsilini güçlendireceğiz. Üç tarafı denizlerle çevrili, topraklarından bolluk ve bereket fışkıran Türkiye’mizi, yeniden tarımda kendi kendine yeten bir ülke haline getireceğiz.

Tarım Kanunu’nun 21. Maddesinde düzenlenen ‘Milli gelirin en az yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verilir’ hükmü, kâğıt üzerinde kalmayacak, pratikte de uygulanacak. Kadın ve genç çiftçiler için özel teşvikler ve sosyal güvenlik destekleri sağlayacağız. Kalkınma ve Ekonomi Programımız ile gıda terörüne son vereceğiz, gıda sahteciliği ve tağşişle en güçlü şekilde mücadele edeceğiz, denetimleri artıracağız. Hiçbir yurttaşımızın, hiçbir çocuğumuzun sağlıksız gıdayla zehirlenmesine izin vermeyeceğiz.”

"HEDEFİMİZ YOKSULLUĞU YÖNETMEK DEĞİL, ORTADAN KALDIRMAK"
Partisinin sosyal yardım politikalarına da değinen Deniz Yücel, “Sosyal yardımları artıracağız ancak sosyal yardım ihtiyacını azaltacağız. Hedefimiz yoksulluğu yönetmek değil, yoksulluğu ortadan kaldırmak olacak. Temel Vatandaşlık Gelirini hayata geçireceğiz, yani ihtiyacı olan herkese devlet gelir sağlayacak” ifadelerini kullandı.

“Uyuşturucu ticaretine geçit vermeyeceğiz ve suç örgütleriyle etkin bir şekilde mücadele edeceğiz” diyen Yücel, şöyle konuştu:

“Engellilerin toplumsal hayata eşit bireyler olarak katılmalarını, her çocuğun eşit ve güvenli bir ortamda büyümesini sağlayacağız. Gençleri eğitim, istihdam ve demokratik katılımda güçlendireceğiz. Yaşlı bakım merkezlerinin niteliklerini de sayısını da artıracağız. İktidarın yarattığı barınma krizine hızla son vereceğiz.

Eğitimi laik, çağdaş, bilimsel temeller ışığında; araştıran, sorgulayan, çağın gerektirdiği becerilere sahip bireyler yetiştiren bir yapıya kavuşturacağız. İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf olacağız.”

“VİZE MAĞDURİYETLERİ SONA ERECEK”
Yücel ayrıca dış politika konusunda da Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne tam üye yapma amacında olduklarını ifade etti.

Yücel, şunları söyledi:

“Dış politikada tutarlılık gerektirir, günübirlik kararlar dış politikanın düşmanıdır. Tutarsızlıklara son verecek, daha öngörülebilir bir dış politika ile daha saygın bir ülke konumunda olacağız. Vize mağduriyetleri sona erecek. Yurttaşımız ve pasaportumuz her yerde, her daim güçlü olacak.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin siyaset dışı konumunu güçlendireceğiz. Savuma sanayimizin birikimini daha ileriye taşıyarak, caydırıcılığı güçlendirilmiş, vatanımızı ve ortak milli menfaatlerimizi koruyacak bir savunma kapasitesi oluşturacağız.

Şehit yakınları ve gazilerimizin haklarını güvence altına alacağız. Sokaklar güvenli alanlar haline gelecek. Terör, organize suç örgütleri, çeteler, uyuşturucu ticareti ve kadın cinayetleriyle kararlı ve etkin bir şekilde mücadele edeceğiz.

Geleceğimizin teminatı çocuklarımızı ve gençlerimizi, suçtan da suçludan da koruyacağız. Sınırlarımızın güvenliğini sağlayacak, düzensiz göçe sıfır tolerans göstereceğiz. Deprem öldürmez bina öldürür anlayışıyla, aklı ve bilimi kendimize rehber edinerek oluşturacağımız dirençli kentlerle, depremin etkilerini en aza indireceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında yıkılan binalar değil, aklı ve bilimi reddeden, liyakatten yoksun yönetim anlayışı olacaktır.”

YENİ SÜRECE DAİR NE MESAJ VERDİ?
Yücel konuşmasını bir yılı aşkın süredir devam eden yeni sürece dair ifadelerle noktaladı.

Yücel şu ifadeleri kullandı:

"Ülkemize geçmişte ağır bedeller ödeten terör belasının sona ermesi ve kalıcı barışı sağlanması için bir süredir 85 milyon vatandaşımızı yakından ilgilendiren bir süreç yürütülüyor…

Uzun yıllar terörle mücadele etmiş, on binlerce evladını şehit vermiş bu ülkede, ‘barışın’ konuşulması, bu amaçla meclis zemininde adım atılması son derece önemlidir. Bu konu, kişilerin ve siyasi partilerin çıkarları ya da talepleri üzerinden şekillenemeyecek kadar hassastır.

Bu konu aynı zamanda gündelik siyasetin de konusu değildir. Hedeflenen gerçekten ‘barış’ ise sürecin şeffaf yürütülmesi gerekir. Geçmişte yaşanan olumsuz tecrübeler bu tespitlerin en önemli kanıtıdır. Cumhuriyet Halk Partisi, bu konuda tarihsel bir tutarlılık içindedir. Sorunu kişilere indirgemeden çerçevesini çizmiş ve sürecin demokratik siyaset içerisinde, meclis zemininde ve şeffaf bir şekilde ilerlemesi gerektiğini her zaman belirtmiştir. Bugün de Cumhuriyet Halk Partisi olarak kurucu parti olmamızın bize yüklediği sorumlulukla her zaman demokrasiden, toplumsal huzur ve barıştan yana olan tavrımızı sürdürüyoruz.

Bu sürecin kapalı kapılar ardında değil, TBMM çatısı altında, mecliste temsil edilen tüm siyasi partilerin katılımıyla, şeffaf bir şekilde yürütülmesinin ve Şehit Aileleri ve Gazilerimizin incitilmemesinin CHP’nin kırmızı çizgisi olduğunun altını çizdik, bir kez daha çiziyoruz.

Tam da bu hassasiyetler nedeniyle komisyonun İmralı’ya gitmesi ile ilgili tutumumuzu, gerekçelerimizle birlikte kamuoyuyla paylaşmıştık.

Bakan Tunç: Milletimiz eser siyasetine bakar
Bakan Tunç: Milletimiz eser siyasetine bakar
İçeriği Görüntüle

Yaptığımız açıklamaların dışında ve ötesindeki yorum ve değerlendirmeler, barış süreciyle ilgili yüzeysel bir yaklaşımın göstergesi olduğu kadar, uzunca bir süredir Cumhuriyet Halk Partisi'ni düşmanlaştıran siyasi algı operasyonlarının da bir parçasıdır. Demokratik bir ülkede sulh içerisinde ilerleyebilecek süreçleri sanal gerginliklerle tırmandıran, hukukun önünde verilecek hesabı, iktidar gücünü kullanarak sormaya kalkan, muhalif tüm kesimlere düşman hukuku uygulayan, yargının içinin boşaltan, hatta yargılama yapılmadan kişileri ‘suçlu’ ilan eden anlayışın, Terörsüz Türkiye sürecindeki samimiyetinin sorgulanması bir zorunluluktur.

"BARIŞIN GELMESİNİ İSTİYORSAK HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ OLMADAN OLAMAYACAĞINI DA GÖRMEK LAZIM"
31 Mart Yerel Seçimlerinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin yükselişini engellemek, halk nezdindeki güvenilirliğini zedelemek, belediye başkanlarına itibar suikastı yapmak, yerel yönetimlerdeki gücünü elinden almak için her yolun denendiği, her türlü hukuksuzluğun yapıldığı, yerel seçimlerden önce 'CHP gelirse teröristleri işe alacaklar', “Su sayaçlarını teröristler okuyacak' iftiralarının atıldığı, Kürtlerin belediye meclislerinde temsil edilmesinin suç gibi gösterildiği, bunun üzerine operasyonlar yapılıp, belediye başkanlarımızın, meclis üyelerimizin tutuklatıldığı, belediyelerimize kayyum atandığı bir ortamda; kimse Cumhuriyet Halk Partisinin elini taşın altına koymadığından, sorumluluk almadığından ya da tarihi bir fırsatı kaçırdığından bahsetmesin.

İddianamede ismi dahi geçmeyen, Sayıştay’ın ve müfettişlerin bir kamu zararı tespit etmediği bir soruşturma ile ilgili olarak daha 3 gün önce Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş hakkında İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturma izni verildiği, hukuk, demokrasi, millet iradesi gibi pek çok kavramın içinin boşaltıldığı bir ortamda kimse bu kavramlar üzerinden Cumhuriyet Halk Partisini itham etmeye kalkmasın.

Şayet bu ülkeye barışın gelmesini kayıtsız şartsız istiyorsak, 85 milyon vatandaşımızın hiçbir ırk, dil, din, mezhep farkı gözetilmeksizin huzur ve barış içerisinde yaşamasını samimi bir şekilde istiyorsak, bunun demokrasi olmadan, hukukun üstünlüğü olmadan, millet iradesine saygı duyulmadan olamayacağını da görmek lazım."

Kaynak: BirGün