Benim güzel ve yalnız ülkem üzerinden oynanan oyunlardan başımız döndü.
Nereye varacak bu işin sonu merak ediyorum.
Yıllarca köşe başlarını tutan meslek erbaplarımız 'Ne garip bir ülkedir şu Türkiye' diye yazar dururdu; asıl şimdi garipleşti.
Ne sağımız kaldı, ne de solumuz… Kavramların başı döndü, ideolojilerin midesi bulandı.
Hani çok eskilerde kalmış bir ABD dizisi vardı.
Dallas…
Kimin elinin kimin cebinde olduğunun yıllarca anlaşılamadığı dizinin, Amerikan emperyalizminin 'çaktırmadan asimilasyon' taktiklerinden biri olduğunu geçen yıllar bize gösterdi.
Washington'daki o meşhur binanın görmeye bir türlü hasıl olamadığımız odalarında, masa başında yazılan senaryolar dizileri aratmayacak nitelikte… Aradaki tek farksa, dizilerle toplumların kimlik haritalarını değiştiren Amerika, Beyaz Saray senaryoları ile coğrafyayı alt üst ediyor.
19. yüzyıldan itibaren önce Avrupa'nın, ardından da ABD'nin iştahını kabartan Ortadoğu'da kontrolü ele geçirme 'tutkusu'nun stratejik hamlelerinde hep kilit unsur olduk. Ancak, bölgede dengeleri koruyan lider ülke olma yerine, Ortadoğu'nun efendiliğine soyunan güçlerin oynadıkları oyunun piyonu olmayı tercih ettik. Ya da ettirildik.
Kimliksizleştirilmiş bir Türkiye Ortadoğu'da çok işlerine yarardı, öyle de oldu. Koşulsuz kafa sallayan 70 milyon nüfuslu bir ülkeyi kim istemez ki…
Ne yazık ki, bu senaryonun aktörleri, yine bu ülkenin insanları içinden çıkmıştır.
Yıllarca giydikleri gömlekleri bir ABD seyahatiyle üzerinden çıkartabilenler, ABD Başkanları önünde de, Arap Kralları önünde de ceket iliklerler tabi ki…
Hadi onlar milyon dolarlık servetlerine ekleyecekleri yeni sıfırların peşinde, peki aydınlarımıza ne oluyor? Onların derdi ne?
Sakın demokrasi demeyin… Bugün AKP zihniyetinin yol haritasında var olduğunu iddia ettikleri demokrasinin çığırtkanlığını yapanlar, 12 Mart'tan, 12 Eylül'den sonra yaşananlar sırasında nerelerdeydi? Gözde tatil beldelerinde balık tutup, aşk şiirleri yazarak, entellektüel pozlarla gazetelere röportajlar vermenin ötesinde ne yaptılar? O zaman bu ülkede demokrasi ihlalleri yok muydu? Sesleri neden o zaman değil de, bugün bu kadar çok çıkıyor?
Korkmak insanın en doğal refleksidir. Korkmuş olabilirsiniz. Dönemin hatırlamak dahi istemediğiniz koşullarını yeniden yaşamak istememenizi de anlarım. Ancak, şartlar sizin elinizi yakmayacak düzeye gelince demokrasi havarisi kesilmeyi ise, kusura bakmayın ama demokratlıkla bağdaştıramıyorum. Hele bir de bunu, bağımsızlık mücadelesiyle tarihe mal olmuş ülkenizi bir takım güçler karşısında kuklaya çevirmek pahasına yapıyorsanız.
Televizyon ekranlarından, gazete sayfalarından yüzleri eksik olmayan bu insanların bir zamanlar yelpazenin hangi perdesinde durduklarını düşününce Darwin'in evrim teorisi geliyor aklıma…
Değişerek gelişen bu arkadaşlar, bizim kimliklerimiz, değerlerimiz, inançlarımız üzerinden siyasi ve ekonomik rant sağlama cüretini nerden buluyorlar, onu da merak ediyorum.
Meydanı boş bulunca; davulcu da, zurnacı da, hatta köyün delisi de oynarmış.
Sözün özü;
Bu topraklarda bir zamanlar Kurtuluş Savaşı destanları yazılırdı.
Şimdilerde ise Dallas'a yeni bölümler yazılıyor.
Hem de 32 kısım tekmili birden…