Teodora HACUDİ
Bir ressamın aşkı…
16 Ekim 2015 Cuma

Cumartesi sabahı
saat 11.00’de
Basmane tren Gar’ında
Ege’de Son Söz’den sevgili Onur Deniz ile buluşup,
Agora’nın üst mahallesinde
bir gecekonduda yaşayan
Suriyeli ressamın haberini yapacağız.

Geç kalmıştım, telaşla evden çıktım.
Evimin altındaki çay ocağında
3 arkadaşımı gördüm,
gülerek yanlarına gittim ama
arkadaşlarım gülmedi.
Anlam veremedim.
“Neyiniz var” dedim,
“haberin yok mu” dediler.
Suratlarına baktım üçü de allak bullak.
Belli ki bizden birine kötü bir şey olmuştu,
duymak istemesem de
duyacaklarımdan korksam da;
“ne oldu” dedim
“AnKARA” dediler.
“AnKARA’da bombalar patlamış”…

“Ama benim bütün arkadaşlarım AnKARA’da” diyebildim…

Geç kalmıştım,
bir yandan hızlı hızlı yürüyor,
diğer yandan da AnKARA’ya giden arkadaşlarıma ulaşmaya çalışıyorum.
En azından telefonları çalıyor,
birine ulaşınca
onlarcasının haberini de alıyorsun.
“Hayattayız” dediler.
Hayattaydılar.
İşte ondan sonrasını anlatabilmek çok zor,
yaşadıklarını biliyorsun
ama sevinemiyorsun
şükredemiyorsun.
Duyguların paradoksu olur mu
oluyormuş,
ben bunu yeni öğrendim…

Onur’la Basmane Tren Gar’ında buluştuk,
Basmane’nin arka sokaklarından
Agora’ya çıkıyoruz,
Zehra ile Muhammet’in evine gideceğiz.
Yanımızda tercüman yok,
olsun, mahallede mutlaka bize yardımcı olacak birini bulurduk.
Muhammet Kürtse kolaydı,
bakkal amca Kürtçe biliyordu
ama ya Arapsa,
neyse, bulunurdu bir çaresi.

Bizden başka misafirleri de vardı,
geçen gün Basmane’de karşılaştığım
İranlı belgeselci grup da gelmişti.

Basmane şu aralar bir enteresan,
ellerinde torbalarla garip garip insanlar dolaşıyor,
çoğu genç
bu insanlar mültecilerden korkmuyorlar
tam tersine onlara dokunabiliyorlar.
Bazıları ile o kadar sık karşılaşıyorum ki
artık yüzleri aşina.
Birbirimizi tanımasak da selamlaşıyoruz.
İşte bu İranlıları da o arkadaşlar vasıtasıyla tanımıştım.
Girdik içeri oturduk,
Zehra bize Suriye usulü çay yaptı,
bildiğimiz çay
ama onlar şekerle kaynatıyorlar.
Muhammet de bana sarma bir sigara verdi.

Tercümanımız da var,
Suriyeli genç bir kız
adı Roula.
Adını öğrenince şaşırdım
çünkü benim diğer adım da Roula.
Agora’da bir gecekonduda
dili, dini, ırkı tamamen farklı iki kadın
ikisinin de adı Roula…

Zehra’ya bakıyorum
güzel bir kadın
incecik zarif bir bedeni var
ama en önemlisi gözlerinin içi gülüyor,
yaşanmış tüm acılara rağmen gözleri gülüyor.

Ben soruyorum
adaşım Roula tercüme ediyor.
Zehra anlattı
ben Zehra’yı yazdım…

Odada yaşlı Suriyeli bir kadın,
Zehra anlattıkça kadın ağlıyor,
Roula tercüme ettikçe ben ağlıyorum.
Zehra’nın anlattıklarına mı
AnKARA’ya mı ağlıyorum bilmiyorum.
Gözyaşlarının da paradoksu oluyormuş
onu da öğrendim…

Muhammet yaşadıkları evin duvarlarına resimler çizmiş
güzel resimler
biraz olsun yaşadıkları evi güzelleştirebilmek için.
Sonra savaşı da çizmiş,
yaşananları unutmamak için…

Pazar günü evinde sergisi var
hepiniz davetlisiniz.
Ben orada olacağım.
Ressam bir arkadaşımın da dediği gibi
“her şartta sanat nasıl yapılırmış” gelin görün.
824 Sokak İkiçeşmelik Agora’ya geldiğinizde
öyle havalı bir sergi beklemeyin
ikram da olmayacak
ama belki siz bu güzel aileye bir şeyler ikram etmek istersiniz,
belki bir poşet belki de küçük bir zarf içinde.
Eliniz boş da gelebilirsiniz
ama yürekleriniz dolu döneceğinize eminim.
Hem de öylesine dolu döneceksiniz ki
yaşadığımız tüm bu saçmalıkların
ne kadar anlamsız olduğunu
bir kez daha anlayacaksınız.

Komeil, İranlı arkadaşım
sergiden çok umutlu,
“belki aileyi Avrupalılar kabul eder” dedi
okkalı bir küfür ettim,
İngilizce küfretmeyeli çok olmuştu
ne yalan söyleyeyim iyi geldi
bana iyi geldi de
İranlı arkadaşlarım şaşırdı
belli ki alışık değiller
bir kadının küfretmesine.
Olsun, alışsınlar
biz de nelere nelere alıştık, alıştırıldık…
 
AŞK…
“Zehra mutlu bir kadın,
evlendiği adamı seviyor,
üç çocuğu var,
biri kız ikisi erkek.
En küçükleri kız, 
baba sanki oğlanlardan biraz daha düşkün kızına.
Kocası çalışkan bir adam,
kendi dükkânında çalışıyor,
işten eve evden işe giden, basit bir adam.
Günün birinde dükkânı yakılıyor,
korku dolu günler başlıyor.
En büyük oğlunun okul çağı gelmiş
ama okula gidemiyor.
Birileri çocuklarını okula gönderen aileleri devamlı tehdit ediyor.
Yan komşularının 8 yaşındaki oğlu okulda öldürülmüş,
çocuğun kesik eli de gözdağı vermek için ailesine yollanmış.
Ortam gergin
insanlar korku içinde 
evlerinden çıkamıyor.
Dur durak bilmeyen silah sesleri
patlayan bombalar.
Sesler gittikçe yaklaşıyor,
çığlıklar artıyor.
Öncesinde korkunç bir gürültü,
sonrasında derin bir sessizlik.
Etraf toz duman içinde
göz gözü görmüyor.
Zehra bedenindeki dayanılmaz ağrıyla,
“çocuklarım” diyebiliyor
ama kendi sesini bile duyamıyor.
Karanlık…
Zehra kendine geldiğinde
yerinden kalkmak istiyor
kalkamıyor
bomba bir bacağını almış koparmış ondan.
Zehra
“çocuklarım” diyor
kimse konuşamıyor.
Bomba 2 yaşındaki kızını ve 4 yaşındaki oğlunu da alıyor ondan.
Geriye bir tek Ömer kalıyor,
çakır gözlü ilk gözağrısı Ömer.
Kocası Muhammet tüm kayıplarına rağmen 
yine de şükrediyor,
Zehra için
Ömer için 
şükrediyor.
Zehra
tahta bir bacakla da olsa 
yine ayağa kalkıyor,
oğlu için
Ömer’i için ayağa kalkıyor.
Muhammet Zehra'nın elinden tutuyor,
sevdiği kadının elinden.
Zehra o eli tutamıyor 
artık
o eksik bir kadın.
Muhammet iyi bir adam
ondan daha iyilerine layık diye düşünüyor Zehra.
Acıtıyor bu düşünce onu
ama kocasını o kadar çok seviyor ki
bunu Muhammet'e de söylüyor;
“ben artık eksik bir kadınım” diyor,
“kendine yeni bir eş bul” diyor…
Muhammet
“ben dünyanın en güzel kadınıyla evliyim” diyor
“başka eşe ihtiyacım yok” diyor…
Karısını ve geriye kalan tek evladını alıp gidiyor Muhammet…
Muhammet, Zehra ve Ömer’in gittiği yer 
benim mahallem.
Bu güzel aile ile yollarımız 
Agora’nın üst sokaklarında kesişiyor.
Varlığına artık inanmadığım AŞK’ı ben 
Muhammet’in gözlerinde gördüm.
AŞK’ı Muhammet’in Zehra’ya bakan gözlerinde gördüm…”

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Nur 16 Ekim 2015 Cuma 13:47

ETKİLEYİCİ

Yorumu oyla      12      5  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Ümit YALDIZ
Ümit YALDIZ
Değişimin ayak sesleri!
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Büyük Altaylılar haydi kongreye!
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Mutluluğun ‘resmi’ budur!
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
19 Mayıs'tan Lozan'a...
Tayfun MARO
Tayfun MARO
İzmir’in sosyal demokratları
Dr. Hakan Tartan
Dr. Hakan Tartan
Tasarruf öyle olmaz; böyle olur!
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Asıl sorun Arapça tabelalar mı?
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Pâyidar… Son Balo…
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Hayvancılıkta neden geriledik?
İhsan Özbelge ÖZDURAN
İhsan Özbelge ÖZDURAN
Toptan ve perakende anılar…
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA EGE'DE SON SÖZ
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva