Ege Tv'deki Salı klasiğimiz 'Söz Meclisten İçeri'de geniş yer verdiğimiz 'İzmir'in trafik sorunu', sanırım son zamanlarda en fazla geri dönüşüm aldığımız programlardan biri oldu. Şaşırtıcı değil elbet, sonuçta zira, bu kentte herkesin hemen her gün yaşadığı bir trafik hikayesi var ve hikayelerimiz de giderek daha can sıkıcı/saç baş yolucu olma yolunda.
Programdan/Kurban Bayramı öncesi çıldırtıcı trafikten söz ettiğim yazımda, bu konuda 'yerel otoritenin=belediye+valilik+emniyetin' işbirliği yapıp, rahatlama sağlayabilecekleri görüşünde herkesin hemfikir olduğunu yazıp, bayramdan sonra 'trafik zirvesi' buluşması beklendiği notunu eklemiştim.
Öğrendim ki, zirve için Kasım ayının ilk haftasında İzmir Valiliği ile Büyükşehir'in bürokratları bir araya gelip İzmir'in trafik sorununu enine/boyuna görüşecek, neler yapılabileceğiyle ilgili hazırlıklar sonrasında ise son noktayı, Vali Toprak ve Başkan Kocaoğlu koyacak.
Umarım bir arıza çıkmaz, hakikaten zamanımızı/sinirlerimizi yiyen, hepimizi bazen 'cinnet' noktasına getiren bu soruna, klasik/klişe gazete deyimiyle 'neşter' atılır.
İstenirse neşter atılır, boydan boya ameliyat yapılıp dikiş/nakış da işlenir; yeter ki istensin deyip, programı Pazar günü tekrarından izleyip 'kendi tespitlerini benimle paylaşan bir izleyici/okurumun yazdıklarına' geçiş yaparsam… İsmi bende saklı izleyici/okurumuz, İzmir trafiği ile ilgili yaptığımız tespitler nedeniyle 'Söz Meclisten İçeri' ekibini kutladıktan sonra, kendi saptamalarını şöyle paylaşmış:
'Ben Hatay Üçyol'da ana cadde üzerinde oturuyorum. Bundan 2-3 yıl evvel ana cadde üzerinde ya da kaldırımlarda park eden araçlar, trafik polisleri tarafından titizlikle takip edilir ve usulsüz park edenlere çeşitli cezalar yazılırdı. Bu nedenle uygunsuz park olayı pek olmazdı. Ama şimdi ,yolun sağında ve solunda çift şeritte park eden bir sürü araç var; trafik keşmekeş olmuş durumda, ancak ortada trafik polisi yok. Ben ve benim gibi birçok kişi bunun Belediyeyi zor durumda bırakmak için seçilmiş bir yöntem olduğu konusunda hemfikirdir. İnsanlar trafik konusunda belediye zabıtasının değil trafik polisinin yetkili olduğunu da çok iyi biliyor... Bu seçilen yöntem belediyeyi yıpratmaz, aksine Valilik, Emniyet Müdürlüğü ve Ulaştırma Bakanlığı'nı yıpratır. Burası herhangi bir Anadolu kenti değil İZMİR'dir. Konuyu gündemde tutarsanız memnun olurum.'
Aynı izleyici/okurumun paylaştığı bir diğer tespit de 'kent içindeki dolmuşların kural tanımazlıkta zirve yaptığı, bir dolmuşa 32 kişi alarak rekor denemesi(!) yaptıkları'na dair sözlerimle ilgili.
Ancak, 'bir adım dahası' var izleyicimizin ki, şöyle:
'Gönül hanım, dolmuşlar konusundaki (Ayakta giden yolcularla ilgili) tespitlerinize de katılıyorum. Bugün tüm hatlarda, oturan yolcuların neredeyse 2 katı kadar ayakta yolcu alınıyor. Trafik polisleri bunu gördükleri halde hiçbir işlem yapmıyorlar... Geçen gün bindiğim bir taksinin şoförü, dolmuş hatlarındaki yapılanmalarını anlattı, hayretler içerisinde kaldım. Ben şoförün yalancısıyım...
Her dolmuş hattında 'Değnekçi başı' 'Değnekçi' 'Aracı' (ya da buna benzer bir isim) gibi çalışanlar mevcutmuş. Değnekçiler, dolmuşları sıraya koyan ve bunun karşılığı her sefer için belli bir ücret alan kişiymiş. Bir de aracılar varmış ki, onlar her gün dolmuş başına 40 TL alıyorlarmış. Bu para, aylık olarak biriktikten sonra (20 tane dolmuş olan bir hatta aylık 24.000.TL yapıyor) bir kısmı ayakta yolcu alınmasını görmemesi için o hatta görev yapan trafik polislerine, bir kısmı yine o trafik polisleri vasıtasıyla o yolda trafik kontrollerinin yapıldığı izlenimi verilmesi için trafik cezası olarak yatırılıyor; (Hem de ayda 5 kez ayakta yolcu-ruhsat ehliyet-aşırı hız gibi nedenlerle) geri kalan da buna benzer işler için harcanıyormuş. Şoför şöyle dedi: 'Abiciğim bu tezgahtan herkes memnun, şoför ayakta aldığı yolcular sayesinde vermiş olduğu aidatı çıkardığı gibi inanılmaz paralar kazanıyor ve polisten ceza yemiyor... Müşteri memnun, ayakta da olsa evine ve işine gidebiliyor... Polis ise aldığı maaşın 2-3 katı kadar çorba alıyor... Tabi bu anlatılanları kanıtlamak zor ama trafik polislerinin bu umursamazlığını görünce, insanın aklına 'ACABA?' diye bir şey takılıyor…'
Okuduğunuz gibi, bir işin savsaklanması, sadece savsaklandığı eleştirisiyle kalmıyor, beraberinde bu tür suçlamaları da getiriyor. Yani 'Büyükşehir işini yapmıyor, trafikteki sıkıntı onun suçu' yaftalaması, bir başkasının payına 'rüşvet dağıtılıyor/rüşvet alınıyor; alan memnun/satan memnun' gibi 'ağır bir leke' olarak düşüyor.
Bütün bunlara göz yummak, sessiz kalmak ve hiçbir şey yapmamaya devam etmek ise kimin/kimlerin payına düşüyor? Onu da siz bulun/düşünün gayrı…
* * *
Not 1: Trafik konusunu sürdüreceğim. Söz sırası, hem İzmir Valisi Toprak, hem de 'Söz Meclisten İçeri' ekibince eleştirilen, trafikle ilgili yeterli yatırım yapmama eleştirilerinin sahibi, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde. Neler yapılıp neler yapılmamış, şöyle bir bakacağız bakalım.
Not 2: Bornova Ağaçlı Yol'la ilgili CHP İzmir İl Örgütü'nce düzenlenen eylem konusunda yazdığım yazıda 'Bu kadar önemli bir eylemde Gaziemir Belediye Başkanı dışında hiçbir belediye başkanının yer almaması, en vahimi Bornova Belediye Başkanı'nın 'sınırları içindeki bir eylemde' bulunmayışı, ne kendi partililerine, ne de bu eylemi dışarıdan izleyen gözlere izah edilebilecek bir durumdu. En hafif ifadeyle tuhaftı, dahası hazindi…' satırlarına, 'bir açıklama' geldi.
Sabah beni arayan Sayın Kamil Okyay Sındır, her zamanki nezaketiyle 'durumuna açıklık' getirdi. İstanbul CeBIT (Uluslararası Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Uydu İletişimi, Yayıncılık, Kablo ve TV Sektörü) Fuarı'nda Bornova Belediyesi olarak stant açtıklarını ve orada bulunmak zorunda olduğunu belirten Başkan Sındır, Bornova Ağaçlı Yol eylemine katılabilmek için dönüş günü ve zamanını değiştirdiğini, ancak hem fuar açılışı saati, hem de uçak kalkışında yaşanan rötar nedeniyle eyleme yetişemediğini anlattı. Ağaçlı Yol ile ilgili açıklamalarını ve bu konuda mahkemeye başvurduklarını hatırlatan Bornova Belediye Başkanı, İl örgütünün düzenlediği böyle bir eyleme 'bilinçli olarak katılmama' gibi bir durumun asla söz konusu olamayacağını vurguladı. Sevgili Başkan'ın tüm içtenliği ve nezaketiyle aktardığı bu bilgiyi kendi eksikliğim olarak görüyor, 'keşke Sayın Sındır'a yazıyı kaleme almadan önce ulaşıp, sınırları içindeki bu önemli eylemde bulunmayışının nedenini sorsaydım' diyorum. Umarım bu açıklama, eksikliğimi telafi etmeye yeter.