Bugün Ramazan-Şeker Bayramı yarın Nevruz… Yüreklerimiz buruk.
Bayram geldi ama savaşın soğuk eli her şeyi gölgeliyor. Ramazan Bayramı’nın sevgi dolu sarılmalarıyla Nevruz’un bahar coşkusu aynı anda kapımızı çalıyor. İran ve Orta Asya’nın kalbi Nevruz’la atar; o eski, kadim bayram, doğanın uyanışını, hayatın yeniden filizlenişini kutlar. Ramazan Bayramı da bizler için kucaklaşmanın dayanışmanın zirveye çıktığı günler-di…
Keşke savaş olmasaydı... Keşke bu yıl iki bayramın kucaklaşması, İran sokaklarında, evlerinde, yüreklerinde tarifsiz bir sevinçle yankılansaydı. Hatırlıyorum; öğrencilik yıllarımızdaki İranlı arkadaşlarımın gözlerindeki o ışıltıyı, Haft Sîn sofrasını kurarken yaşadıkları heyecanı...
Bizim bayram hazırlıklarımız, onların yanında sönük kalırdı sanki. Bayramlar sadece dua ettiğimiz günler değil... Birbirimizin gözüne bakıp “seni gördüğüme çok sevindim” dediğimiz, kırgınlıkları unuttuğumuz, yetim bir çocuğun başını okşadığımız, yaşlı bir annenin elini öptüğümüz anlar.
Toplumun yaralarını saran, ruhları ısıtan, “yalnız değilsin” diye fısıldayan o sihirli zamanlar.
Ama bugün... Bugün başka.
Bugün Gazze’de, İran’da, Orta Doğu’nun nice köşesinde anneler çocuklarını kucağına alamıyor. Bugün bahar çiçekleri yerine enkaz kokusu yükseliyor gökyüzüne. Bugün bir çocuğun bayramlık elbisesi yerine tozlu, yırtık bir tişört var üzerinde; elinde oyuncak bebek yerine kırık bir umut parçası.
Enkaz altında kalan hayallere, bombalarla susturulmuş kahkahalara...
Bu görüntüleri gördükçe içimiz yanıyor. İnsan nasıl dayanır? Bir yanda baharın müjdecisi Nevruz sofraları, renk renk çiçekler, ailelerin kahkahaları...
Diğer yanda doğanın kucağında, yeşilin ortasında kutlanan o masum sevinç...
Ve karşıda, aynı baharda, aynı gökyüzü altında gözyaşı ve kan... İnsanlık bu kadar mı ikiye bölündü? Bir taraf baharı kucaklarken diğer taraf baharı göremiyor mu artık?
Hayır, buna izin vermemeliyiz.
Bugün, tam da bu kırık kalplerin gününde, Nevruz’un ve Ramazan’ın buluştuğu bu mucizevi anda, hep birlikte sesimizi yükseltelim: Savaşa Hayır!
Kibre, zulme, “benim dediğim olur” diyen o iğrenç egoya hayır!
Bırakalım bahar herkese dokunsun. Bırakalım bir çocuğun yanağından akan gözyaşı, bir annenin duasından başka hiçbir şey olmasın. Bırakalım çiçekler sadece güzellik için açılsın, bombalar için değil.
Doğanın döngüsü gibi yumuşak, gibi merhametli olalım. Rengine, diline, inancına bakmadan sarılalım birbirimize.
Diğer canlıları da kardeş bilerek, yaralı bir kuşu da, aç bir kediyi de unutmayarak... Bu bayram, mazlumun gözyaşını silen, zalimin elini titreten bir bayram olsun. Dünyanın nimetleri, savaşsız, adaletle paylaşılsın.
Barış, sadece bir kelime değil; her evde, her sofrada, her kalpte yaşanan bir gerçek olsun.
Bir daha hiçbir çocuk bayram sabahı enkazda uyanmasın. Bir daha hiçbir anne “çocuklarım nerede?” diye çığlık atmak zorunda kalmasın.
Bayramımız kutlu olsun... Ama herkese kutlu olsun. Yüreğimizdeki bahar hiç solmasın.
Ve en önemlisi; barış, bir an önce gelsin... Gerçekten, içten, sonsuza dek gelsin.
Haksız, hukuksuz, vicdansız savaşlara sonsuz bir hayır….
Gönlünüz bahar, gözleriniz umut dolu olsun.

Eski İzmir’den bir bayram sabahı… Bayramımız kutlu olsun.