(Tüm bu öneriler, Türkiye’’yi gerçekten seven, bilgili, donanımlı ve tecrübeli Siyaset Adamlarının ülkemizi yöneteceği zamanda geçerli olmak üzere ve tarihe not düşmek amacıyla yapılmıştır.)’¶
Türkiye süratle bir erken seçime doğru gitmektedir. Devletimizin yeniden yapılanmasını gerçekleştirmeden, yeni sistemin siyasi yapısını ve ekonomik yapısını çağdaşlaştırmadan gidilecek seçim, mevcut sıkıntıların daha da artmasına ve yeni problemlerin doğmasına neden olacaktır.
Ülkeyi yönetecek siyasetçiler öncelikle şu iki konuyu çok iyi bilmek zorundadırlar;
1)Hiçbir faaliyetin Türk Milli menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti ve Ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk Milliyetçiliği ilke, devrimleri ve laiklik ilkesi gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmaması ve, Anayasamızın ’“değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek’” maddeleriyle, yasaların arkasından dolanarak oynanamayacağını da artık her siyasetçinin anlaması, kabul etmesi ve ona göre davranması gerekmektedir.
2) Türkiye 1930’’lardan kalan kanunlarda yapılan bir-iki maddelik kanun değişikliğini ’“reform yasası’” diye ilan eden basit zihniyetten kurtulmalıdır. Zira bu anlayışla hazırlanan yeniden yapılanma kanunları, sisteme olumlu bir katkı sağlamadığı gibi, mevcut düzeni de bozmaktadır.
YENİ SİSTEMİN SİYASİ YAPISI
a)Başkanlık Sistemi
Başkanlık sistemi üzerine kurulacak yeni anayasada temel hak ve özgürlükler, kişinin hakları ve ödevleri, siyasi haklar ve ödevleri bölümleri 1961 Anayasasının ilk metnindeki gibi geniş kapsamlı, ayrıca çağdaş değerlere uygun olmalıdır. Yasama ve Yürütme bölümleri, başkanlık sistemine uygun olarak yeniden düzenlenmeli ve Yargı Bağımsızlığının kanunlarla teminat altına alınacağı anayasada yer almalıdır.
İki turlu, genel oyla seçilecek ve yürütmenin başı olacak Başkan, cezai sorumluluk hali dışında yasama organınca görevden alınamamalı, buna karşın Başkan da koşulsuz olarak meclisi feshetme, seçimleri yenileme yetkisine sahip olmamalıdır.
Başkan, kabinesini Meclis Üyelerinden veya dışarıdan seçebilmeli, ancak Meclis Üyelerinden Bakan olan kişinin Milletvekilliği sona ermelidir. Böylece Bakanların devlet imkanlarıyla seçim bölgelerine yönelmeleri, seçmen işi takip etmeleri de sona ermiş olacaktır.
Başkan gibi, Bakanların da parlamentoya karşı siyasal sorumluluğu olmamalı, ancak cezai sorumluluk ilkesi korunmalıdır. Parlamento tarafından suçlanan Başkan veya Bakanlar önce, Yüce Divan sıfatıyla, Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlarından oluşan bir heyet tarafından yargılanmalı, bu yargılamanın üst mahkemesi ise Anayasa Mahkemesi olmalıdır.
Yürütme ile Yasama arasındaki siyasi dengeyi sağlamak için de, Başkanın yapacağı Bakan ve üst düzey atamalar, Meclis tarafından onaylanmalıdır.
b)Seçim Sistemi
Böyle bir sistemde gerek Anayasal sistemdeki Meclis iradesini paylaşan Anayasal organların varlığı, gerekse Başkanlık sisteminin özellikleri, güçlü bir Meclis yapısı gerektirecektir.
Bu nedenle dar bölgeli iki turlu seçim sistemi gereklidir.
Ülkemizde, ’“Dar Bölge’” dendiğinde derhal bazı sakıncalar öne sürülmekte, bunların başında ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu’’daki feodal yapı hatırlatılmaktadır. Bölgedeki feodal yapı bu günkü seçim sistemimizde ne kadar etkili ise dar bölgede de ancak o kadar etkili olacaktır. Feodal yapının son bulması için demokrasinin ve bölge ekonomisinin gelişmesi şarttır.
Bu sakıncanın yanında, dar bölgenin sağlayacağı iki önemli avantaj vardır; Birincisi, dar bölgede seçmen oy vereceği milletvekilini yakından tanıyacak, özellikle büyük şehirlerde aynı belediye başkanlığında olduğu gibi adayın kişiliği ve vasıfları, parti tercihinin önüne geçecektir. Dar bölgenin ikinci avantajı da, lider hegemonyasına son vermesi olacaktır. Lider ve üç arkadaşı tüm adayları tespit ederken, tabanın sesini dinlemeli, kaliteli, sevilen ve kazanacak adayları tercih etmek zorunda kalacaklardır. Seçilen milletvekili de körü körüne liderin peşinden uçurumdan atlamayacak, şahsiyetli ve seçim bölgesinin hassasiyetlerine uygun bir siyaset anlayışı içinde çalışacaktır.
c)Siyasi Partilerin Yeniden Yapılanması
Bu anayasal sistemin üçüncü ayağını da Siyasi Partiler Kanunu oluşturacaktır. Bu kanunda yapılacak değişikliklerle, parti içi demokrasi güçlendirilecektir. Parti içi demokrasinin güçlenmesi ile lider hegemonyası yıkılacak ve bütün başarısızlıklarına ve kamuoyunun güvenini yitirmelerine rağmen parti başkanlığından ayrılmayarak, başlarında bulundukları en köklü partileri bile yok eden liderler devri kapanmış olacaktır. Ayrıca, parti içinde rekabeti yok eden mevcut sistemin değişmesi ile her siyasi parti kendi diyalektiği içinde sürekli gelişme ve yenileşme olanağını bulacaktır.
Siyasi Partiler Kanununda düzenlenecek en önemli kurum, ’“İlçe Siyasi Partiler Sicil Büroları’” olacaktır. Hakim denetiminde ve bilgisayar ortamında çalışacak bu bürolar, siyasi partilerin geçerli üye kayıtlarını tutacaklardır. Bu siciller herkese açık olacak ve siyasi partilerin yapacakları ilçe kongrelerinde ve ön seçimlerde oy kullanacak üyeler, ilçe siyasi partiler sicil büroları tarafından tutulan listelerdeki üyelerden oluşacaktır.
Genel Başkan seçimleri için sayıları her partide 50-60 bin arasında değişen ’“İl Delegeleri’” oy kullanabilecektir. Böylece, Genel Başkanların önce kendilerini seçecek 1200 delegeyi seçmeleri, sonra da kendilerini onlara seçtirmeleri devri tamamen kapanmış olacaktır.
Ana hatlarını çizmeye çalıştığımız Anayasa, Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu ile ülkede dört yıllık iktidarlarla siyasi istikrar, demokratikleşme ve hızlı işleyen bir devlet sistemi kurulacaktır.
Devlet sistemi bir bütündür, birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış, kurumlar arasındaki yetki ve görev dağılımında çok hassas bir denge kurulması şarttır. Aksi takdirde devlet içinde, birbirinin daha iyi çalışmasını sağlamaktan ziyade, birbirinin önünü kesen ve bunu alışkanlık haline getiren kurumlar oluşacaktır. Bir devlet içinde farklı kurumların bu yanlış anlayış içinde gelişmesi ise devlet mekanizmasını tıkar, zaafa uğratır ve daha da önemlisi siyasi istikrarı ortadan kaldırır. Olan da millete olur’…
Not: Yarın, yeni sistemin ekonomik yapısının nasıl olması gerektiğini yazmaya çalışacağım.