okuduğunuz vakit, şu anda yaşadığımız ’“karanlık dönemin’” hazırlık aşamasını çok açık bir şekilde görmekte ve senaryonun çok bilinçli olarak dış odaklar tarafından hazırlanıp, uygulamaya konulduğu anlaşılmaktadır. Üzülerek söylemeliyim ki, 2006’’da gönderdiğim bu yazı sebebiyle, Türk Siyasetine yön vermiş bazı kişiler ve sivil toplum örgütleri özellikle iş çevreleri beni ’“fazla hassas’” olmakla suçlamışlardı.
Keşke yanılan ben olsaydım’…

NİSAN’—2006;
’“17 Aralık 2005 tarihine kadar yükselen bir trend gösteren AKP İktidarı, AB ile müzakerelere başlama startı aldıktan hemen sonra çok hızlı bir inişe geçmiştir. Objektif olarak baktığımızda; AKP iktidarının bu hızlı kan kaybını, sadece dış politikadaki hızlı gelişmeler ve buna paralel olarak hortlayan PKK terörü ile açıklamak mümkün değildir.
AKP anlaşılmaz bir biçimde kendi yarattığı krizlerle, Cumhurbaşkanlığı ve Ordu ile kendisi arasındaki mevcut uyumsuzluğu tırmandırmış, Yargı ve YÖK ile taraf durumuna düşmüş, daha da ötesi Tüsiad’’ı ve medyanın önemli bir bölümünü temsil eden bir holdingi karşısına almıştır. Bu son 4-5 aylık süreçte AKP iktidarı kendi gündemini dahi yaratamamaktadır. Yabancı kaynaklar erken seçimi dillendirmeye başlamıştır.
Bu gün içinde bulunduğumuz siyasi atmosfer, muhalefet partileri tarafından önemle değerlendirilmesi gereken bir fırsattır.
Önümüzdeki seçimlerde 4,5 Milyon genç daha seçmen olacaktır. Böylece 25 yaş altındaki seçmen sayısı 12 Milyona yani tüm seçmen sayısının %25 ine ulaşacaktır. Bu nedenle gençlik kollarına özel önem verilmesinin, gençlere istihdam alanları açacak projeler üzerinde çalışılmasının ve profesyonel orduya geçişi savunmanın tam zamanı olduğu düşüncesindeyim. Öte yandan muhalefetin radikal öneriler ile AKP’’yi kendi gündemine çekmesinin de önemli olduğunu düşünüyorum.
Bu konudan olarak, Anayasa’’nın sadece 101 ve 102 maddelerinde yapılacak bir değişiklikle Cumhurbaşkanının halk tarafından iki turlu seçimle iş başına gelmesini sağlayacak yasa teklifi, AKP’’yi ciddi olarak köşeye sıkıştıracak ve daha da önemlisi halk üzerinde büyük bir etki yapacaktır. Bu yolla AKP’’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi için neler planladığı, bu öneri karşısında takınacağı tavırla anlaşılacaktır. Bu öneri kabul görmese dahi, böyle radikal değişimin Türkiye’’nin siyasi gündeminde önemli bir hareketlenme sağlayacağı düşüncesindeyim.’”

Yazıyı dikkatle inceleyen okurlar Nisan 2006’’da, AKP’’nin her işi bir yana bırakıp, ülkeyi inanılmaz bir gerilim ortamına sürüklediğini hatırlayacaklardır. Bu gerilim politikaları sürdürülürken Genelkurmay Başkanlığını yürüten zat, cemaat bağlantıları iddiasıyla bu gün tüm silah arkadaşları tarafından yalnızlığa mahkum edilmiş bir emeklidir.(Hilmi Özkök)

Peki, biz bu gergin ortamdan yaşadığımız sıkıntıyı dile getirirken muhalefet partileri ne yapıyordu?Onlar hiçbir zaman bir gündem oluşturamadılar, AKP’’nin özellikle RTE’’nin yarattığı gerilim politikalarının tuzağına düştüler. İç politika, Salı günü meclis grup toplantılarında yapılan söz düellolarıyla sınırlı kaldı.

AKP; ABD ve AB ile beraberce hazırladığı senaryoyu adım adım izledi. Bizim yukarıdaki yazıyı yazdığımız 2006 yılının 30 Ağustosunda Yaşar Büyükanıt Genelkurmay Başkanı oldu. 2007 başından itibaren AKP, Mayıs 2007’’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı ile ilgili olarak gerilim politikalarını daha da arttırdı. İnsanlar sokaklara döküldüler, milyonların katılımıyla Cumhuriyet Mitingleri yapıldı.

Akil adamlar Cumhurbaşkanının AKP dışından veya ılımlı bir AKP’’li olmasının daha şık olacağını söylediler. Ama AKP en uzlaşmaz tavrını sürdürmeye devam ederken Nisan 2007’’de aniden ’“e-muhtıra’” geldi!..

Derhal mağdur rolüne giren AKP erken seçim kararı aldı, Temmuz 2007’’de seçime gidildi. Seçim tam tatil zamanı yapıldığı için pek çok yazlıkçı aynı 2010 referandumunda olduğu gibi oy kullanmaya gitmedi. Öte yandan 2002 seçimlerindeki 41 Milyon 200 bin seçmen sayısı, hemen hemen hiç artmadı, yani 5 yılda Türkiye’’nin nüfusu değişmedi ve 42.690.252 seçmenle Temmuz 2007 seçimleri yapıldı, tam tamına 2 saatte seçim sonuçları alındı ve kamuoyu hiçbir muhalefet partisinden ciddi bir itiraz görmeden olanları şaşkınlıkla izledi. AKP tek başına iktidar oldu ve MHP’’nin anlaşılmaz desteğiyle Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildi.

Aynı günlerde Abdullah Gül gazetecilere, ortaya çıkacak ’“Ergenekon’” meselesinin çok büyüyeceği tüyosunu verdi!.. O günlerde devlet geleneğinde yeri olmayan meşhur Dolmabahçe görüşmesi yapıldı!..
Arkadan Ergenekon tutuklamaları başladı. Toplumda dinlenilme paranoyasıyla eş zamanlı olarak YÖK’’e yapılan atamayla YÖK sorunu AKP’’ye göre çözüldü!..
Yüksek Yargı üyeleri ve eşlerinin telefonları dinlendi ve Ergenekon kapsamında Savcılığa çağırıldılar.

Medyanın tamamına yakını kontrol altına alındı, AKP’’ye muhalefet eden köşe yazarları işten attırıldı. Bu iş için utanmadan ve korkmadan devlet gücü kullanıldı. Yandaş medya tarafından yapılan yargısız infazlar inanılmaz boyutlara ulaştı. Suçlanan kişilerin Avukatları henüz bilgi sahibi olmadan, yandaş medyaya yapılan servisler, faşist yönetimleri bile mumla arattı.

Türk Silahlı Kuvvetleri, tarihinin en zayıf ve kişiliksiz komutanları sayesinde sindirildi’…
Ülkede bu karşı devrim darbesi tezgahlanırken, PKK ve yandaşlarına inanılmaz ve artık geri dönüşü olmayan tavizler verildi.

Ülkedeki müze niteliğindeki kiliseler ’“karşılıklılık esasına’” bakılmadan Rum ve Ermenilerin ayinine açıldı. Ülkemizin bölündüğünü gösteren tişörtler serbestçe giyilir oldu. Bu durum medya tarafından ’“ileri demokrasi’” olarak halka yutturuldu.

İş alemi, vergi-polis kıskacıyla kafasını bile kaldıramaz hale getirildi.
Cumhuriyetin Üniversiteleri, on binlerce aydın bilim insanı, cemaatin ve AKP’’nin adamı olduğu uygulamalarından belli olan bir YÖK Başkanı karşısında teslim oldular!...

Kıbrıs zaten çoktan unutuldu.
Son hamle yargı için yapıldı. Anayasa Mahkemesi ve HSYK, AKP’’nin ’“adalet kolu’” haline getiriliyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen bir seçim sistemi ile; 26 bin üyesi olan İstanbul Barosuna ve 50 üyesi olan Batman Barosuna da birer oy hakkı verildi ve Anayasa Mahkemesi Üyeliğine BDP’’li ve cemaatçi Avukatlar aday gösterildi.
12 Eylül 2010 daki referandum bayram ertesine getirildi. Katılım %74 oldu ve 5 yılda hemen hemen hiç artmayan seçmen sayısı bu sefer 3 yılda 42.690.252 den 52.051.828 e çıktı!...

Bu arada bir Emniyet Müdürü ülkenin kilit noktalarındaki cemaatçi yapılanmayı açıkladı. Bir ay sonra sol terör örgütüne yardımdan tutuklandı. Şimdi 25 gün önce boşalttığı ofisinde telefon dinleme kayıtları çıkıyor!..

İşte 2006’’dan 2010’’a geldiğimiz nokta bu.
Tek kelime ile SITH’’İN İNTİKAMI- EPİSODE 3. Yalnız unutulmaması gereken ise, EPİSODE 4’’ün adı da ’“YENİ BİR ÜMİT’” tir’…
Not:Star Wars dizisini izlemeyenler için açıklama;

SITH: Başarıya giden her yol mubahtır diyen, insan öldürmek, her türlü kötülüğü yapmak, sistemleri çökertmekten çekinmeyen, karanlık öğreti ve güçleri kullanarak galaksimizi yönetmek isteyen güç.
Tıpkı çağlar öncesinin karanlığını Atatürk Türkiyesi’’nin üzerine örtmek isteyenler gibi’…
EPİSODE: Bölüm-Serüven-Olay